YIKILAN OCAĞIN ÜSTÜNE ZİYAFET BASKISI: Yas tutanlara dayatılan ağır yük
***
Yas tutanlara dayatılan ağır yük
Kederin ve zahmetin birleştiği o mekân: Taziye evi
Bir insan en ağır imtihanını yaşarken, ocağına ateş düşmüşken, canından bir parça toprağa emanet edilmişken... Gözyaşları kurumadan, yüreği henüz soğumadan başlayan bir koşuşturmaca: Ziyafet telâşı.
Taziye evleri, yüreklerin konuştuğu, Kuran'ın okunduğu, tesellinin fısıldandığı yerler olmalıdır. Oysa, bugün ne yazık ki, acının en yoğun yaşandığı bu kutsal mekanlar, devasa bir hizmet alanına dönüşmüştür.
"Babasına mı ağlasın, milletin karnını mı doyursun?"
Bu cümle, bugün yas tutan bir ailenin en can alıcı çaresizliğini özetliyor. Ana-baba,
kardeş veya evlat acısıyla kavrulurken; mutfakta etler pişiyor, tencereler fokurduyor, akrabalar servis yetiştirme derdine düşüyor. Acı, bir kenara itiliyor; yerini misafir ağırlama zahmeti alıyor.
Biten Komşuluk: Sırt Çeviren Dayanışma Kültürü
Bu uygulama, bizim o güçlü, o insanî geleneklerimize vurulmuş en büyük darbedir. Bin yıllık kültürümüz ne diyordu?
Peygamberimiz buyurdu ki: "Cafer'in ailesi için yemek yapınız; zira onların başına kendilerini meşgul eden bir iş gelmiştir."
Asıl ve hakiki gelenek, dayanışmaydı. Komşular, cenaze evinin ocağını söndürür, "Siz yasınızı tutun, biz size hizmet ederiz" diyerek, o eve pişmiş yemek taşırdı.
Geldiğimiz noktada, bu güzel haslet tamamen tersine dönmüştür. Taziye sahipleri, yediği içtiği zehir olan misafirlere, bin bir zahmetle sofra kurmak zorunda kalıyor.
Toplumsal baskı, örf ve adet adı altında, kederli ailenin üzerine ağır bir vecibe olarak çöküyor. Gelenek, bir teselli olmaktan çıkıp, aileye maddi ve manevi işkenceye dönüşmüştür.
Acının Üstündeki Borç Yükü: Külleşen Yas
Maddi durumu zayıf olan bir aile için bu ziyafetler, acıyı katlayan, günlerce süren borçlanma ve kaygı demektir.
Yürek yanarken, zihin "Bu masrafı nasıl karşılayacağız?" diye düşünmek zorunda kalıyor. Taziye bittiğinde geride kalan tek şey, manevi boşluğun yanında, bir de devasa bir fatura oluyor. Acının bedeli, bir de ekonomik yük olarak sırtlarına biniyor.
Yeter Artık!
Taziye evinde verilen bu ziyafetler, ne dînî bir emir, ne de insanî bir gerekliliktir. Acıya saygı istiyorsak, yas tutanları daha fazla yormayalım. Bu, ailenin üzerindeki yükü kaldıran değil, külleşmiş ocağa odun taşıyan bir uygulamadır.
Gerçek teselli, paylaşılan acıdadır; boğazdan geçen lokmada değil.
Bu ağır yükü kaldırın! Bırakın yas tutanlar, hakkıyla kederlensin.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bazı şehirler futbol oynar, bazıları futbola karakter verir 24 Ekim 2026 Cumartesi
- Milletin genetiğine bastırılan ithal elbise ve ‘güven’ dinamiti 10 Ekim 2026 Cumartesi
- Böl, parçala ve yönet tiyatrosu 09 Ekim 2026 Cuma
- İtalyan insafı değil, sistem iflası 30 Eylül 2026 Çarşamba
- Bağlama: İnsanın içinde söylenmeyen kalan sesi 25 Eylül 2026 Cuma
- Tarla ile market arasında kim kazanıyor? 18 Eylül 2026 Cuma
- Cezayir’deki balıkçı gemisini Türkiye’ye getirişim 16 Eylül 2026 Çarşamba
- Etin fiyatı kasapta değil merada başlar 10 Eylül 2026 Perşembe
- Mümkün olanı inşa etmek 04 Eylül 2026 Cuma
- Karadeniz'in bitmeyen hırçınlığı 02 Eylül 2026 Çarşamba