YANGINDA. BEN BAŞKANIN, TOPÇU BENİM PEŞİMDE Şaban hocanın selamı var. Çay var mı çay?
Cumartesi yazıları / Deplasman hikayeleri...
Ekrem İmamoğlu başkanlığında İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ne ilettiğimiz sorunlarımıza İBB yetkilileri duyarsız kalmayarak mahallemizin bir simgesi olan ve köklü bir geçmişi bulunan spor kulübümüze hak ettiği değeri verdiler… Bir kez daha emeği geçen başta İBB yetkilileri olmak üzere herkese teşekkür ederim.”
Recep GENÇ
Çepni Dernekler Federasyonu Başkanı
13 Nisan 2022
İstanbul yerel basın Yaşam Gazetesi’ne verdiği demeçten…
**
Sene 1984…
1980 askeri darbesinin dördüncü yılında yasakların ve baskının henüz tam geçmediği, Gebze’de kahvehanelerle birlikte derme çatma iskeleden bozma tribünlü Yazı (Şimdiki Alaettin Kurt) Stadı’nda yeniden kurulan 3’ncü Lig’de sezonun ilk iç saha maçında Pendikspor’u ağırladık…
2-0 yenildik diye hatırlıyorum. Maç sonrası Pendikspor taraftarı bir grup “taraftarımız” tarafından taşlandı…
Yani 41’nci yılına giren ve halen süren gerilimin çıkış gerekçesi bu sevgili okur.
… Sezonun ikinci devresinin ilk maçında Maltepe Hasan Polat Stadı’nda 10 kadar Gebzeli dağınık nizamda ama Pendikspor taraftarının tam göbeğindeyiz.
Baba Zahir (Apaydın), Ali Atasayan ve birkaç arkadaş daha…
Ben o gün yine Ogün Akova ile yan yanayım.
Bizimkiler pardösülü ve yakalar yüzü kısmen örten şekilde dikili…
Pendikspor’da dönemin amigosu veya tribün lideri stattaki varlığımızı anlamış olsa gerek: “Yanıma bir Gebzeli gelsin. Barışacağız…”
Durur muyum…
Ogün daha, “Dur lan ne yapıyorsun” demeye kalmadan ben dört tarafımız Pendikspor taraftarı ile bitişik nizam çevriliyken kafama mor beyazlı yün şapkamı taktım…
Birkaç dakika sonra bir Pendiksporlu geldi..
Kafamdaki şapkayı alıp, “Birader… Gebzeliler’in kahramanı sen misin?” diye aldı. gitti…
Pendikspor galiba 1-0 öndeyken 89’da falan galiba i….e hakem lehimize penaltı verdi.
Topun başına da yanılmıyorsam Zonguldak eşrafından Özcan abi diye geçti…
Ben heyecan yaptım…
Ogün belli ki içinden kaçıralım diye bildiği bütün duaları okuyor…
Özcan kaçırdı… Ogün derin bir nefes aldı…
Ogün ile bir de Bursa maceramız var…
Galiba Sedat 3’ün jübile maçı için Fenerbahçe ile oynayacaklar ve ergenlik çağları.. Fener nereye biz oraya…
Jübile maçı olmasından sebep misafir tribünde galiba 30 kişi falanız. Stat ful ama. Sol tarafımızdan Meksika başlıyor. Stadı gezip sağımızda biterken el kol hareketleri hem de bize…
Yaş da 15 falan. Kan deli akıyor o sıralar…
Ben durur muyum..
Ogün, “Daha dur ne yapıyorsun lan…?” demeden.. verdim ağızlarının payını!
O gün o stattan çıktıktan sonra peşimizden koşan 30 Bursalı’yı nasıl atlattık.
Ara sokaklara falan dalıyoruz. Koşarayak kaldırımda falan denk gelene terminal yönünü soruyoruz. Tarif etmelerine fırsat bırakmıyoruz ki.. işaretleşerek artık…
Terminale nasıl varıp galiba Gemlik veya Orhangazi’ye kadar pencereden kafalarımız gözükmesin diye nasıl bir dönüş yolculuğu yaptık.
Çok hatırlamıyorum…
**
İnsan 7’sinde neyse 70’inde de o. Değişmiyor.
