MESLEĞİN SORUNU, “TV KİME ÇIKTI?” OLAMAZ Dünün özeti: Gazzeli’nin çığlığı, Büyükakın’ın önerisi

17 Ocak 2026 08:47
16 Ocak’ın ulusallaşması ilk defa dün gündeme gelmedi. Yıllarca konuşuluyor ancak esaslı bir adım atılmıyor. Hamle yapılmıyor. Üye, komisyonlar marifetiyle işin içine sokulmuyor

**

“Haberlerde fotoğraf ve videolara boşuna logo atmayın. Hırsızlığın boyutu o kadar büyüdü ki yapay zekâyla onu da siliyor haysiyetsizler.”

Selda Hatun TAN /  Özgür Kocaeli

**

Genç meslektaşım…

Bence polis adliye haberciliğinde ilimizin en’i…

Selda Hatun Tan mesleğimizin önemli bir sorunu olan “Kopyala yapıştır” türü habercilikte, öngörüm odur ki emeği en çok sömürülenlerden.

Herhangi bir araştırmaya dayanarak falan değil gözlemlerim üzerimden kanaatim odur ki yurdum haber okurlarının en çok ilgi gösterdiği haber tipi, polis adliye nitelikli haberler. En çok çalınan haberler de, o haberler.

Bildiğim kadarıyla bu sebepten ötürü birkaç kişiye dava da açan Selda Hatun Tan’ı şahsına ait haberlere dair de olsa bir emek hırsızlığına karşı gösterdiği çabadan ötürü kutlamak lazım.

Bir konudan sadece ve sürekli yakınmak, bir süreçten sonra kabul görmez.

Mücadele etmek gerekir.

Hatta dünkü 16 Ocak kutlamalarında, farzı misal 30 – 35 yaş altı meslektaşlar, kategorilendirilmiş veya kategorilendirilmemiş şekilde, çabalarını teşvik için onurlandırılsa idi, keşke..

Bu arada bir antiparantez açmak durumundayım.

KOGACE’nin dünkü 16 Ocak Basın Onur Günü kutlamasında meslekte belli bir zaman dilimini devirmiş olanlar, onurlandırıldı. Naçizane, şahsımda.

İsmim önce, “Atakan Uslu” olarak anons edildi. Tereddüde düştüm. Programı sunan cemiyetimizin eski başkanı Halit Yılmaz’a, Atakan Uslu diye birinin var olup olmadığını sordum. Platforma öyle çıktım.

Şahsıma da onurluk verileceği zaten telefonla bildirilmişti. 32 yıllık mazime karşın, onurluğumda “40 yıl” ibaresi vardı.

Yanlış anlaşılmasını istemem.

Meslekteki kıdemime dair hiçbir yerde, hiçbir zaman, olanın ötesinde bir rakam telaffuz etmedim.

Telefonla bildirildiğinde ola ki sorulsaydı, “32 yıl” derdim.

Öğrendiğim kadarıyla maksat, 35 yıl ve ötesi kıdeme sahip olanların onurlandırılması imiş. Hiç bilgim dâhilinde değildi.

İçime, biraz burukluk yaşasam da sindi.

Aktan’a dahi vermişler” diyene yanıtımı dün sosyal medyadan verdim. Çok sayıda meslektaşımın, kendilerinin es geçildiğine dair tepkisine, biri hariç hak veriyorum. Dün, iyi niyetli bir çaba da olsa varsa cemiyet yönetiminin yanlış yaptığını düşünenler, muhatap kendileridir.

Akşamki balo tarzı etkinlikte, beş meslektaşıma kurayla televizyon hediye edildi. Her biri güle güle kullansın. Yanılmıyorsam üç sene önceki bir başka kura sonrası, hangi mesleği temsil ettiğinden bi haber şekilde gazetecilik veya “gazetecilik” yapanların sırf kendilerine kurada bir şey isabet etmedi diye diğer talihlileri rencide, zaten yozlaşmış haldeki mesleği daha da yozlaştıran paylaşımlarına tanık olmuştum. Bence o yaşanmışlığa rağmen hediyeli çekilişlerde ısrar edilmesi, yanlıştı. Yanlış bulmamdan ötürü de çekiliş için kurda numarası almadım, çekilişe katılmadım.

Daha ilk iki televizyon talihlilerini bulmuşken işlemeye başlayan dedikodu mekanizması, umarım sosyal medyaya yansımamıştır veya yansımaz.

Mesleğimizin sorunu o tür çekilişlerde, kime neyin çıktığı olmamalı. Bu tür günlerde, meslek tartışmalı. Örneğin kopyala yapıştır, örneğin emek hırsızlığı.

KOGACE’nin dünkü etkinliklerinde baştan sona, “Konuk sanatçı”yı oynadım. Gazetecilik, muhabirlik yapmadım.

