YOKSULLUĞUN GÖRÜNTÜYLE İNKÂRI Bu bolluk değil, tükenişin kalabalığı
***
AVM’ler dolu diye kriz yok sananlara kısa bir gerçek dersi.
“Millet açsa AVM’ler niye dolu?”
Bu ülkede ekonomik analiz artık böyle yapılıyor. Grafik yok, veri yok, akıl yok. Kamera var.
Elinde telefonla AVM gezenler, lokantaya girip masa sayanlar, yolda araba çekip “bakın her yerde araba var, herkesin arabası var” diyenler… Bir kameralı telefon görünce “telefonunu göster” diye bağıranlar, milletin ayakkabısını, montunu, poşetini kadraja sokup refah ölçenler.
Yetmiyor. Market kasasında kuyruk varsa “demek ki para var” diyenler çıkıyor. Kafede yer bulamıyorsa “millet keyifte” sonucuna varanlar oluyor. Çocuğun elinde tablet gördüğünde ülkenin geleceğinin kurtulduğunu sananlar, taksitli hayatları peşin zenginlik gibi pazarlayanlar var.
Bir akşam yemeği fotoğrafından refah, bir kahve bardağından mutluluk, bir AVM turundan ekonomik istikrar çıkaranlar… Borcu, taksiti, kredi kartı ekstresini kadrajın dışında bırakıp sadece vitrini gösterenler. Çünkü kamera gerçeği değil, işine geleni seviyor.
Artık memlekette yoksulluk rakamlarla değil, görüntüyle inkâr ediliyor. İstatistik susuyor, kamera konuşuyor. Mikrofonu eline alan herkes ekonomi yorumcusu; iki kat gezen uzman, üç masa sayan analist, beş poşet gören refah müfettişi.
Gerçek ise hep aynı yerde duruyor. Ama kadraja sığmıyor.
Bunlar ekonomi uzmanı değil. Bunlar yoksulluğu yanlış okuyan amatör muhabirler. Bir kısmı iyi niyetli ama kör. Bir kısmı bilerek bakmıyor. Bir kısmı ise iktidarın hoşuna gidecek görüntüyü yakaladığını sanan, gerçeği kadraj dışında bırakan gönüllü alkışçılar. Kamera sallanınca gerçek de sallanacak zannediyorlar.
Bir de tehditkâr olanları var. Eleştiri duymaya tahammülü olmayan, mikrofonu gerçeğin değil güçlünün ağzına tutanlar… “Kriz var diyenin ağzına vururum”, “Ekonomik kriz var diyen şerefsizdir” gibi laflarla memlekette enflasyonu mikrofonla düşürdüğünü sananlar.
Ama gelin gerçeği konuşalım.
AVM kalabalığı refah değil, hayalsizliğin izdihamıdır.
“Millet açsa AVM’ler niye dolu?” sorusu bir refah göstergesi değil, bir umutsuzluk fotoğrafıdır. Ekonomide buna ruj etkisi denir. Ev, araba, gelecek gibi büyük hayaller imkânsızlaştığında insanlar parayı biriktirmek yerine anlık mutluluklara, ulaşılabilir küçük lükslere harcar.
Pahalı kahveler, markalı montlar, son model telefonlar bir zenginlik göstergesi değildir.
Bugünü yaşayanlar zengin değil, yarını kaybedenlerdir.
Bunlar toplum içinde görünür kalabilmek için ödenen bir bedeldir. Bunun adı statü anksiyetesidir. Görünüş artık tercih değil, bir hayatta kalma refleksidir.
O yüzden AVM’ler doludur.
O yüzden kafeler doludur. O yüzden vitrinler kalabalıktır. Ama bu kalabalıklar zenginleştiğimizi değil, orta sınıfın sessiz cenazesini anlatır. Hayallerimizi bir kahve bardağına sığdırdık. Gördüğünüz şey bir refah tablosu değil, batmakta olan bir geminin güvertesindeki son gösterişli vedadır.”
AVM dolu çünkü ev hayali mezarda.
AVM dolu çünkü kredi kartı limiti, umutların son sınırı oldu.
Kimse batışı konuşmuyor, herkes müziğin sesini açıyor.
Geçenlerde bir röportaja rastladım eminim siz de rastlamışsınızdır.