Bir de Türkiye’de ayrıcalıklı bir kuşağın mensubuyum naçizane..
1970-1980’lerin çocukları…
Yasaklarla büyüyen, kimilerine göre “yitik” kimilerine göre “kayıp” kuşak. Döneme dair ödediğimiz herhangi bir bedel yok daha çocuğuz ama kimimiz çekirdek, kimimiz geniş aile kimimiz eş dost çevresinden, burukuz…
“Onlar askere gittiler” dediydiler. Hâlbuki asker götürmüş onları. Hayli sonra anladık. Dönmeyenleri de olduydu, kör topal dönenleri de…
…velhasıl kelam Gebzespor’un BAL’da mücadele ettiği yıllarda İstanbul, Şişli’nin köklü ekiplerinden Feriköyspor ile iki sezon üst üste eşleştiydik.
İlk sezonun Gebze’de oynanan ve 1-0 kazandığımız ilk maçında her şey mükemmel. Taraftar grupları birbirine çiçek verdi falan. İyi…
Aynı sezonun ikinci devresinde 3-0 kazandığımız deplasman maçına ise gidemediydim. Kavga kıyamet…
Hemen bir sezon sonra yine sezonun ilk maçı Gebze’de. Konuk ekibe taraftar yasağı var idi yok idi hengâmesinde bu sefer daha az sayıda, kaba saba 30-50 kişiyle geldiler. Bir önceki sezon Feriköy’de yaşananların getirdiği gerilim ve kaygıya karşın yine 1-0 kazandığımız maç, kavgasız gürültüsüz bitti.
Aynı sezonun ikinci devresinde Feriköy’de oynanan maça ise…
Her iki taraftar grubunun sosyal medyadaki atışmalarından sebep, hayli korunaksız Feriköy Stadı’nda oynanacak ve alabildiğine gergin geçeceği aleni maç için…
Ama ben gazeteciyim ve Gebzespor’un hiçbir deplasman maçına sadece maç için gitmemişim…
Çayırova Erişler’den Marmaray Fatih’e otobüs, oradan Yenikapı’ya Marmaray, oradan da Feriköy’e İETT ile maç günü, pazar sabahı 08.00 sularında mahallede soluğu aldım…
Önce statla iç içe, kulüp yönetiminin oraya dizüstünü bırakıp rahat rahat gezeyim dedim ama benim gittiğim saatte daha kulüp açılmamış. O derece…
Öğlen saatlerine kadar mahallede hava gayet olağan…
Maç saatine doğru kıpırdanmalar başladı…
Maçtan önce sosyal medya paylaşımlarımdan dikkatimi çektiydi.. Gebzespor maçı için çağrıda, “Stada girmiyoruz” uyarısı var…
Sanırsın basketbol takımları spor salonunda oynayacak. Neyse. Sonra sonra çaktım köfteyi…
… Bir de maça daha çok uzun süre kala stadın yanındaki parkta toplanıyorlar ama yürüyüş desen, stat ile park arası neredeyse bitişik nizam. Üç beş adımlık mesafeye yürüyüş olmaz kanaatindeyim.
Meğersem Gebzeliler’i bekliyorlar imiş. Hani bir şekilde mahalleye sızdıkları tespit edilirse, “İki lafın belini kıracaklar…”
Hele ki Ramazan Esen gelirse… (Ne halt ettiyse artık bir önceki sezon Feriköl deplasmanında)
Abartmıyorum. Feriköy Mezarlığı da yürüyüş mesafesinde. Allah muhafaza… Yakalasalar cenaze namazını kılmadan defnedecekler!
Neyse ki galiba Ramazan Esen’in de yer aldığı taraftar kafilesi, Şişli İlçe sınırına girmeden geri gönderildi.
Ben yine fotoğraf makinem omzuma asılı. Dolanıyorum bir de iki detaydan rahatım.
Feriköy taraftarını iki Gebze deplasmanında, birinde aralarına girerek fotoğrafladım.
Gebze’deki ilk maçta hatta kulüp müdürleri Mahir Kılıç ile tanıştıktan sonra bizim başkan Resul Tat ve yöneticilerle beraber fotoğrafladım.
