TARAFSIZLIK, ZALİME TARAF OLMAKTIR Asıl Şimdi Gri Alanların Deve Kuşları Düşünsün!
**
Cumhuriyet Halk Partisi’nde sular bir türlü durulmuyor. Her hafta yeni bir görevden alma furyasıyla sarsılıyoruz. Geçtiğimiz hafta yanı başımızdaki Körfez ve Darıca ilçe başkanları görevden alındı. Kulislerden sızan bilgilere bakılırsa bu hafta da ülke genelinde il ve ilçe başkanları yine aynı kaderi paylaşacak; belki üç eksik, belki beş fazla...
Buraya kadar her şey siyasetin kendi iç dinamikleri, tasfiyeleri ve koltuk savaşları olarak okunabilir. Görevden alınanları, koltuğunu kaybedenleri bir kenara bırakıyorum. Onların hikâyesi zaten yazıldı.
Asıl şimdi durup düşünmesi gerekenler kimler biliyor musunuz? Görevden alınmayanlar!
Evet, yanlış okumadınız. Bugün asıl hesabı, o koltuklarında hâlâ rahatça oturanlar, sessizce fırtınanın geçmesini bekleyenler vermeli. Bir tarafta mevcut düzeni, dünü ve Kemal Kılıçdaroğlu’nu açıkça savunanlar var; safı belli. Diğer tarafta "değişim" diyen, Özgür Özel’in arkasında duran, bu ülkeye dayatılan Saray rejiminin zulmüne karşı yeni bir yol açmak isteyenler var; onların da safı belli. Siyasette dik duruşa, katılmasanız bile saygı duyarsınız.
Peki ya ortada kalanlar? Ne siyah olanlar ne beyaz olanlar... Ortalıkta "gri gri" dolaşıp rüzgâra göre yelken açanlar?
İşte bu yazının asıl muhatabı, kafasını kuma gömen o siyasi deve kuşlarıdır!
Bir sonraki dönemde "Belki bir görev alabilirim", "Belki ticari bir menfaat kapabilirim" diye hesap yapan, her cümlesine "ama"lar, "fakat"lar ekleyerek günü kurtarmaya çalışan vizyonsuz bir kitle türedi. İşin acı tarafı, bu sinsi sessizliklerini gizlemek için sıkıştıkları an hemen arkasına sığındıkları iki tehlikeli liman var: Mezhepçilik ve hemşericilik! Siyaseti ilkeler üzerinden değil, aidiyetler üzerinden kirleterek o koltuklarda kalabileceklerini sanıyorlar.
Dahası, öyle çürük bir zihniyet türedi ki; son seçimde ilçe başkanına ya da il yönetimine rakip olmuş, ona karşı kaybetmiş kimseler, sırf o koltuğun altını oymak ya da kişisel intikam almak adına her türlü "mutlak butlan" görevi kabul eder hale geldiler. İdeoloji, parti disiplini veya dava ahlakı falan hak getire!
Şimdi burayı iyi okuyun, çünkü okuduğunu anlamayanlar için taşları yerine oturtarak tane tane anlatıyorum: Sırf ilçede veya ilde son seçimde kaybettiği o rakibi Özgür Özel’i destekliyor diye, sırf ona inat olsun ve koltuğuna göz diksin diye yapay bir şekilde "Kılıçdaroğlucu" kesilen butlancılar var. Maddi ve manevi gücü, taban karşılığı olmayan, tek mahareti içerideki sevmediği kişi kaybetsin diye sahte bir bayrak açmaktan ibaret olan koca bir çoğunluktan bahsediyoruz. Bu çıkar hesaplarını güdenlerin hepsi aslında aynı madalyonun iki yüzüdür.
İşte bu yüzden uyardığımız tehlike çok büyük: Eğer Cumhuriyet Halk Partisi, örgütün iradesini hiçe sayan bu ilkesiz butlancılarla, bu devşirme kadrolarla yarın seçime girerse, sandıkta çok büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktır! Tabanı olmayan, tek derdi içerideki rakibiyle hesaplaşmak olan bu figürlerle seçmenin karşısına çıkmanın bedeli ağır bir hüsran olur. Bu kişilerin ne partiyi ne de dolayısıyla memleketi düşündüklerini kimse iddia edemez.
