Yine sadece başkan mı seçeceğiz? Polat’ı, BİK’i konuşmayacaksak kongreye niye gidiyoruz
**
Türkiye Gazeteciler Sendikası’nın Kocaeli Temsilciliği marifetiyle önceki cumartesi günü gerçekleşen iki konulu meslek içi eğitim seminerinde acaba program değişikliğine gidilse idi;
Önce sendikal örgütlülük ve haklarımız ardından “Yapay Zeka nimetleri” konu edilseydi
Cumartesi günü “Yapay Zeka” konusu bittikten sonra toplantı salonundan bir gerekçeyle ayrılanlar
Açıklanacak programa göre “Yapay Zekâ” konuşulacağı zaman mı gelirdi?
Yoğunluktan sebep bir türlü haberleştiremediğim ama er geç haberleştireceğim müthiş bir etkinlikti.
Haberden kastım, “TGS’den meslek içi eğitim semineri” başlığı altında “Etkinlik oldubitti” haberi değil.
Evet küçümsüyorum o haberleri. Maksadım o tür bir “haber” olsa idi, “Elimin kiri” idi. Beş dakikamı almazdı.
Söz konusu haberim daha doğrusu üç ayrı haberim ise, her ne zaman yayınlanacaksa “Bayat” olmayacak. Çünkü mevzuular hep güncel.
Unutmadan; söz konusu eğitim seminerinden ötürü Türkiye Gazeteciler Sendikası Genel Merkezi ve Kocaeli Temsilciliğine şahsım adına teşekkür ederim.
Yapay Zeka’nın sadece sesi yazıya çevirmesiyle ilgilendiğimden diğer detaylar anlatılırken uyuklasam dahi, şahsım adına almak istediğimi aldım. Gayet doyurucu idi.
Eğitim seminerinin çay ve yemek aralarındaki kulis konusu ise haliylen, 01 Kasım’da gerçekleşecek olağan kongremiz oldu.
Kongrede gayet doğal ve demokratik bir hak olarak kimden yana taraf olduğumu tekrara gerek yok ancak kimseyle de o anlamda bir alıp veremediğim de yok. Adaylardan Hüseyin Öziri’yi destekleyen, Öziri’nin listesinden yönetime aday olacak arkadaşlarla da aynı masada oturup sohbet de ettik.
Kongrede seçime çarşaf liste ile gidilmesi yönündeki ısrarımı tekrarladım. Divanın an itibariyle kongre salonunda bulunan üyelere sunacağı önerge kabul edilir, edilmez. Bilemem veya edilmeyecek gibi ama yine de o önerge verilecek.
Önergeye her kim ne oy verecek olursa olsun eyvallah ama, “Aslında çarşaf liste en demokratik seçenek de sonraki kongreye…” türü bir gerekçeye de anlam vermem. Böyle düşünene, “Niye?” diye de sormam çünkü mantıklı bir cevap veremeyeceğine eminim. Haybeye köşeye sıkıştırmanın ne anlamı var.
Ancak her iki başkan adayının da hem seçilirlerse birlik beraberlikten dem vurup hem blok listeli seçim istemesindeki tezatlığı da deşifre etmeden geçmem.
Bir diğer öte yandan…
Kongrenin iki güne yayılması ve ilk gün sadece mesleğin konuşulmasını ısrarla yine tekrar ederim.
Bunda karar tasarrufu tamamen ikisi 01 Kasım’da birbirine rakip başkan adayı olmak üzere mevcut yönetimin tasarrufundadır.
İki tane örnekle pekiştirmek gerekirse;
Meslektaşımız Cihat Polat’ın hükmün açıklanmasının geri bırakılması yönünde karar alınsa dahi 10 ay hüküm yediği, malum.
Neymiş: Konut dokunulmazlığını ihlal etmiş.
İlgili celsede konut dokunulmazlığına dokunduğumuz “mağdur” kişinin avukatlarına kulak kabartıyorum: Yapının veya yerin bilmemkaçıncı sahibi imiş ve yapı aslında kaçak değilmiş.
Haber arşivlerini yine tarıyorum: İzmit Belediyesi anılan yere, ilgili haber sonrası “Kaçak” olduğu tespitiyle mührü vurmuş.
Elbette; kaçak olsa dahi bir evin içine girerseniz, konut hakkını ihlale girecektir.
İyi de Cihat Polat ve Polat’ı oraya sürükleyen Kocaeli Büyükşehir ve İzmit Belediyelerinin meclis üyesi Avukat Nazım Gençtürk’ün ayak bastığı yer, temel inşaatı.
Avukat değilim ama çok sayıda davaya girip çıkmaktan, celse sonrası tutanakları okumaktan az çok bilgim var, yorumlama hakkını kendimde görüyorum. Bence kovuşturma aşamasında ilgili savcı tarafından ret edilmesi gereken bir suçlama idi. Hadi onu da geçtim. Mahkemenin hâkimi çok çok arkadaşımızı yanına çağırıp, kulağını biraz çekip, “Bir daha yapma” diye göndermeli idi.