Genç bir vatandaş mikrofonlara aynen şunları söyledi;
“Bacanağım Kanada’da 1 aylık maaşıyla 2004 model Passat aldı ben de geçen ay kredi kartıyla 9 taksitle elektrikli süpürge aldım” olayın özeti bu sözlerde, görmek istemeyenin gözü çıksın.
Kafeler dolu çünkü gelecek planı iptal. Kimse beş yıl sonrasını konuşmuyor; herkes bir sonraki kahveyi konuşuyor. Telefonlar yeni çünkü umutlar eski.
Bu ülkede insanlar artık birikim yapmıyor, oyalanıyor. Tasarruf etmiyor, avutuluyor. Çünkü birikim umut ister, umut ise artık pahalı. Gerçekten yaşamak pahalı olduğu için insanlar yaşıyormuş gibi yapıyor.
Bu tablonun nedeni sadece yoksulluk değil, yorgunluk.
İnsanlar robota döndü. Bol mesai, düşük ücret, bitmeyen stres… Günler birbirinin aynısı. İnsanlıktan çıkmamak için kalan kısa boşluklarda da kendini sokağa, AVM’ye, kafeye, yenecek, içilecek ne varsa oraya atıyor. Bu bir keyif tercihi değil, zihnin hayatta kalma refleksi. İnsanlar mutlu olmak için değil, tükenmemek için dışarı çıkıyor.
“Bakın herkesin elinde telefon var” diyenlere de bir not düşelim.
Telefon elde, umut cepte, gelecek ise taksitte.
Evet, var. Çünkü telefon artık lüks değil, kaçış aracı. İnsanlar gerçek hayattan kaçmak için ekrana bakıyor.
“Bakın lokantalar dolu.”
Kriz yok diyenler AVM’ye bakıyor, mutfağa bakmıyor.
Evet dolu. Çünkü insanlar yarın ne olacağını bilmediği için bugünü yiyip bitiriyor. Belirsizlikte tasarruf olmaz; belirsizlikte tüketim olur. Bu refah değil. Bu, istatistiklere girmeyen bir yorgunluk hâli. Bu, yarının iptali.
Bugün bize bolluk diye gösterilen tablo şudur:
Gelecek hayali küçülmüş bir toplum, Borçla ayakta duran bir orta sınıf, Umudu taksitlendirilmiş milyonlar
Ama hâlâ “keyif var” diyenler çıkıyor. Evet, keyif var. Ama bu keyif huzurdan değil, çaresizlikten üretiliyor. Titanic batarken orkestranın çaldığı müzik gibi.
Bu ülkenin orta sınıfı sessiz sedasız tasfiye edilirken, bazıları hala güvertede selfie çekiyor. O selfie’nin altına da şunu yazıyor: “Ekonomik kriz yok.”
Yok tabii.
Bu bir bolluk değil, son alışveriş.
Sadece yarın iptal. Çünkü bu ülkede kriz artık kapanan dükkânlarla değil, ertelenen hayallerle ölçülüyor. İnsanlar yoksullaştığını faturadan değil, çocuklarına kuramadıkları gelecekten anlıyor.
Bir toplum geleceği konuşamaz hale geldiyse, bugünü ne kadar parlak yaşarsa yaşasın çoktan kaybetmiştir.
Bugün refah diye gösterilen o kalabalıklar, yarının sessizliğidir.
Gürültü var, umut yok.
Sözün özü: “ Gördüğünüz refah değil, yorgunluğun panoraması.”
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Gücün Gürültüsü, Devletin Sessizliği 26 Şubat 2026 Perşembe
- Mahalleden Mafyaya: Ekranın Değişen Ahlakı 19 Şubat 2026 Perşembe
- Bilgi çağında cehaletin konforu 11 Şubat 2026 Çarşamba
- Sessizlik, Karanlık ve Din Ticareti 04 Şubat 2026 Çarşamba
- Vatanı Korumak, Çocukları Korumakla Başlar 21 Ocak 2026 Çarşamba
- Bir Ülkenin Çocuklarını Bavula Sığdırma Hikâyesi 14 Ocak 2026 Çarşamba
- Devlet Yok, Kumbaralar Var 07 Ocak 2026 Çarşamba
- Normalleşen Şeyler Ülkesi 31 Aralık 2025 Çarşamba
- Sefaletin Yeni Adı: Asgari Ücret 24 Aralık 2025 Çarşamba
- Bu ülkede iyiler neden hep erken yoruluyor? 17 Aralık 2025 Çarşamba