“Sizin başkan nerede?” diye sordum. “Protokol sevmez. Taraftarımızın arasında” deyince misafir tribünün içine girip dönemin kulüp başkanlarını da fotoladım.
Yani o veya bu sayıda Feriköyspor taraftarının yüzüne aşina olduğu naçizane bir gazeteciyim.
Bir de kulüp lokali açılınca teknik direktörleri Şaban Acar hocaya da selam verdim. Hal hatır sordum. İzlemediğim o kavgalı maçta ne olduğunu bir de kendisinden dinledim. Benim dizüstünü de Feriköyspor kulüp yönetiminde güvenilir yere bırakıp yine dolaşmaya çıkarken Şaban hoca park tarafındaki çayda yapılan büfenin orada… oradakilere kendisinin selamıyla… çay içebileceğimi söyledi.
Hoşuma gitti. Neyse…
Parka doğru yöneldim. Taraftar grupları toplanmış ama kulüpleri lehine slogan atıyor. Ama bize saydırıyor.
Tamam, saydırılan taraftanım da gazeteciyim ben.
Sonradan sosyal medyadan fark ettim ki desteğe gelen Halide Edip Adıvar Spor Kulübü taraftarından bir grubu 3 bilemediniz 5 metre mesafeden fotoğraf çektim.
Biri geldi yanıma…
Neci olduğumu sordu.
- Gazeteciyim, dedim.
Nereden geldiğimi veya nereli olduğumu sordu.
- Gebze veya Gebzeliyim
Bir yorumumda da yazmıştım: İstanbul’un işgal yıllarındaki emperyalist İngiliz askeri gibi, musallat oldu…
- Git buradan. Seni istemiyoruz…
Hadsiz. Şişli’nin Feriköy Mahallesi de bu memleketin toprağı. Ama belli…
Bir ABD projesi olan 1980 süreci ve askeri darbesi sonrası memlekete günümüzdeki rejimi tesis etmek için başlatılan tektipleştirmede ondan nasibini almış…
Beyninin ırzına geçilmiş ve kaçınılmaz ya, keyif almış…
Kurtlar Vadisi kuşağı…
Sözün ona “taraftar”, “yurttaş”, “vatandaş”… ın biri işte.
Kene gibi birde.
Maça doğru Kulüp Başkanı Resul Tat, yöneticiler, Maya Grup’ta idi o dönemin basın propaganda işleri Fatih Malkoç, Furkan Malkoç…
Güvende olayım diye aralarındayım. Aramızda bir de polisler.
Kurtlar Vadisi kuşağı emperyalist İngiliz askeri hala peşimde: “Git buradan…”
Hadi o taraftar.. Kabullenilemez ama bir memleket gerçeği…
Ya yöneticilerine ne demeli:
Her kimsen…
Ülkemiz sporunun da, futbolunun da, o kulübün de, az biraz yüzün varsa kızaracak, UTANCISIN…
Ayıp ulan ayıp…
Taraftarlar arası ne olduysa oldu. Misafiriz orada ahlak fakiri…
Dizüstünü bile, aklıselim birine denk geldi de Şaban hocanın hürmetine kotardım.
O esnada da dallamanın biri, “Bilgisayar. Kaç para ki” diyor.
Gel de o kazmaya… geçtim ev sahibi misafir kültürünü…
Vereceğim bir disk: “Yükle içindekini. Bilgisayarı kulübünüze bağışlıyorum” diyeceğim ama takımın mahalleye girmesiyle başlayan yumurta yağmuru…
Takım güç bela içeri girmiş.. Bağrışlar çağrışlar…
Ortamı daha da germek istemedim.
Bilgisayarı ikinci elde satışa çıkartsan bir kilo hurda, 20 lira…
İçindeki bilgiler, hazine…
Neyse ki kurtardım…
Saha içine de giremedik…
İstanbul yerel basınından iki sözüm ona “gazeteci” girdi. “Meslektaşım” demem onlara. O durumu göre göre, “Feriköy için geldik” diye içeri girdi.
Gebzespor’un İstanbul takımlarıyla oynadığı iç saha maçlarına İstanbul’dan gelen meslektaşlara tutumumuzu bilirim. O ikisi hariç. Siz yine gerekirse Gebze deplasmanı yapın. Biraz meslek adabı, meslek duruşu öğretisi edinin…
O gün Feriköy’den nasıl çıktık… Çıktık ama bir şekilde.