Bence asla geçiştirilmemesi gereken, önce Sakarya BAM’a, olmadı Danıştay’a, yetmedi AİHM’ye kadar yolu var.
Cumartesi gününün sendikal mevzular içerikli bölümünde ise Basın İlan Kurumu’nun, ilan alma hakkı olan basın kuruluşlarına süreklilik için, günde en az 50 haber dayatması oldu. 100 imiş, 50’ye düşmüş.
Gebze Emek’in o tür ilanları almaya ne hakkı var. Ne de orta veya uzun vadede öyle bir hedefim. İlgisiz ve bilgisiz olduğum detaylar idi ama..
Hadi burası Kocaeli…
Günde 50 adet, haber konusu yakalayabilmek mümkün.
İyi de ya Bayburt, Bartın, Yalova, Kırklareli ve emsal illerdeki meslektaşlar.
Bir diğer yandan tamamını olamasa dahi fırsat buldukça haber sitelerini, BİK’ten ilan hakkı edinenleri de tarıyor ve göz atıyorum.
Bu 50 haber şartı beraberinde niteliği düşük, toplumu ilgilendirmeyen, vakit kaybedilmesin diye hızlı hızlı yazılıp hiç süzgeçten geçmeyen ve kötü kurgu, cümlelerden ötürü neyi anlattığı anlaşılmayan haberleri tetikliyor.
İki örnekle sınırlı tutuyorum..
Biz önümüzdeki kongre sürecinde bunları konuşmayacaksak, ne zaman ve nerede konuşacağız.
Bu kongreyi iki güne yaymazsak, 01 Kasım’da sadece oy kullanacaksak ben dahil olmak üzere desteklediğimiz aday kazansa ne, kaybetse ne?
Ve bunları, mesleği konuşmayınca ne konuşuyoruz: Dedikodu.
Şunu şu “tü ka” destekliyor da bunu da bu “tü ka” destekliyor.
Şu seçilirse önümüzdeki aylarda bırakacak. Başkanlığa aslında “bu” gelecek.
Ama dedikoduların birine inanıyorum. İsim de veriyorum:
Hakan Süer’e dair her ne söyleniyorsa, doğrudur. Seçimi desteklediği adayın kazanması için her tür ahlaksızlığı yapar çünkü ahlakın kelime anlamını bile bildiğinden şüpheliyim. Naçizane şahsıma bir itirafına binaen söylüyorum: Çok kaliteli fedaidir. Elini ateşte yakmak istemeyen herkesin, fedailiğini de yapmaya, dün olduğu gibi bugün de müsaittir kanaatindeyim.
"Adalet" anlayışı, iktidar partisinin "adalet" anlayışı ile aynıdır. Güç eline geçerse gücün "adaleti"ni uygular. KOGACE yönetiminde çok defa, uygulamıştır.
Demokrasiyi aynı iktidar partisi gibi, kongrelerde seçimden ibaret sanır...
"Kazanmak için her şey mübahtır" türü faşizmi andıran izm'in (Makyavelizm) pratisyenlerindendir.
Kongrede aynı adaya oy verecekmişiz. Keşke Öziri’yi desteklese idi ama bu kadarına da engel olamam ama pireye kızıp “yorgan” yakmam.
Ben adayıma, “Listenin bir yerinde adını görürsem bir öncekinde yaptığım gibi, geçersiz oyu o zarf içinde kendimi teşhir ederek kullanırım” dedim.
TGS eğitim seminerinin pek rağbet görmeyen sendikal mevzuları tüm yalınlığı ile bir kere daha gösterdi ki, “Kurtuluş yok tek başına…”
Yaşadığımız haksızlıklar, baskılara karşı tek başına mücadele edersek, örgütlü mücadele etmezsek, ferdi olarak bir kazanım edinsek bile, aslında “kazandığımız” yerde kaybediyoruz…
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Büyükakın seçilseydi KBB çok dilliydi- 1 19 Ekim 2026 Pazartesi
- Erbaa maçının öğretileri 16 Ekim 2026 Cuma
- İl basını yazdı. Sözcü yazdı. Yeni Parti Darıca yazmadı 11 Ekim 2026 Pazar
- Büyükakın’a kalsa, seçime atama adayla giderdik 07 Ekim 2026 Çarşamba
- CHP ve Yeni’de beyin yakan tezatlıklar 06 Ekim 2026 Salı
- Eniş’in tek yanlışı ön seçime gitmemek değilmiş 01 Ekim 2026 Perşembe
- Çiler, Kara’yı destekleseydi 29 Eylül 2026 Salı
- Polat şahsında gazetecilik beraat etmedi. Tutuklandı 25 Eylül 2026 Cuma
- Heyecansız, ruhsuz kongreler: Bitse de gitsek 08 Eylül 2026 Salı
- Çayırovalı bunu 2004’ten beri ölümüne yiyor da niye yiyor 07 Eylül 2026 Pazartesi