SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

CHP'DE BUTLAN EKİBİ PUSUDA Bayramlaşma Gölgesinde Derinleşen Siyasi Ayrışma

02 Haziran 2026 02:59
Bir kesim bu durumu “doğal bir demokratik rekabet ve fikir ayrılığı” olarak değerlendirirken, diğer bir kesim ise partinin ortak siyasi hattında bir dağınıklık ve yön belirsizliği oluştuğunu savunuyor.

**

Cumhuriyet Halk Partisi, Türkiye’nin siyasal tarihinde yalnızca bir parti değil; aynı zamanda bir devlet kurucu iradenin, bir geleneksel hafızanın ve demokratik muhalefet iddiasının taşıyıcısıdır. Bu nedenle partinin içinde yaşanan her kırılma, yalnızca örgütsel bir mesele değil, aynı zamanda ülke siyasetinin genel dengelerini etkileyen bir gelişme olarak görülür.

Bayramın dördüncü günü Ankara’da ortaya çıkan iki ayrı bayramlaşma görüntüsü de bu açıdan dikkat çekiciydi. Aynı saate denk gelen iki farklı program, CHP içinde uzun süredir konuşulan liderlik tartışmalarını ve siyasi yönelim farklılıklarını bir kez daha görünür hale getirdi.

Bir yanda eski genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun katıldığı bayramlaşma programı, diğer yanda mevcut genel başkan Özgür Özel’in yer aldığı tören vardı. Katılım düzeyleri ve organizasyonlara olan ilgi farkı, siyasi kulislerde farklı yorumlara neden oldu. Gel gör ki görünen köy kılavuz istemez.

Özgür Özel’in katıldığı programda daha yoğun bir katılımın olduğu gözlemlenirken, milletvekilleri, belediye başkanları ve parti örgütlerinin tercihleri de bu görüntüyü güçlendirdi. Buna karşılık Kılıçdaroğlu’nun programındaki daha sınırlı katılım, “parti içi dengeler” tartışmasını yeniden alevlendirdi.

Bu tabloyu yalnızca bir bayramlaşma protokolü olarak okumak mümkün değil. Çünkü ortaya çıkan görüntü, CHP’de uzun süredir devam eden bir siyasi merkez tartışmasının sahadaki yansıması niteliğinde.

Bir kesim bu durumu “doğal bir demokratik rekabet ve fikir ayrılığı” olarak değerlendirirken, diğer bir kesim ise partinin ortak siyasi hattında bir dağınıklık ve yön belirsizliği oluştuğunu savunuyor. Özellikle yerel seçimler sonrası ortaya çıkan yeni güç dengeleri, bu tartışmaları daha da görünür hale getirmiş durumda.

Üstelik ortadaki bu ayrışma, sadece parti binalarının duvarları arasında da kalmıyor; dışarıdaki aktörlerin pozisyonlarıyla adeta bir turnusol kâğıdına dönüşüyor. Dün muhalefetin attığı her adımı karalamak için yarışan TGRT, ATV, TRT 1 ve TV100 gibi ekranların, bugün ne hikmetse büyük bir iştahla Kemal Kılıçdaroğlu’nun bayram konuşmasını canlı yayınlama yarışına girdiğini ibretle izliyoruz. Hele ki yıllarca bu partinin ve ideolojinin can düşmanı kesilmiş, her fırsatta CHP'ye kurşun askerlik yapmış Melih Gökçek gibi isimler bugün ekranlarda ve sosyal medyada ısrarla, adeta bir CHP’liymiş gibi Kemal Kılıçdaroğlu’nu savunuyorsa; ortadaki tezgâhı görmek için dahi olmaya, üzerine başka da tek bir kelime etmeye gerek yoktur. Karşı mahallenin bu ani ve şüpheli 'Kılıçdaroğlu sevgisi', aslında kimlerin hangi sulara su taşımak istediğinin en açık ilanıdır.


Bir başka dikkat çekici ve bir o kadar da rahatsız edici gerçek ise şudur:  Kemal Kılıçdaroğlu, “mutlak butlan” kararından hemen önce yayımladığı videodan itibaren;  Recep Tayyip Erdoğan’a, Cumhur İttifakı’na, ülkenin ağırlaşan ekonomik tablosuna, artan tutuklamalara,  açık haksızlıklara ve hukuksuzluklara dair tek bir eleştirel söz dahi söylememiştir.  Bu suskunluk artık basit bir tercih değil, açık bir siyasi tavırdır.  Ve bu tavır, parti içindeki birçok kesimin ondan hızla uzaklaşmasına, hatta karşı cephede konumlanmasına tek başına yetmektedir.

