EMEĞİN, CESARETİN, UMUDUN HİKAYESİ Cumhuriyeti kutlamak yetmez. Yaşatmak zorundayız
Cumhuriyet, 102 yıl önce yalnızca bir rejim değişikliği değildi; bir halkın, kaderini eline alışının ilanıydı.
O günlerde Anadolu’da ne fabrika vardı, ne sermaye, ne de bolluk.
Ama vardı bir inanç: “Bu millet kendi kaderini kendisi yazar.”
O inançla, ceplerinde bir avuç mermiyle, yüreklerinde sınırsız bir umutla yola çıkanların zaferidir Cumhuriyet.
Anadolu’nun her köyünde, bir gaz lambasının titrek ışığında yazılan mektuplarda,cepheye ekmek taşıyan kadınların yorgun ellerinde, kundaktaki bebeklerin aç uykularında mayalandı Cumhuriyet.
O yüzden bu bayrak yalnızca bir kumaş değil; o ellerin nasırı, o gözlerin yaşıdır.
Cumhuriyet, yalnızca bir tarih değil, bir hikâyedir, emeğin, cesaretin ve umudun hikâyesi.
Atatürk ve arkadaşları, bu hikâyeyi bir milletin onuruyla yazdı.
Cumhuriyet, bir avuç seçkinin değil, bu toprakların kimsesizlerinin kimsesi olsun diye kuruldu.
Kadınlar seçme hakkını kazandı, çocuklar kitapla tanıştı, halk ilk kez “Benim de söz hakkım var” diyebildi.
Ama her kazanım gibi, Cumhuriyet de bedel ödenerek kazanıldı.
Ve ne yazık ki son çeyrek asırdır, o bedelin değeri her geçen gün biraz daha unutturuluyor.
Cumhuriyet’in kurumları aşındı, liyakat zedelendi, adalet terazisi eğildi.
Laikliğin yerini bağnazlık, eşitliğin yerini imtiyaz aldı.
Kutlamalar büyüdü, ama anlam küçüldü.
Cumhuriyet’i anıyoruz ama her geçen gün ondan biraz daha uzaklaşıyoruz.
Bugün gelinen nokta bunun en açık göstergesidir.
Bir belediyeye daha — Bayrampaşa Belediyesi’ne — halkın iradesi hiçe sayılarak kayyum atandı.
Sandıkta yenemeyince, masada kazanmaya çalışan bir zihniyetle karşı karşıyayız.
Üstelik bunu, Cumhuriyet’in 102. yaşını kutlamaya hazırlandığımız günlerde yapıyorlar.
Bu sadece bir belediye meselesi değildir; bu, Cumhuriyet’in kalbine indirilen bir darbedir.
Ama asıl mesele bugünden ibaret değil.
Asıl mesele, o gün HDP’li belediyelere kayyum atandığında, toplumun yeterince tepki göstermemesi ve o gidişatın ileride herkesi kapsayabilecek bir tehlikeye dönüşebileceğini göremememizdir.
“Bizi ilgilendirmez” demedik belki, ama “bizi de ilgilendirecek” kadar güçlü duramadık.
İşte o gün veril(e)meyen tepki, bugün Bayrampaşa’nın kapısına dayanmıştır.
Demokrasi, bir grup için değil; herkes için savunulursa yaşar.
Cumhuriyet, yalnızca yönetenlerin değil, halkın direniş ruhunun adıdır.
O ruhu kaybedersek, geriye sadece törenler kalır.
Ama Cumhuriyet bir tören değil, bir direniştir.
Bir annenin adalet arayışındaki inancıdır.
Bir gencin, “Ben de bu ülkenin geleceğinde varım” diyebilmesidir.
Bir çocuğun, sabah okul yolunda korkmadan yürüyebilmesidir.
Bugün Cumhuriyet’i yaşatmak demek, haksızlığa karşı susmamaktır.
Bugün Cumhuriyet’i yaşatmak demek, “Benim partim değil ama haksızlık var” diyebilmektir.
Cumhuriyet, tam da bu cesaretle ayakta kalır.
Ve unutmayalım:
Cumhuriyet’i kuranlar, silah değil, irade kuşanmışlardı.
Onların mirasını yaşatmak, yalnızca geçmişe saygı değil, geleceğe borçtur.
Çünkü Cumhuriyet, bize bırakılmış bir mülk değil, bizden sonrakilere devredilmesi gereken bir emanettir.
O yüzden bu bayramı kutlamakla yetinmeyelim sadece.
Bu bayram, Cumhuriyet’i bir kez daha yaşatma yemini olsun.
Ez cümle :
Çünkü biliyoruz ki ; Cumhuriyet, kutlandığı kadar değil; korunduğu kadar yaşar.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bayramların gölgesinde kalan ülke 23 Nisan 2026 Perşembe
- Devletin dini adalettir 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Mevcut yapı yeniden organize edilmeli 16 Nisan 2026 Perşembe
- Sistem zayıfsa rüzgar fırtınaya döner 15 Nisan 2026 Çarşamba
- Gücün hukuku mu, hukukun gücü mü 08 Nisan 2026 Çarşamba
- 3 Yılda Amorti, 22 Yıl Kâr: Adına İhale Diyorlar 01 Nisan 2026 Çarşamba
- Şaka gibi bir ülke 26 Mart 2026 Perşembe
- Bir Avuç Şeker, Bir Dünya Huzur 19 Mart 2026 Perşembe
- Hikâyeden Dünya Lideri Olunmaz 13 Mart 2026 Cuma
- Her gün idam emri verenlere “şehit” denmez 04 Mart 2026 Çarşamba