Dünün bence öne çıkan iki detayını Süriye Çatak’ın Kocaeli Gündem’deki haberlerinden kopyala yapıştır yapacağım:

Bu yıl Basın Onur Günü’ne onur konuğu olarak Gazze’de görev yaparken ayağını kaybeden TRT Arapça kameramanı Sami Muhammed Şuheda ile bölgede yıllarca göre yapan gazeteci Deniz Müstani büyük alkışlarla Kocaeli’deki gazetecileri selamladı. İsrail’in işlediği suçları belgeleyen bir gazeteci olarak geldiğini söyleyen Şuheda, “Katil İsrail ağaç, çocuk, taş, insan demeden katliam yapıyor” diye başlayıp;

Karşınızda protez bacakla duruyorum. Bundan sonra mesleğimin başına döneceğim günleri bekliyorum. Füzeler bazen insanı öldürüyor ama hakikati öldüremiyor. Gazze kan kaybediyor. Günlük bombalanıyor. Daha dün 10 şehidimiz vardı. Ateşkese rağmen savaş durmuş değil. Oradaki gazeteciler çok şey istemiyor. Sadece görevlerini güven içinde yapmak istiyorlar. Gerçekleri naklederken bunun bedeli hayatları olmamasını istiyor. Gazze’nin, şehit olan gazetecilerin sesi, soğuktan ölen çocukların sesi olun. Yüreğimi güçlü tutacağım, kameram elimde olacak, umutlarım diri olacak” diye tamamladı.

Filistinli meslektaşlarımızın dün bizle olmaları yönetimden ziyade Halit Yılmaz işi gibi geldi bana. Kendisini kutlarım. 16 Ocak Basın Onur Günü’ne kısmi de olsa, evrensellik kattı. Ama meselenin ulusal ayağı eksik. Ona da KBB Başkanı Tahir Büyükakın hem dikkat çekti. Hem eleştiride bulundu:

Basın Onur Günü’nün daha geniş alanlarda kutlanması gerektiğini söyleyen Büyükşehir Belediye Başkanı Tahir Büyükakın, “Basın Onur Günü değer görsün istiyorsanız 1923’teki o toplantıya katılan tüm gazetecilerin ismine mesleğe dair yarışmalar düzenlenip ödül verilsin. Ulusal değil, uluslararası bir ödül, hatta ilerleyen yıllarda uluslararası olsun. Mutlaka bir sempozyum olsun. Siz yapmazsanız ben yapacağım. Emek vermiyorsunuz. Emek verseydiniz daha güzelini yapabilirsiniz. Yapmış gibi olmak için yapıyorsunuz. Ulusal boyuta taşıyamıyorsak önce cemiyetin sonra da biz seçilmişlerin ve idarecilerin suçudur. Bir sempozyum, bir de ulusal bir ödül töreni ile ulusal medyayı da buraya çağıracak bir farkındalık çalışması olmalı. Eğer siz bunu yapmazsınız ben kutlamalara katılmayacağım. Bunu, daha güzeli olsun diye söylüyorum” dedi.

Bence yerindeydi ancak Büyükakın’ın önerisi, Filistinli meslektaşlarımızın şahsında Gazze’den yükselen çığlıktan daha baskın olmamalı, kanaatindeyim.

Dünkü etkinliğe dair cemiyet yönetimini eleştirirken bence yeterli yetersiz, ortada bir çaba olduğunu gözardı etmemek lazım.

Büyükakın’ın, “Emek vermiyorsunuz” eleştirisi abartılı. Ortada emek var. Yenilemek, yenisini yapmaya dair bir çaba, emek, fikir üretimi yok.

16 Ocak’ın ulusallaşması ilk defa dün gündeme gelmedi. Yıllarca konuşuluyor ancak esaslı bir adım atılmıyor. Hamle yapılmıyor.

Üye, komisyonlar marifetiyle işin içine sokulmuyor. Cemal Kaplan’ın son kongrede sözünü ettiği “Komisyonlar” kurulacağına dair sözü, sözde kaldı.

KOGACE birinci Halit Yılmaz dönemi ile başlayan…

hakkını vermek lazım. Bence ilk dönemi, iyiydi.

…İkinci Halit Yılmaz dönemi ile her geçen yıl daha da raydan çıkan bir fetret döneminde; Çetin Gürol faciasının ardından Cemal Kaplan’ın bu döneminde, Gürol dönemine kıyasla, “Kötünün iyisi” bir düzlemde ilerliyor.

Camiayı dünkü gibi etkinliklerde azdır, çoktur bir araya getirmek kolay. Dün o da kısmen oldu. 24.00’e kadar süreceği sanılan eğlence, salonun yarısından çoğunun boşaldığı 21.30 civarı sonlandı.

Bir defa olsun; il geneli veya üç ayrı bölgeye ayırarak “Genel üye toplantısı” gündeme alınmaz, akıllara gelmez ise, olacağı budur.

Üyelerden bu zaman diliminde her şeye rağmen gelen önerilere, tepkilere kulak asılırsa da…

Protokolü bile “isyan” ettirirsin.

Yine de düne dair..

Ne onurlukların kime verilip verilmediği…

Ne televizyonların kime isabet ettiği…

Ne de ikinci sıraya aldığım Büyükakın’ın önerisi.

Bence dünün konuğu Filistinli meslektaşlar ve onların çığlığı idi. Bu sözün üstüne, sözüm yok diyorum…

“Gazze’nin, şehit olan gazetecilerin sesi, soğuktan ölen çocukların sesi olun. Yüreğimi güçlü tutacağım, kameram elimde olacak, umutlarım diri olacak”

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X