Ravive’de Kemalettin Tuğcu okumayanların tahliye beklentisi Üvey Baba, Baba Evi, Benim Babam: Devlet Baba
**
Baba…
Yanı sıra anne, abi, abla, kardeş, enişte, teyze, dayı, dede… gibi hitap şekilleri ülkemiz geneli bir gelenek olarak sadece öz olanlar için kullanılmaz.
En yaygın olanı Baba’dır ve en çokta eski Cumhurbaşkanı ve Başbakan Süleyman Demirel ile özdeşleşmiştir.
21 Temmuz Salı günü Kandıra’da…
Kandıra Cezaevi yerleşkesindeki mahkeme salonunda…
Ravive Kozmetik faciasının bu sefer bir günde tamamlanan ama yaklaşık 10 saat süren üçüncü celsesindeyim.
Basına cep telefonu mahkeme salonuna giriş yasağının sürdüğü yeni bir celsede alabildiğim kadarıyla not almaya çalıştım.
Şahsım adına “Varsın geç olsun. Sağlıklı olsun” diye gerek suçlama gerek savunmada kimin ne söylediğini sıfır hata veya minimum hatayla haberleştirmek veya yorum konusu etmek için duruşma tutanağını beklemeye karar verdim.
Elime birkaç gün önce ulaşan yeni tutanakta o celsede her kim ne konuştu ise isminin karşısında, “Çözümü daha sonra yaptırılmak üzere SEGBİS kaynağına alındı” yazılı idi. Kaynağıma sordum. O çözümün ancak 08 Eylül’deki dördüncü celseye birkaç gün kala tamamlanıp taraflara ulaşabileceğini söyledi.
Diğer taraftan da Ravive’nin içinden facia öncesi döneme ait bazı fotoğrafların peşindeydim. Bazı fotoğraflara ulaştım ama asıl aradığıma değil.
Ravive Kozmetik’te üretilenin, depolanıp sevk edilenin sadece kozmetik ürünleri ve kolonya olduğunu sanıyoruz ama sanki başka şeyler de var.
Yıkım kararına rağmen yıllarca çeşitli gerekçelerle yıkılmayan binanın üstelik yargıya rağmen, idare tasarrufu ile yangından iki gün sonra yıkılması ve bu şekilde tüm delillerin ortadan kaldırılması;
Ötesinde faciadan sonra ve yıkımdan önceki kısa zaman diliminde o fabrikadan bazı ürünlerin sevkinin üstelik narkotik ekibi olan polisler tarafından yapıldığına dair üzerine gidilmesi gereken çok ciddi bir iddia;
Tutuklu sanık Ali Osman Akat’ın daha önce uyuşturucudan tutuklu yargılanıp serbest kalması ama aynı davadan bir müdürünün hüküm giymesini, üçünü birden tesadüfe mi bağlamalı?
Ravive Kozmetik faciası sonrası faciada hayatını kaybeden yedi işçinin yedisinin de aile bireylerinin adaleti arama mücadelesine şapka çıkartmak ve saygı duymak ile birlikte,
Mesele başka kirli kokularda vermektedir.
Ravive Kozmetik faciası, aynı zamanda neredeyse belgelenmiş bir rüşvet mekanizmasıdır.
Artık sayısını ben de hatırlamıyorum ama tekraren…
Ravive’ye denetim için giden zabıta memurlarının koli koli parfüm, kolonya ile ayrıldığı gerek işçi aileleri gerekse birçok tanık tarafından, adıyla sanıyla;
Gerek Kandıra’daki mahkeme salonunda gerekse beşi Gebze Kent Meydanı biri Dilovası Belediyesi ile AKP Dilovası İlçe Teşkilatı ve zabıta memurluğu binasının arasındaki alanda gerçekleşen toplam altı adalet nöbeti eyleminde polisin (devletin) kamera kaydı altında söylenmiştir.
İddiada bulunanların adı sanı bellidir. Gizli tanık değil aleni tanıklardır.
Her tür ahlaksızlığın meşrulaştırılmaya ve olağanlaştırılmaya çalışıldığı “Yeni Türkiye” ve akabinde “Türkiye Yüzyılı” süreçlerinde böyle bir iddia, siyasetle seçilen belediye başkanı ve yönetimlerinin, “Cevap vermeye gerek bile görmedim” diye geçiştireceği bir iddia değildir.
