Suriye’nin Toprak Bütünlüğü Söylemi ve Gerçekler: Golan’dan Kürtlere Uzanan Sessizlik
**
Ortadoğu’nun kronikleşmiş krizlerini konuşurken siyasetçilerin ağzından en çok duyduğumuz cümlelerden biri “Suriye’nin toprak bütünlüğü bizim için esastır” ifadesi oluyor. Diplomasi masalarında, uluslararası toplantılarda, kameralar karşısında aynı cümle dönüp dolaşıp karşımıza çıkıyor. Peki bu söylem gerçekten ne kadar samimi? Daha da önemlisi, bu söylem herkes için geçerli mi?
Zira eğer mesele gerçekten toprak bütünlüğü ise, o halde İsrail’in Golan Tepeleri’ni on yıllardır fiilen kontrol altında tutmasına karşı neden aynı kararlılıkta bir tepki yok? Uluslararası hukuk açık, Birleşmiş Milletler kararları ortada… Buna rağmen dünya, Golan konusundaki statükoyu kabullenmiş bir sessizliğe gömülmüş durumda. Büyük güçlerin stratejik çıkarları, bazı ülkelerin bölgesel hesapları ve diplomatik öncelikleri, Suriye’nin “bütünlüğü” söz konusu olduğunda bile çifte standardı gün yüzüne çıkarıyor.
Aynı sessizliğin başka bir benzerini, yüz yıllardır bu coğrafyada yaşayan Kürtlerin durumu üzerinden de görüyoruz. Bölgedeki en kadim topluluklardan biri olan Kürtler, hâlâ kapsamlı bir siyasal statü, kültürel güvence ve eşitlik temelinde bir gelecek talep ettiğinde, bir anda herkesin dilinden “toprak bütünlüğü” söylemi düşmüyor. Ne tuhaftır ki bu söylem, çoğu zaman hak taleplerinin üzerini örtmek için kullanılan bir kalkan hâline geliyor.
Oysa bölge halklarının barış içinde bir arada yaşamasının temel koşulu; kimliklere, dillere, kültürlere ve siyasal temsile saygılı bir düzen kurulmasıdır. Fakat ortada acı bir gerçek var: Söz konusu Kürtler olduğunda, uluslararası toplumun büyük bölümü görmezden gelme refleksine sarılıyor. Bölgesel aktörler ise çoğu zaman meseleye yalnızca kendi güvenlik perspektiflerinden yaklaşıyor. Sonuç olarak, Kürtler ya bir güvenlik sorunu gibi ele alınıyor ya da siyasi denklemlerin pazarlık unsuru hâline getiriliyor.
Daha da ironik olan, bu çifte standardın bölgede istikrarsızlığı derinleştirmesi… Zira çözümü ertelemek, kimlikleri bastırmak ve talepleri görmezden gelmek tarih boyunca hiçbir yerde huzur üretmedi; aksine gerilimin ve güvensizliğin kalıcılaşmasına yol açtı.
Bugün, Suriye’nin geleceğini konuşacaksak dürüst olmamız gerekiyor: Golan Tepeleri konusunda sessiz kalanların, Kürtlerin temel hakları söz konusu olduğunda yüksek sesle “toprak bütünlüğü” demesi artık inandırıcı değil. Tutarsızlık üzerine kurulan politikaların ömrü kısadır; fakat yol açtığı acı, bedel ve belirsizlik uzun yıllar sürer.
Ortadoğu’nun gerçekten istikrara kavuşması için öncelikle bu çifte standardın terk edilmesi gerekiyor. Hukuk herkese eşit uygulanmadıkça, hak talepleri adalet zemininde karşılanmadıkça, hiçbir toprak bütünlüğü söylemi gerçek bir anlam taşımaz. Bölgenin geleceği, eşitlikten, şeffaflıktan ve ortak yaşam iradesinden geçiyor. Bu gerçek değişmediği sürece, sorunlar da yerinde saymaya devam edecek.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bir Toplum Nasıl Ayağa Kalkar? 14 Nisan 2026 Salı
- Cehalet bir toplumu nasıl esir alır 08 Nisan 2026 Çarşamba
- Herkes konuşuyor ama pek azı hakikati söylüyor 31 Mart 2026 Salı
- Amerika geri vites mi yaptı? 24 Mart 2026 Salı
- Mahalle Bakkalında Sessiz Bir İyilik 16 Mart 2026 Pazartesi
- Komşuya sızdı bize de sızar mı? 14 Mart 2026 Cumartesi
- Kadının Değeri 08 Mart 2026 Pazar
- Ortadoğu: Sadece savaş sadece suç değil 07 Mart 2026 Cumartesi
- Vicdan dirilmeli. Ahlak yerine oturmalı 28 Şubat 2026 Cumartesi
- İyi bir insan olmak sadece namazla, oruçla olmaz 22 Şubat 2026 Pazar