ATATÜRK SEVGİSİ, VİCDANİ VE AHLAKİDİR Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalktığı Gün: 19 Mayıs
**
19 Mayıs 1919… Sadece takvim yapraklarında donup kalmış bir tarih, sıradan bir anma günü değildir. Bu tarih, bir milletin küllerinden doğduğu, teslimiyet zincirlerini paramparça ettiği ve "bitti" denilen yerden yeniden ayağa kalktığı büyük miladın adıdır.
Samsun’a doğru Karadeniz’in hırçın dalgalarını yara yara ilerleyen o vapurda yalnızca Mustafa Kemal ve silah arkadaşları yoktu. O vapurda tıkanmış bir imparatorluğun içinden fışkıran topyekûn bir umut, sarsılmaz bir inanç ve tam bağımsızlık iradesi vardı. Ve en önemlisi, ne pahasına olursa olsun boyun eğmeyen, esareti karakterine yediremeyen aziz bir milletin asil ruhu o gemide seyahat ediyordu.
Çünkü bu vatan masa başında, diplomatların yapay pazarlıklarıyla kurulmadı. Bu topraklar, açlıkla, yoklukla, cephanesiz kalan cephelerde göğüs göğse verilen amansız bir mücadeleyle kazanıldı. Anadolu’nun yoksul ama onurlu insanı ayağındaki son çarığı sattı, evladını kınalayıp toprağa verdi ama vatanının bir karışını bile düşmana teslim etmedi.
Bugün dönüp etrafımıza baktığımızda ise insanın içi yanıyor, vicdanı sızlıyor. 1919'un o muazzam ruhuyla ilmek ilmek örülen değerlerin nasıl hırpalandığını görmek hepimizi derinden yaralıyor. Bir zamanlar Cumhuriyet’in kendi emeğiyle, yerli ve milli imkânlarla kurduğu fabrikalar birer birer satıldı, ekonomik bağımsızlığın kaleleri düşürüldü. Devletin arazileri, kıyıları, ormanları ranta ve yağmaya kurban edildi. Üreten, kendine yeten bir ülke olmaktan çıkarılıp, dışa bağımlı ve tüketen bir topluma dönüştürüldük.
Toplumsal barışın en büyük teminatı olan hukuk terazisi kırıldı. Adalet, zayıfı koruyan bir kalkan olmaktan çıkıp, güçlüye göre eğilip bükülen bir cezalandırma mekanizmasına dönüştü. Bu ülkenin motor gücü olması gereken gençler artık geleceğe dair hayal bile kuramıyor, zihinleri burası için değil, başka ülkelerin refahı için çalışmanın yollarını arıyor. Ömrünü bu devlete hizmetle geçirmiş emekliler, hayatlarının son baharında en temel insani ihtiyaçları için bile ağır bir yaşam mücadelesi veriyor. İnsanlar artık sabah haberlerini yeni bir güne umutla uyanmak için değil, ne yazık ki derin bir endişe ve kaygıyla takip ediyor.
Daha acısı, daha ağırı ne biliyor musunuz? Cumhuriyet’in sunduğu fırsat eşitliği sayesinde makam ve mevki sahibi olanların, bugün arsızca Cumhuriyet’le hesaplaşma çabasıdır. Laikliğe açıkça düşmanlık edenlerin, bu ülkenin farklı inanç ve kültürleri bir arada tutan en büyük toplumsal sigortasına pervasızca saldırmasıdır. Yüz yıl önce bu topraklardan kovulan karanlığın, bugün şeriat çığlıklarıyla meydanlarda yeniden boy göstermeye çalışması tam bir akıl tutulmasıdır. Cehaletin konforuna sığınarak Atatürk’e dil uzatmayı bir hak, bir “özgürlük” sananların mantar gibi çoğalması, tarihe karşı yapılmış en büyük nankörlüktür.