Ben o ismi burada yazmam ama sorulursa söylerim. Kaldı ki belediye yönetimine rağmen aramayacağından sebep yönetim tarafından da bilinen o kişinin gayriresmi yalanladığı iddia, Ramazan Ömeroğlu tarafından bizzat yalanlanmadığı ve suskun kalındığı sürece artık gerçektir. Siyasal İslamcı Vahşi Kapitalist rejimin Dilovası’nda da yerel iktidarda olan sürdürücüleri tarafından rüşvet ahlaksızlığı da meşrulaştırılmak, sıradanlaştırılmaktadır.
Ve hatta…
Belediyeye operasyon sonrası kısa süre tutuklu kalan iki zabıtanın birkaç gün sonra serbest bırakılması bu iki kişinin bir takım çevreleri, “Konuşursak sizi de yakarız” diye tehditte bulunduğu, zaten yargının rejimin aparatı olduğunun alenileştiği “Yeni Türkiye” ve “Türkiye Yüzyılı”nda bu tehditten ötürü serbest kaldıklarına dair iddiaların da doğruluk payını güçlendirmektedir.
Olağan şüphe odur ki Dilovası Belediyesinde rüşvet lekesi sadece zabıta memurlarının götürdüğü birkaç koli parfüm, kolonyadan ibaret değil gibidir.
Biraz aydınlatma, biraz da hatırlatma nitelikli, yaklaşık 550 kelimelik böyle bir “girizgâhtan” sonra yorumun ana konusuna nihayet gelince…
Üçüncü celsede
Tutuklu sanıklar Ali Osman Akat, Altay Ali Oransal ve İsmail Oransal’ın müdafii avukatları ile birlikte talep ettikleri tahliyelere ilişkin savunmaları esnasında kaydını yapabildiğim notlara göz attığımda;
Edit uyarısı: Yorumun bundan sonraki bölümleri zor şartlarda alınan notlardan ibaret olduğu için bazı maddi hatalar içeriyor olabilir ama özü itibariyle aşağıdaki gibidir…
Ali Osman Akat…
Uyuşturucudan suçlandığı davada bir ay tutuklu kaldığını, akabinde aklandığını söyledi.
Önceki celselerde malum vakadan ve tutukluluk halinden ötürü işlerinin kötü gittiğini biraz daha pekiştirerek tekrarladı.
Bugüne kadar ülkemize 750 milyon TL’yi ayar vergi ödediğini,
Sanki Maliye Bakanı’na atıfla
Serbest kalması halinde, sektördeki tecrübesine binaen bir yıl içinde kötüye giden her işini tersine çevirerek çok daha yüksek miktarlarda vergi ödeyeceğini ve aslında kendisinin tutuklu yargılanmasından çok devletin böylesi bir kaynaktan mahrum kaldığına üzüldüğünü,
Üzerinde mal varlığı olmadığını çünkü her ne kazandıysa yine yatırımda değerlendirdiğini,
Sigortasız bir çalışanı dahi olmadığını,
Vakti zamanında üç ofis, üretim yaptırdığı 25 fabrika, 250 çalışanı var iken günümüzde nisan ayından bu yana maaşını ödeyemediği 15-20 çalışanı kaldığını ve şahsının tutukluluğunda aslında çalışanlarının ve ailelerinin de mağdur edildiğini söyledi.
Avukatlarından biri de halen çalışanlardan birkaçının mahkemede tanık olarak dinlenmesini istedi.
Diğer tutuklu sanıklardan Altay Ali Oransal ve İsmail Oransal ile müdafilerinin savunmalarında da daha önceki celselerde olduğu gibi fabrikanın asıl sahibinin cezaevinde iken kalp krizinden ölen Kurtuluş Oransal…
Facianın tek sebebinin de hayatını kaybeden işçilerden Tuncay Yıldız olduğu gerekçesiyle tahliye talepleri sürdü.
Üç tutuklu sanığın yenilediği tahliye taleplerinde yeni ve ortak söylemleri ise “Devlet Baba” vurgusu idi…
- Ben de babayım…
- Devlet babadır. Babalık bekliyorum.
Ve benzeri söylemler.
Her üç sanığın Ravive Kozmetik ile fiili ilişkisi var mı idi yok mu idi’den bağımsız şekilde…
Tutuklu sanıklardan ikisi, Kurtuluş Oransal’ın oğlu veya diğer tanımla Kurtuluş Oransal onların babası.
Anneleriyle babaları boşanmışmış, ayrı evdelermiş falan filan bunlar aile içi mevzular. Magazinsel detaylar.
