PARTİYİ TERK ETMEK YOK Baba Ocağında İhanet Çemberi
**
Türkiye yine siyasal tarihin en kırılgan, en gergin ve rüyamızda görsek "yok artık, bu kadar da olmaz" diyeceğimiz cinsten, akıllara ziyan bir kaosuna tanıklık ediyor. Pazar günü Cumhuriyet Halk Partisi Genel Merkezi’nde yaşanan gelişmeler, sadece basit bir “iç tartışma” olarak adlandırılıp geçiştirilemeyecek kadar derin ve vahim bir anlam taşıyor.
Çünkü ortada sadece bir yönetim çekişmesi değil, bir siyasi hafızanın, bir geleneğin ve milyonların “baba ocağı” diye sahip çıktığı asırlık bir yapının kendi içinde yaşadığı ağır, sarsıcı ve kirli bir kırılma var. Gelen haberleri, ekranlara düşen görüntüleri izlerken insanın nutku tutuluyor, vicdanı sızlıyor.
Siyaset, doğası gereği rekabet içerir. Farklı görüşler, sertleşen mücadeleler demokratik hayatın bir parçasıdır. Ancak önceki pazar Ankara’da o rekabetin sınırı öyle bir aşıldı ki, siyasal tartışma yerini pavyon fedailerinin, mafyatik ilişkilerin rajonlarına bıraktı.
Sabahın kör saatinde, Ankara’nın, mafya tipli, karanlık bir güruhu CHP Genel Merkezi’nin kapılarına dayandı. İçeriye zorla girmeye, adeta partiyi gasp etmeye çalıştılar. Kimin adına? Yıllardır bu partinin koltuğunda oturan Kemal Kılıçdaroğlu ve onunla birlikte hareket eden, koltuk sevdası gözünü bürümüş o malum ekibin adına! Bir tarafta plastik mermiler havada uçuşuyor, diğer tarafta TOMA’lar barikat kurmuş önlerini kesmeye çalışıyor. Yahu siz ne yapıyorsunuz? Bu amblemin altında, o karanlık tiplerin ne işi var?
Bir Yanda Özgür Özel’in Kararlılığı, Diğer Yanda AKP’nin Değirmenine Taşınan Su!
Bu kaosun ortasında dik duran, partinin iradesini korumak için gövdesini taşın altına koyan bir isim var: Mevcut Genel Başkan Özgür Özel. Ben ona hala ve tereddütsüz mevcut Genel Başkan diyorum, çünkü o bu koltuğa delegenin, örgütün helal oylarıyla, dürüstlüğüyle geldi.
Özgür Özel, göreve geldiği günden beri gösterdiği azim, çalışkanlık ve bitmek bilmeyen mücadelesiyle partiyi ayakta tutmaya çalışıyor. Hukuksuz barikatların önünde, TOMA'ların karşısında geri adım atmayan o kararlı duruşu, asırlık çınarı koruma iradesinin en net göstergesidir. Onun bu dürüst ve fedakâr çabası, tabana umut aşılamaya devam ediyor.
Peki ya karşı taraf? Kemal Kılıçdaroğlu’nun takındığı bu tutum neye hizmet ediyor? Açık açık konuşalım artık, Kılıçdaroğlu attığı her adımlarla, koltuğu bırakmamak için çıkardığı her kaosla adeta AKP’nin değirmenine su taşıyor! Recep Tayyip Erdoğan bir dönem daha rahatça Cumhurbaşkanı olsun, iktidar koltuğunda kalmaya devam etsin diye uğraşıyor sanki.
Üstelik okyanus ötesiyle, Amerika ile olan ilişkileri de artık gizlenecek gibi değil, ayan beyan ortada! Bizler yıllarca bu ülkede yerli ve milli bir muhalefet odağı olduğunu, demokrasi için mücadele edildiğini sandık. Fakat koltuğu bırakmamak için koskoca asırlık partiyi ateşe atmaktan çekinmeyen, yabancı ajandalar doğrultusunda siyaset yapan bu zihniyet, insanı en ağır şüphelere sevk ediyor. Asırlık bir partiye, bu ülkenin ana muhalefetine bu kötülük nasıl reva görülür?
İşin hukuki boyutu ise tam bir komedi, daha doğrusu bir hukuk katliamı. Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK) kararları Anayasaya göre tartışılmaz, bunu herkes bilir. Ama bakıyorsunuz, bir mahkeme çıkıp YSK’yı çöpe atacak cinsten akılalmaz bir karar veriyor. Neymiş efendim, yeni seçilen genel başkanın mazbatası alınamazmış, genel başkanlık elinden alınamazmış, mazbata hala Kılıçdaroğlu’ndaymış... Hukuk, koltuk sevdalılarının elinde adeta bir oyuncak haline getirilmiş. Tabii bir de madalyonun diğer yüzü var: Taraflı, satılmış medya. Sokaklarda plastik mermiler patlıyor, pavyon fedaileri genel merkez basıyor, hukuk katlediliyor, ama bizim taraflı medyaya bakıyorsunuz, çıt yok! Olayı ya görmezden geliyorlar ya da süsleyip püsleyip manipüle etmeye çalışıyorlar.
