Olcay Öğüt yazdı: Bir Vali Gitmedi Ardahan'ın Umudu Görevden Alındı!
**
Geçtiğimiz günlerde bu köşede, Ardahan'ın makus talihini değiştirmeye çalışan, makam odasına hapsolmuş bürokrat anlayışını yıkan Ardahan Valisi Mehmet Fatih Çiçekli hakkında bir yazı kaleme almıştım. O yazıda da ifade ettiğim gibi; doğruya doğru, yanlışa yanlış demek vicdanın gereğidir. Bir siyasi görüşe yakın olmak, o görüşün yaptığı her şeyi sorgusuz sualsiz savunmayı gerektirmez. Gerektiğinde kendi mahalleni de eleştirebilmek, ilkelere sadık kalabilmektir.
Ne yazık ki dün yayımlanan Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile Vali Mehmet Fatih Çiçekli görevden alındı. Bugün Ardahan'da kiminle konuşursanız konuşun, farklı siyasi görüşlerden birçok insanın bu kararı üzüntüyle karşıladığına şahit olursunuz. Çünkü insanlar uzun yıllardan sonra ilk kez şehirlerine heyecan katan, sokakta gördükleri, birlikte yürüdükleri, birlikte pedal çevirdikleri bir valiyle karşılaştıklarını düşünüyor.
Peki, bu valinin suçu neydi? Yolsuzluk mu yaptı? Vatandaşa tepeden mi baktı? Şehri kaderine mi terk etti?
Hayır.
Suçu; Türkiye'nin dört bir yanından sporcuları, doğaseverleri ve turistleri Ardahan'a çekmeye çalışmasıydı. Suçu; Çıldır Gölü'nü yalnızca kışın donan bir göl olmaktan çıkarıp dört mevsim yaşayan bir turizm merkezi haline getirmek istemesiydi. Suçu; Ardahan'ın adını Türkiye'ye duyurmak için gece gündüz çalışmasıydı. Ve en çok konuşulan "suçu" ise spor yaparken spor kıyafeti, yani bir bisiklet taytı giymesiydi.
Tarih, makam odasında oturup sadece evrak imzalayanları değil; bulunduğu şehre değer katanları yazar. Rahmetli Recep Yazıcıoğlu nasıl görev yaptığı şehirlerde ezberleri bozduysa, Mehmet Fatih Çiçekli de birçok insana aynı yönetici anlayışını hatırlattı. Bisikletine biniyor, vatandaşla birlikte pedal çeviriyor, Çıldır Gölü'nde kürek çekiyor, festival düzenliyor ve Ardahan'ın tanıtımı için durmaksızın çalışıyordu.
Bugün makamını elinden alabilirsiniz. Ama Ardahan halkının gönlünde oluşan "Halkın Valisi" algısını hiçbir kararnameyle silemezsiniz.
Bu sürecin fitilini ateşleyen isimlerden biri de CHP Kars Milletvekili İnan Akgün Alp oldu. Kendisini bugüne kadar üslubu ve birçok konudaki duruşu nedeniyle takdir etmiş bir Cumhuriyet Halk Partili olarak açıkça söylüyorum; bu çıkışı kendisine hiç yakıştıramadım. Eğer bir kamu yöneticisini yaptığı hizmet üzerinden değil de giydiği kıyafet üzerinden hedef alıyorsanız, yıllardır eleştirdiğiniz anlayıştan nasıl ayrıştığınızı da topluma anlatmanız gerekir. Muhalefetin görevi, çalışan bürokratı kıyafeti nedeniyle hedef göstermek değil; çalışmayanı yaptığı ihmaller nedeniyle denetlemektir.
İşin daha da düşündürücü tarafı ise Ankara'da ortaya çıkan siyasi tablo. Bir tarafta CHP'nin uzun süredir parti içinde tartışmalara konu olan statükocu, "butlan" olarak anılan kanadı... Diğer tarafta ise yıllardır bürokrasiyi merkezi anlayışla yönetmeyi tercih eden AKP iktidarı... Normal şartlarda birçok konuda birbirine sert şekilde karşı çıkan bu iki anlayışın, söz konusu bu olay olduğunda adeta aynı noktada buluşması dikkat çekicidir. Muhalefetten gelen bir kıyafet eleştirisinin iktidar tarafından neredeyse jet hızıyla karşılık bulması, ister istemez şu soruyu akıllara getiriyor: Gerçekten değerlendirilen şey yapılan hizmet miydi, yoksa oluşan siyasi baskı mı?
Çünkü her iki anlayışın da ortaklaştığı nokta, halkın içinde olan değil; merkezi otoritenin çizdiği sınırlar içerisinde hareket eden bürokrat modelidir. Proje üreten, şehirmarkası oluşturmaya çalışan, vatandaşla omuz omuza yürüyen, ezber bozan yöneticiler yerine masasında oturan, risk almayan, sadece verilen talimatları uygulayan bürokrat profili daha güvenli görülüyor. Oysa Türkiye'nin bugün ihtiyacı tam da bunun tersidir. Çalışan, üreten ve bulunduğu şehrin kaderini değiştirmeye çalışan yöneticilerin cesaretlendirilmesi gerekirken, tam aksine cezalandırıldığı algısı oluşmaktadır.