İki tutuklu sanığın merhum babaları -ve galiba Ali Osman Akat da- o fabrikada o işçileri sigortasız çalıştırmış. Çocuk işçi, mülteci işçi çalıştırmış. Yerlerde, peynir ekmeğe talim ettirmiş. Hakaretler etmiş, sövmüş. Orada çalışanların o koşullarda dahi orada çalışmaya mecbur olmasını fırsata çeviripemekçinin hakkından aleni şekilde çalıp çırparak zenginleşmiş de zenginleşmiş. Oğulları Altay Ali Oransal ve İsmail Oransal’ın ve diğer aile efradının boğazından haram lokma geçirmeyi bir baba olarak hazmetmiş. Hadi çocuklarının, çocuk yaşta iken kabahati neydi!
Ali Osman Akat’ın eşi Kandıra’daki celselere bilmem kaç asgari ücret ettiği söylenen marka çantasıyla katılırken haram yemeyi hazmettiklerini, şahsında sergilemiş.
Yani, şeklen insanı andırıyor. Yahu bari biraz insan olabilmeyi, başarabilseymiş. Ne o öyle, “Sizi paramla boğarım” edaları. Görmemişliktir, görgüsüzlüktür de bu kadar da mı görmemişliktir. Her bir bireyin temel ahlaki eğitimi, ana sınıfı veya ilkokul bire kadar ailede başlar. Hiç mi eğitilmediniz? Hiç mi görmediniz…
Hani ola ki eşi serbest bırakılsa aynı o iki zabıta memuru gibi, Dilovası’nda bir zafer konvoyu galiba o da düzenlermiş.
Ve iki oğlu dâhil olmak üzere her üç sanık da bizzat tanık oldukları o esir kampına dönüşen fabrika binası içinde Kurtuluş Oransal’a sağlığında, “Nedir bu işçilere zulmün. Bir de babalık et” dememiş.
Mahkeme salonunda devletten, babalık bekliyorlar…
Ravive Kozmetik’ten bazı fotoğrafların izini sürerken asıl aradığım fotoğraflara henüz erişememiş olmakla birlikte elimdeki mevcut fotoğrafların linkini paylaşarak bağlarken…
https://www.facebook.com/photo/?fbid=4111954009097666&set=pcb.4111954339097633
Baba…
Yanı sıra anne, abi, abla, kardeş, enişte, teyze, dayı, dede… gibi hitap şekilleri ülkemiz geneli bir gelenek olarak sadece öz olanlar için kullanılmaz.
Ve bu unvanlar, hak etmeyene verilmez.
Birinden babalık beklemek, önce iyi evlatlığı gerektirir…
Türk çocuk ve gençlik edebiyatının en üretken yazarlarından, 300’den fazla romanı olan Kemalettin Tuğcu’nun (1902 – 1996) eserlerinde
“Genellikle yetim ve öksüz çocuklar, aile sevgisi, yoksulluk, dürüstlük ve merhamet gibi ahlaki değerler işlenir. Olaylar çoğunlukla dramatik ve hüzünlü bir dille aktarılır, bu nedenle nesiller boyu duygu eğitimi açısından önemli bir yere sahiptir.”
Küçük Besleme, Üvey Baba, Baba Evi, Zavallı Büyükbaba, Benim Babam gibi kimi sinemaya da uyarlanan kült eserleri naçizane şahsım tarafından işbu yorumu okuyup da ola ki varsa üzerine bir şeyler alınan herkese bizzat tavsiye edilir.
Bu vesileyle üstadı da rahmetle ve saygıyla anarım.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- İzmit Barosu olmaması için anahtar liste şart 24 Ağustos 2026 Pazartesi
- CHP / Yeni Partililerin Büyükakın aşkı 22 Ağustos 2026 Cumartesi
- Güzide’de bile mezgit fileto 500, sıcak helva 200 TL 10 Ağustos 2026 Pazartesi
- CHP'li Belediye'nin turnuvasında AKP’li tavlacının yenen hakkı! 09 Ağustos 2026 Pazar
- Medical, ISS’yi saklar. Karaköy mühür söker. Müteahhit hizmeti önler 08 Ağustos 2026 Cumartesi
- Sanayi Odamız da olsaydı iyiydi 07 Ağustos 2026 Cuma
- Darıca Balıkçı Barınağında aklın yolu bulundu gibi 06 Ağustos 2026 Perşembe
- CHP’de ve Yeni Parti’de yeni bir şey yok 05 Ağustos 2026 Çarşamba
- Soruşturma açılmayınca aklanılıyordu. Soruşturma açıldı 04 Ağustos 2026 Salı
- Tuzlalı devrim yapıp rejimi değiştirmişti 02 Ağustos 2026 Pazar