SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

CAMSIZ ATÖLYEDE CANLARIN HAYALİ VARDI Gebze’nin üstüne çöken karanlık

19 Kasım 2025 06:24
Kocaeli, son dönemlerin en karanlık ve en sarsıcı olaylarıyla gündemde.Sanki bu şehrin üzerine görünmez bir el sürekli bir perde çekiyor.

Her felaketin ardından bir yenisi geliyor; tıpkı durmadan geri dönen bir karabasan gibi…

Daha bir binanın yıkıntısı soğumadan, Bakanlık 21 riskli bina belirleyip bunların 18’inin yıkımına onay verdi.

Peki, mesele gerçekten sadece “binalar” mı?

Değil.

Yıkılan yapının hemen yanı başında bir metro inşaatı var. Zeminde uzun süredir görülen obruk benzeri çöküntüler, kaymalar, titreşimler… O bölgede yaşayan herkes aylardır aynı şeyi söylüyor:

“Bu zemin bu yükü kaldırmıyor.”

Evlerin duvarlarında oluşan çatlakları paylaşan vatandaşlar, aylarca kapı kapı dolaşıp derdini anlatmaya çalıştı.
Geceleri “altımızdan bir şey çekiliyor” hissiyle uyanan aileler oldu.
Ama kimse duymadı.
Kimse görmek istemedi.

Kolay olan ne?
Binayı suçlamak.
Kararı kâğıt üzerinde alıp dosyayı kapatmak.
Sorumluluk almadan, masabaşından çizilen raporlarla halkın vicdanını susturacağını sanmak…

Tam bu çöküşün yarattığı şoku atlatamadan bu kez Dilovası’ndan gelen acı haberle sarsıldık.

Mahalle arasında “atölye” diye pazarlanan, ruhsatsız ve denetimsiz bir parfüm dolum yerinde patlama meydana geldi.
Altısı kadın yedi insan yanarak öldü.
Yaşları 16 ile 65 arasında…

Kimi çocuğunun okul masrafını karşılamak için, kimi ev kirasını ödeyebilmek için o gün oradaydı.
O atölyenin camı bile yoktu ama hepsinin hayalleri vardı.
Canları, emekleri, hayatları birkaç saniyede yok oldu.

Yangından ağır yaralı kurtulan ve günlerdir iyi haber beklediğimiz işçi Tuncay Yıldız da yaşam mücadelesini kaybetti.
Bir ülkenin ekmeğini kazanmaya çalışan insanları, bir ihmaller zincirinin ortasında can verdi.
Bu büyük dram ise birkaç cümlelik resmi açıklamayla geçiştirildi.

Bu acıların üzerinden daha günler geçmeden, bu kez Kocaeli Büyükşehir Belediye Meclisi’nde tansiyon yükseldi.

İzmit Belediye Başkanı Fatma Kaplan Hürriyet’in bu denetimsizliğe, bu sorumsuzluğa gösterdiği haklı tepki AKP’li meclis üyelerini rahatsız etti.

Acılar tazeyken, insanlar daha cenazelerini toprağa koymamışken bazı meclis üyeleri yine bildik ezberlerine sarıldı; üstünü örtmek, suçluyu başka yerde aramak, bağıranın haklı olduğunu sanmak…

Bir AKP’li üye çıktı; CHP’lileri ve Hürriyet’i bu felaketleri “politik malzeme” yapmakla suçladı.
Yetmedi…
Bir de FETÖ imasında bulundu.

Kim yapıyordu bunu?
2015’teki o malum girişimi “tiyatro” olarak nitelendiren Hürriyet’e saldırıp sözü FETÖ’ye bağlamaya çalışanlar.

Hürriyet’in cevabı meclisin havasını bir anda değiştirdi:

FETÖ’yü bu ülkeye kim getirdi?
FETÖ’nün okullarını kim açtırdı?
Savcılarını yargıya kim yerleştirdi?
Türkçe Olimpiyatlarında kimler ön sırada oturdu?
Ergenekon kumpasında kimler alkış tuttu?
Fethullah Gülen’in ayağına gidip ‘ne olur Türkiye’ye dönün’ diyen kimdi?’”

Bu soruların hepsinin cevabı belli.
Ama yüzü kızaran yok.

Bütün bu tablo bize ne anlatıyor?

Gebze, Kocaeli ve Darıca; yıkılan binalar, çöken zeminler, ruhsatsız patlayan atölyeler, Gebze’de ve Darıca’da patlayan doğalgaz ve ölümler, siyasette çürümüş bir dil, mecliste seviyesiz ithamlarla gündeme geliyor.
Bu haldeyiz.

Bir şehrin çürümesi binaların çökmesiyle başlamaz; adaletin, liyakatin ve vicdanın çökmesiyle başlar.

Bugün Kocaeli’nin bazı sokaklarında sadece beton değil, umut da dökülüyor; bazen fark edilmese de…

Ve işin en acı tarafı ne biliyor musunuz?

İstanbul’dan ya da Ankara’dan Gebze yönüne seyahat eden insanlar sınırlarımıza yaklaşırken muhtemelen tek bir şey hissediyor:

“Aman bir an önce Gebze’yi geçelim.”

Bir şehir için bundan daha acı bir ironi olabilir mi?

Türkiye’nin en büyük üretim üslerinden biri olan bu kent, yönetilemeyen her krizle biraz daha karanlığa gömülüyor.

Gençler artık burada hayal kurmuyor; çoğu sadece bir gün “gidebilmeyi” düşünerek yaşıyor.

Binalar çökerken, adalet sessiz kalırken, liyakat ayaklar altına alınırken, bir şehir sadece fiziken değil, ruhuyla da enkaza dönüşüyor.

Bizi bu hale getirenler utansın.

Ama utanacak yüz kaldı mı, orası meçhul.

Ez cümle
“Bu şehir binalarla değil; vicdanlarla ayakta durur, vicdan çökerse şehir de çöker.”

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X