CHP yönetimi bir yandan iktidarın politikalarına yönelik sert eleştiriler geliştirirken, diğer yandan parti içi birlik görüntüsünü koruma çabası veriyor. Ancak farklı söylemler, farklı merkezler ve farklı siyasi tonlar, bu bütünlüğü zaman zaman zorlayan bir tablo ortaya çıkarıyor.

Siyaset analistlerine göre, bu tür sembolik görüntüler yalnızca anlık organizasyon farkları değil, aynı zamanda partinin gelecekteki yönelimini de etkileyebilecek işaretler taşıyor. Çünkü muhalefet partilerinde liderlik tartışmaları, doğrudan seçmen algısına ve siyasi güven ilişkisine yansıyor.

Bu noktada asıl soru şudur: CHP, tarihsel misyonu ile güncel siyasi rekabet arasında nasıl bir denge kuracaktır?

Sonuç olarak, bayramlaşma görüntüleri basit bir protokol etkinliği olmanın ötesine geçerek, CHP’nin iç dinamiklerini, liderlik tartışmalarını ve siyasi yön arayışını yeniden gündeme taşımıştır. Nitekim kulislerden sızan son bilgiler, bu ayrışmanın artık sadece sembolik törenlerde kalmayacağını, kurultay delegelerinin imzalarıyla kurulacak bir "olağanüstü kurultay" masasına doğru ilerlediğini gösteriyor.

Tam da bu noktada, süreci yakından takip eden biri olarak samimi bir "Dost Uyarısı" yapmak gerekiyor...

Dün kurultay sürecini şaibeli ilan edip, partinin iradesini yargı koridorlarına teslim edenlerin zihniyeti ve eylemleri hafızalarımızda tazedir. Mahkeme kapılarında "mutlak butlan" kararları çıkartarak, partinin meşru iradesi yerine hukuki formüllerle göreve gelen butlan ekibi, bugün de aynı refleksle pusuda beklemektedir. Dün delegenin iradesini sakatlayıp mahkeme kararıyla koltuğa oturanlar, bugün olağanüstü kurultay için verilen her bir temiz imzayı da benzer algı oyunlarıyla karalamaya ve yine mahkeme salonlarında iptal ettirmeye çalışacaklardır.

Bu somut tehlikeye ve geçmişte tecrübe ettiğimiz hukuki tuzaklara karşı, olağanüstü kurultay isteyen tüm delegeler ve örgütler çok daha uyanık ve dikkatli davranmak zorundadır. Kimsenin hür iradesine en küçük bir gölge düşürülmemeli; hatır-gönül ilişkilerinin ya da ima yollu zorlamaların "baskı yapılıyor" algısına dönüştürülmesine ve bu ekibin eline yeni bir "iptal davası" bahanesi verilmesine asla müsaade edilmemelidir.

Kendi adıma, gerekli imza sayısının hiçbir hukuki tartışmaya ve şaibeye mahal bırakmayacak bir çoğunlukla, örgütün özgür ve yalın iradesiyle zaten toplanacağına inancım tam. Karşı tarafın eline koz vercek, onları yeniden mahkeme kapılarına koşturacak hiçbir yönteme ihtiyaç yoktur.

Cumhuriyet Halk Partisi sıradan bir siyasi parti değildir; bu ülkenin kurucu gücüdür. CHP’nin gücü de meşruiyeti de mahkeme ilamlarından değil, sadece ve sadece delegesinin ve örgütünün hür iradesinden gelir. Tam da bu yüzden önümüzdeki bu kritik süreç en şeffaf, en temiz ve en lekesiz şekilde yürütülmelidir. Çünkü yarın kurultay iradesini değil, toplanan imzaların sıhhatini yine o bildikleri yollarla tartışmaya açmak istiyeceklerdir.

Kimsenin eline bu fırsatı vermeyelim, partimizin iradesini bu kez yargı koridorlarına yem etmeyelim.

Sözün Özü: Cumhuriyet Halk Partisi’nde meşruiyetin tek hakemi ne mahkeme salonları ne de kapalı kapılar ardındaki hatır-gönül ilişkileridir; partinin geleceğine de yönüne de yalnızca örgütünün prangasız ve hür iradesi karar verir.

 

YORUMLAR
  • Toplam 1 yorum
Çiğdem Ocak 13:52 - 02 Haziran 2026

Yüreğine sağlık.

0 Beğenmedim

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X