SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

BARIŞ HEPİMİZİN İSTEĞİ Çözümün Merkezi Selahattin Demirtaş Olmalı

26 Kasım 2025 04:39
Terör tamamen bitsin, bu ülke huzura kavuşsun, kimse kimliğinden dolayı ötekileştirilmesin… Bu hedefe giden yol, gösterişli hamlelerden değil; doğru aktörlerin, doğru yerde ve doğru zamanda sorumluluk üstlenmesinden geçer.

Siyaset, her dönem kendi çelişkilerini içinde taşır; ancak son günlerde yaşananlar bu çelişkileri hiç olmadığı kadar görünür kılıyor. Dün eleştirdiklerinin aynısını bugün kendisi yaparken muhalefeti suçlamaya devam eden bir iktidar tablosu var karşımızda. Bu tartışmanın içinde gözden kaçırılmaması gereken temel nokta ise şu: Türkiye’de Kürt sorununda gerçek çözümün merkezi doğru belirlenmelidir. Ve bu merkez, Selahattin Demirtaş’tan başkası olamaz.

Cumhuriyet Halk Partisi’nin İmralı’ya heyet göndermeme kararı, hem siyasi olgunluk hem de toplumsal hassasiyet bakımından yerinde bir tutumdur. Çünkü demokratik meşruiyeti olmayan, toplumsal yetkisi seçimle doğrulanmamış bir aktör üzerinden çözüm inşa etmek, hem sürdürülebilir değildir hem de kamu vicdanında karşılığı yoktur. Bu ülkenin acılarının, çatışmalarının, yıllardır süren gerilimin çözümünü; bir adanın tecrit koşullarında, kapalı bir kapının ardında, toplumsal temsiliyeti olmayan bir aktöre bağlamak doğru değildir. Çözüm için demokratik zemin gerekir, toplumla bağı olan, seçilmiş, meşru ve sorumluluk sahibi liderler gerekir. İşte bu nedenle Selahattin Demirtaş, olması gereken yerin tam merkezindedir.

Bugün iktidarın attığı adımlara bakınca ise, asıl niyetin çözüm değil seçim hesapları olduğu çok açık. Daha düne kadar “terörist başıyla pazarlık olmaz”, “katillerle masaya oturulamaz”, “muhalefet terörle yan yana” diyenlerin; şimdi aynı sözlerin muhataplarıyla süreci “pişirmekten” bahsetmesi siyasi hafızaya yapılmış büyük bir saygısızlıktır.

Erdoğan’ın, Bahçeli’nin ve Soylu’nun yıllara yayılan sert söylemleri ortadayken bugün bambaşka bir çizgiye savrulmaları, devlet aklıyla açıklanamaz; ancak sandık dengeleriyle açıklanabilir. Bir zamanlar idam ipi sallayanların bugün İmralı’ya geçmek için izin istemesi, “ciğeriniz beş para etmez, iktidar için her şeyi yaparsınız” diyenlerin şimdi aynı kapıyı çalması bu tutarsızlığın en çarpıcı örnekleridir. Dahası, bu dönüşüm sadece liderlerde değil, Meclis sıralarında ve parti tabanında da birebir tekrarlanmaktadır. Dün “APO idam edilsin” diye ayağa kalkıp alkışlayanların bugün “Gerekirse yanıma üç arkadaşımı alırım İmralı’ya kendim giderim, İmralı’ya gitmeme izin veriyor musunuz ?” cümlesine aynı şevkle alkış tutması, bu çizginin ilkesizlik üzerine kurulu olduğunu açıkça göstermektedir.

Bu noktada asıl sorumluluk ise her defasında aynı oyunun parçası hâline getirilen Kürt seçmene düşüyor. Yıllardır iktidarın seçim dönemlerinde ısıtıp servis ettiği bu sahnelerin ardındaki niyet artık gizli değil. Kürt halkının bundan sonra gerçek çözüme, gerçek muhataplara sahip çıkması hayati önemdedir. Gösterişli jestlerin, anlık çıkışların, televizyonlara dönük hamasi açıklamaların kimseye bir faydası yoktur. Çözüm ancak esaslı politikalarla, toplumsal meşrutiyeti güçlü aktörlerle ve demokratik bir iradeyle mümkündür.


Bu çelişkinin en yakıcı ve ilginç tarafı ise şudur. İktidar, çözüm için İmralı’daki Abdullah Öcalan ile temas kurma yolları ararken, yine cezaevinde tutulan ama milyonlarca oyu temsil eden meşru siyasetçi Selahattin Demirtaş’ı muhatap dahi kabul etmemektedir. İkisi de demir parmaklıklar ardındayken, birini 'çözüm ortağı' potansiyeli, diğerini ise 'yok hükmünde' görmek, iktidarın meseleye hukuk veya demokrasi penceresinden değil, sadece kendi bekası penceresinden baktığının en net ispatıdır.
Demirtaş’ın yer almadığı bir çözüm süreci eksik kalır, toplumsal güveni inşa etmez, kalıcı barış üretmez.

Hepimizin isteği aynı… Terör tamamen bitsin, bu ülke huzura kavuşsun, kimse kimliğinden dolayı ötekileştirilmesin ve herkes adil şekilde temsil edilsin. Bu hedefe giden yol, gösterişli hamlelerden değil; doğru aktörlerin, doğru yerde ve doğru zamanda sorumluluk üstlenmesinden geçer. Türkiye’nin ihtiyacı, seçim hesaplarına göre bir gece sertleşip ertesi gün yumuşayan politikalardan değil, ilkesini koruyan bir çözüm iradesinden ibarettir.

Ez cümle: Gerçek, eninde sonunda kapıyı çalar; duymayanın kapısını ise kırar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X