Ekonomik sıkıntılar, adalet tartışmaları, gençlerin umutsuzluğu gibi ağır başlıkların ortasında, siyasi aktörlerden beklenen şey çözüm üretme iradesidir. Oysa bugün gelinen noktada, bu beklenti ile siyasi gerçeklik arasındaki makas, patlayan silahların gölgesinde tamamen açılmıştır. Muhalefetin enerjisinin sürekli bu kirli iç meselelere harcanması, seçmende uzaklaşma duygusundan ziyade derin bir nefret ve tiksinti yaratmaktadır.
Bölünmek İhanettir: Çözüm Yeni Parti Değil, Kurultay ile Evi Geri Almaktır!
Şimdi birileri çıkıp "O zaman yeni bir parti kuralım, yolumuza bakalım" diyebilir. Sakın ha! Bu, tam da okyanus ötesinin ve mevcut iktidarın kurduğu tuzağa gözü kapalı düşmektir. Yeni bir parti kurmak, bu asırlık mirası, Atatürk’ün emanetini o zihniyete altın tepside bırakıp kaçmaktır.
Üstelik siyasetin gerçeği bellidir, yeni bir tabela astığınızda seçmenin tamamını oraya taşıyamazsınız. İnsanların bir kısmı eski partide kalır, bir kısmı yaşananlara küsüp sandıktan uzaklaşır, bir kısmı ise başka partilere savrulur. Sonuç ne olur? Muhalefetin gücü bölünür, parça parça olur. Gücü bölünen bir muhalefet ise iktidarın en büyük ödülüdür.
Hayır, bu partiyi terk etmek yok! Çözüm yeni bir parti kurmak ya da başka yapılarla birleşmek değil, Cumhuriyet Halk Partisi olarak, o şanlı amblemle seçime girmektir. Bunun yolu da meşru zeminde kalıp evi geri almaktır.
Mevcut yönetim ve partinin gerçek sahibi olan taban, tüm hukuki yolları sonuna kadar zorlamalıdır. Hukuk koridorlarının ötesinde, meydanlarda ve sokaklarda toplumsal muhalefet baskısı en derin, en sarsıcı şekilde büyütülmelidir. Yapılması gereken acil ve tek şey, bir an önce İstanbul kongresini yapıp olağanüstü Kurultay’ı toplamak ve Cumhuriyet Halk Partisi’ni bu koltuk sevdalısı, pavyon fedailerini kapıya yığan zihniyetten tamamen teslim almaktır.
Sözün Özü
Bazen en büyük kayıp seçim sandığında yaşanmaz. En büyük kayıp, insanların siyasete ve ortak bir geleceğe olan inancını sessizce kaybettiği andır.
Biz bu ülkenin temiz insanları olarak, rüyamızda görsek inanmayacağımız bir kâbusu canlı canlı izledik. Bir tarafta Özgür Özel’in kararlılığı, azmi ve dürüst mücadelesi, diğer tarafta ise koltuğunu bırakmamak için muhalefeti bölmeyi göze alan, mafyayı, okyanus ötesini ve hukuku alet eden bir ekip...
Şimdi örgüt ve taban için tarihi bir eşikteyiz. Ya bu toplumsal baskı kurulacak, kurultay ile baba ocağı temizlenecek ve parti tek yumruk olarak seçime girecek, ya da bu çınar içeriden bölünerek çürütülecek.
Ve o noktada asıl soru şudur: Bu kavgada kazanan kim oldu?
Cevap nettir ve çok acıdır: Eğer bu bölünme tuzağına düşülür ve kurultay iradesiyle ev geri alınmazsa, kaybeden en başta bu asırlık parti ve ne yazık ki ülkenin kendisi olur.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalktığı Gün: 19 Mayıs 19 Mayıs 2026 Salı
- Kimin Hikâyesi, Kimin Hesabı? 14 Mayıs 2026 Perşembe
- Takla Atanlar Düzeni 07 Mayıs 2026 Perşembe
- Bayram günü mü Mesai günü mü? 01 Mayıs 2026 Cuma
- İki hayatlı Türkiye 30 Nisan 2026 Perşembe
- Bayramların gölgesinde kalan ülke 23 Nisan 2026 Perşembe
- Devletin dini adalettir 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Mevcut yapı yeniden organize edilmeli 16 Nisan 2026 Perşembe
- Sistem zayıfsa rüzgar fırtınaya döner 15 Nisan 2026 Çarşamba
- Gücün hukuku mu, hukukun gücü mü 08 Nisan 2026 Çarşamba