Oysa bu karanlık hesapları yapanların hiçbir zaman anlayamadığı, asla da anlayamayacağı çok net bir gerçek var: Bu milletin mayasında bağımsızlık vardır. Bu milletin genetik kodlarında, damarlarında yapay sloganlar değil, bizzat Cumhuriyet’in özü akar. Ve bu topraklarda Atatürk sevgisi, siyasi bir tercih değil, tamamen vicdani ve ahlaki bir meseledir. Çünkü Mustafa Kemal Atatürk yalnızca askeri bir deha ya da tarihi bir lider değildir. O, bir milletin esarete karşı çıkardığı ortak isyan bayrağı ve yeniden ayağa kalkma iradesidir.
Bugün, 19 Mayıs'ı kutlarken bize düşen asıl görev, sadece meydanlarda bayrak sallamak ya da şekli törenlerle günü kurtarmak değil, Cumhuriyet’in felsefesine sıkı sıkıya sahip çıkmaktır. Çünkü Cumhuriyet, beş yılda bir sandık önüne geldiğinde, seçimden seçime hatırlanacak kupkuru bir kelimeden ibaret değildir. Cumhuriyet, bağımsız hukuktur, herkese eşit adalettir, fırsat eşitliğidir. Cumhuriyet, kadının özgürlüğü, gencin güvencesi, çocuğun aydınlık yarınıdır. Ve bugün etrafımızı saran bütün bu zifiri karanlığa rağmen içimizde hala sönmeyen bir umut varsa, o umudun yegâne adresi ve koruyucusu gençlerdir.
Çünkü 19 Mayıs’ın emanet edildiği o bilinçli gençlik, günü geldiğinde statükonun konforunu değil, korkusuzca cesareti seçecektir. Kendi geleceklerinin çalınmasına karşı susmayı değil, gür sesle konuşmayı, haksızlıklar karşısında boyun eğmeyi değil, sonuna kadar mücadele etmeyi tercih edecektir.
Belki süreç içerisinde çok yorulduk. Belki defalarca kırıldık, incitildik. Belki zaman zaman hepimiz derin bir umutsuzluğa, karamsarlığa sürüklendik. Ama asla unutulmamalıdır ki, bu ülke en imkânsız, en karanlık ve en bitik günün içinden mucizevi bir Cumhuriyet çıkarmayı başarmış dahi bir milletin eseridir. Ve bugün ihtiyacımız olan, bizi yeniden ayağa kaldıracak o asil güç, ne yabancı sermayede ne de sahte vaatlerdedir, o güç yine bu milletin kendi öz karakterinde gizlidir.
19 Mayıs Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı kutlu olsun. Ne mutlu Türk’üm diyene!
Sözün Özü 19 Mayıs, geçmişte başarılan bir övünç kaynağı olduğu kadar, gelecekte de karanlığa teslim olmayacağımızın sarsılmaz taahhüdüdür. Bandırma Vapuru sadece bir kez kalktı ama o geminin taşıdığı ruh, bu topraklarda her sabah yeniden uyanıyor.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Kimin Hikâyesi, Kimin Hesabı? 14 Mayıs 2026 Perşembe
- Takla Atanlar Düzeni 07 Mayıs 2026 Perşembe
- Bayram günü mü Mesai günü mü? 01 Mayıs 2026 Cuma
- İki hayatlı Türkiye 30 Nisan 2026 Perşembe
- Bayramların gölgesinde kalan ülke 23 Nisan 2026 Perşembe
- Devletin dini adalettir 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Mevcut yapı yeniden organize edilmeli 16 Nisan 2026 Perşembe
- Sistem zayıfsa rüzgar fırtınaya döner 15 Nisan 2026 Çarşamba
- Gücün hukuku mu, hukukun gücü mü 08 Nisan 2026 Çarşamba
- 3 Yılda Amorti, 22 Yıl Kâr: Adına İhale Diyorlar 01 Nisan 2026 Çarşamba