Yazıklar olsun ki, hakkıyla ve tabanın iradesiyle değil, yukarıdan bir elin lütfuyla, yani atama ile o koltuğa oturup ya da bu ayak oyunlarıyla kendine yer bulup bunun rahatlığını sürenler hâlâ aramızda pişkince dolaşıyor.
Tarih, sessiz kalarak kazandığını sananların aslında nasıl büyük bir iflas yaşadığının örnekleriyle doludur. Ne güzel buyurmuş Hz. Muhammed :
"Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır."
Bugün partide yaşanan haksızlıklara, tabanın sesinin kısılmasına, anti-demokratik uygulamalara karşı "bana dokunmayan yılan bin yaşasın" diyerek susanlar, tam olarak bu tanımın göbeğinde durmaktadır.
Büyük fizikçi Albert Einstein’ın insanlığa miras bıraktığı o tespit, tam da bugünün siyaset esnaflarının yüzüne adeta bir ayna tutuyor:
"Dünyayı kötü insanların kötülüğü değil, iyi insanların sessizliği tehlikeye atar."
Siz sustukça, siz "idare ettikçe", kötülük ve haksızlık kendine daha geniş koridorlar buluyor. Kendinizi "Ben kimsenin etlisine sütlüsüne karışmıyorum, tarafsızım" diyerek temize çıkaramazsınız. Desmond Tutu’nun o tokat gibi cümlesi tam olarak sizin bu sahte sığınağınızı yıkıyor:
"Tarafsız kalmayı seçtiğinizde, zalimin tarafını seçmiş olursunuz."
Çünkü zalimin rengi de bellidir, onunla mücadele etmenin yöntemi de. Ama içerideki o sessiz ortaklar, o gri gölgeler, o tarafsızlık maskesi takanlar bu yapıyı asıl çürütenlerdir.
Şimdi soruyorum o rengini belli etmeyen, koltuk sevdasıyla kafasını kuma gömen yerel siyasetçilere: Yarın bu fırtına dindiğinde, sokağa çıktığınızda insanların yüzüne hangi yüzle bakacaksınız?
Görevden alınanlar gitmedi, iradelerine sahip çıkarak aslanlar gibi hâlâ direniyorlar! Sırf birilerinin lütfuyla oraya çökmeye çalışan o butlancılar ise gelip görevi teslim bile alamadı. Genel merkeze girildiği gibi il ve ilçelere de polis gücüyle gireceksiniz bu gidişle. Meşruiyeti olmayanların, tabanda karşılığı bulunmayanların hazin sonu budur. Peki ya siz, o gri konfor alanınızda daha ne kadar saklanabileceksiniz?
Sözün özü; karakteri bir unvandan, omurgası bir koltuktan daha hafif olanların bize satacak ne bir ilkeli duruşu ne de bir siyaset dersi vardır. Fırtına dindiğinde limana ilk yanaşan siz olamayacaksınız; çünkü tarih rüzgârgüllerini değil, fırtınaya karşı dik duranları yazar.
Asıl şimdi siz düşünün!
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Siyaset kıyafeti değil hizmeti konuşmalı 09 Temmuz 2026 Perşembe
- İki Teker Üstünde Can Pazarı: Duymuyor musunuz? 01 Temmuz 2026 Çarşamba
- Masumiyet karinesi nerede? 23 Haziran 2026 Salı
- Yeni Bir Yol İnşa Ediyorlar 18 Haziran 2026 Perşembe
- Koltuk ve makam tapulu malı mı 11 Haziran 2026 Perşembe
- Korkacak Şeyi Olmayan Sandıktan Kaçmaz 09 Haziran 2026 Salı
- Bayramlaşma Gölgesinde Derinleşen Siyasi Ayrışma 02 Haziran 2026 Salı
- Baba Ocağında İhanet Çemberi 26 Mayıs 2026 Salı
- Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalktığı Gün: 19 Mayıs 19 Mayıs 2026 Salı
- Kimin Hikâyesi, Kimin Hesabı? 14 Mayıs 2026 Perşembe