Tabii işin bir de Ardahanlıların yıllardır konuştuğu başka bir boyutu var:
Kars lobisi.
Kimileri bu ifadeyi abartılı bulabilir ancak Ardahan'da yaşayan insanların önemli bir kısmı uzun yıllardır aynı serzenişi dile getiriyor. Doğu Ekspresi'nin Ardahan'a uzatılmaması, yıllardır sürüncemede bırakılan Ardahan Havalimanı, şehrin hak ettiği yatırımları alamaması ve sınırları Ardahan'a ait olan Çıldır Gölü'nün bile çoğu zaman Kars üzerinden tanıtılması... Bütün bunlar bölgede yaşayan insanların hafızasında derin izler bırakmış durumda.
Şimdi Ardahan ilk kez spor turizmiyle, festivalleriyle ve doğa projeleriyle kendi markasını oluşturmaya başlamışken, bu sürecin en görünür ismi olan valinin görevden alınması ister istemez aynı tartışmaları yeniden alevlendirdi. Tesadüf müdür, değil midir; buna herkes kendi vicdanıyla karar verir. Ancak şu bir gerçek ki, Ardahanlıların önemli bir kısmı bu kararı yalnızca bir bürokrat değişikliği olarak okumuyor.
Bir de Damal'daki o eşsiz Atatürk Silueti altında binlerce gencin, sporcunun ve vatandaşın oluşturduğu o tabloyu düşünün. Ardahan yıllardır ilk kez umut konuşuyordu. İlk kez festival konuşuyordu. İlk kez spor konuşuyordu. İlk kez turizm konuşuyordu. Bugün ise bütün bunların yerine görevden alınan bir valiyi konuşuyor. İşte asıl kayıp budur.
Kars lobisinin yıllardır Ardahan'ı yalnızca ekonomik ve sosyal alanlarda değil, siyasi olarak da baskı altında tutmaya çalıştığı yönündeki kanaat, bu son gelişmeyle birlikte bölgede çok daha yüksek sesle dillendirilmeye başlandı.
Çünkü mesele Mehmet Fatih Çiçekli meselesi değildir. Mesele; bu ülkede çalışan, üreten, halkın arasına karışan bir kamu yöneticisinin yaptığı hizmetlerle değil, giydiği kıyafet üzerinden yargılanıp cezalandırılmasının normalleştirilmesidir.
Eğer bunu alkışlarsak, yarın hiçbir bürokrat risk almaz. Hiçbiri yeni bir proje üretmeye cesaret edemez. Herkes makam odasına çekilir. Kaybeden ise sadece Ardahan olmaz; Türkiye olur.
Temennim, Sayın Mehmet Fatih Çiçekli'nin görevine iade edilmesidir. Aksi takdirde yerine kim atanırsa atansın, Ankara'nın vermek istediği mesaj artık çok nettir: Halkın arasına karışan, proje üreten ve ezber bozan değil; makam odasında oturan, risk almayan ve dikkat çekmeyen bürokrat modeli tercih edilmektedir. Asıl üzücü olan da budur.
Bugün yaşananlar yalnızca Ardahan'ın meselesi değildir. Türkiye'nin herhangi bir ilinde görev yapan her vali, her kaymakam ve her kamu yöneticisi bu kararı dikkatle izlemiştir. Çünkü verilen mesaj nettir. Fazla görünür olursanız, fazla inisiyatif alırsanız ve ezber bozarsanız bunun bir bedeli olabilir. İşte asıl tehlike de budur.
Türkiye'nin bugün ihtiyacı; makam odasına kapanan yöneticiler değil, halkın arasında yürüyen yöneticilerdir. Evrak imzalayan değil, şehir inşa eden bürokratlardır. Çünkü kamu yöneticiliği yalnızca devleti temsil etmek değil, bulunduğu şehre değer katabilmektir.
Çünkü siz bu kararla sadece bir valiyi görevden almadınız. Ardahan'ın ayağa kalkmaya çalışan geleceğini cezalandırdınız.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Siyaset kıyafeti değil hizmeti konuşmalı 09 Temmuz 2026 Perşembe
- Asıl Şimdi Gri Alanların Deve Kuşları Düşünsün! 08 Temmuz 2026 Çarşamba
- İki Teker Üstünde Can Pazarı: Duymuyor musunuz? 01 Temmuz 2026 Çarşamba
- Masumiyet karinesi nerede? 23 Haziran 2026 Salı
- Yeni Bir Yol İnşa Ediyorlar 18 Haziran 2026 Perşembe
- Koltuk ve makam tapulu malı mı 11 Haziran 2026 Perşembe
- Korkacak Şeyi Olmayan Sandıktan Kaçmaz 09 Haziran 2026 Salı
- Bayramlaşma Gölgesinde Derinleşen Siyasi Ayrışma 02 Haziran 2026 Salı
- Baba Ocağında İhanet Çemberi 26 Mayıs 2026 Salı
- Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalktığı Gün: 19 Mayıs 19 Mayıs 2026 Salı