Beni gülümseten detay, Şaban hocanın selamıyla çay içmeye gittiğim yerden, dayağın direğinden dönmüş olmak oldu..
Bir de dalarmışım ortadan: “Selam arkadaşlar. Gebze’den geldim. Şaban hocanın selamı var. Çay var mı çay…”
Bir de aynı sezon, ulusal basına da konu olan Gölcük deplasmanı var. olaylı…
Kısa keseceğim…
Gölcük Stadı, bildiğiniz yangın yeri.
Tribünde polis müdahalesi, saha içi kavga dövüş, tribünde kırılan koltuklar gırla…
Biber gazı sıkıldı…
Bizim Kulüp Başkanı Resul Tat’ın gazdan gözü yanmış.
“Aha” dedim… “Haberi anlatan fotoğraf…”
Bir taraftan tribünden sahaya atılan maddelerden korunmaya çalışıyorum.
Öte yandan takımların futbolcuları gırtlak gırtlağa. Arada kalmamaya çalışıyorum.
Bizim takımdan Baran Kaya da peşime takılmış..
Resul Tat’ı niye öyle çekiyorum diye peşimde dolanıyor…
Anlatırım ikna da ederim ama saha içi yangın yeri…
Ben fotoğraf alacağım diye başkanın…
Baran, fotoyu çekmeyim diye benim peşinde…
Gökten pet şişe, sandalye yağıyor!
Neyse bir iki kare aldım ve gökyüzüne doğru baktım:
“Allah’ım… Bunları bana sayıyla mı yolladın? Ben kulunu sınamak için bu dallamaya mı reva gördün? Bunu da mı yolladın, Allah’ım…”
Girizgâhla bağlamalı…
İmamoğlu’na teşekkür dövizinin hayli iyisini İFA ile deplasman maçında, İFA Stadı’nda gördüm. Tribünler eh işte ama diğer bina yapıları falan, teşekkürü hak etmiş.
CHP Şişli İlçe eski Başkanı, Çepni Dernekler Federasyonu Başkanı Recep GENÇ… Feriköy Stadı’nda ne görmüş de teşekkür etmiş, anlamadım.
Oraya “iki adım” mesafede 2’nci Amatör Küme takımı Taksimspor’un sahası, stadı daha iyi…
Orada dünümüz Şişli Belediye Başkanı, günümüz CHP Erzincan Milletvekili Mustafa Sarıgül’e teşekkür var. O da hak etmiş.
Ama siyaset işte…
Bir daha Feriköy’e yolum düşerse, AKP Şişli İlçe eski başkanlarından birini bulup Genç’in teşekkürünü hatırlatıp ona soracağım: “Bu statta büyükşehir belediye başkanına teşekkür edecek detay, nerede?”
Feriköy’den o gün “sağ” çıktım. Yine çıkarsam, ne dediğini yazacam…
Diyorum.
Bir de keyifli Cumartesiler…
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Konuştu da, ne konuştu? 21 Ocak 2026 Çarşamba
- Dünün özeti: Gazzeli’nin çığlığı, Büyükakın’ın önerisi 17 Ocak 2026 Cumartesi
- Kocaeli’de mesleğin tek çatısı KOGACE’dir 16 Ocak 2026 Cuma
- Uludağ tercihi Bursasporlu'ya destekmiş: Gazoz olma. Efsane ol 15 Ocak 2026 Perşembe
- Bahis'te Bilazer’i gönderdik: Yatacak yerimiz yok! 14 Ocak 2026 Çarşamba
- Gazze'yi de emeği de bombalıyorlar 13 Ocak 2026 Salı
- Atarlanmakla olsaydı: Çözüm kamulaştırma 12 Ocak 2026 Pazartesi
- Atatürk “giderayak” çok şey öğretti 09 Ocak 2026 Cuma
- Sistem ve düzen, susturmak için kalan seçeneği kullandı 08 Ocak 2026 Perşembe
- AKP’de Trump’ın “Dost”u ile yüzleşme 05 Ocak 2026 Pazartesi