SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

İTAAT DEĞİL İKNA İLE Gücün Gürültüsü, Devletin Sessizliği

26 Şubat 2026 02:14
Siyaset sadece karar almak değil, toplumun duygu durumunu yönetmektir. “Ben yaptım, oldu” yaklaşımı kısa sürede kararlılık gösterebilir; ama uzun vadede bazı insanlar kendini dışlanmış hisseder.

**

Siyasetin temel işi nedir?
Toplumu yönetmek mi, yoksa toplumu yönetilebilir kılmak mı?

İkisi birbirine yakın gibi görünse de çok fark var. Toplumu yönetmek güç ister, yönetilebilir hale getirmek ise güven ister. Türkiye son yıllarda daha çok gücün öne çıktığı bir siyasal ortamda yaşıyor. Gücün gözle görülür, güvenin ise tartışmalı olduğu bir dönem bu.

Toplumda ortak bir duygu var: Siyasetin dili sertleştikçe hayat zorlaşıyor. Çünkü gerilim sadece ekranda kalmıyor; çarşıya, pazara, aile sohbetlerine, iş yerlerine kadar yansıyor. Sürekli yüksek tansiyonla yönetilen bir ülkede insanlar hem ekonomik hem psikolojik olarak yoruluyor.

Oysa siyaset biliminin basit kuralı şunu söyler: Gerilim kısa vadede işe yarar, uzun vadede güveni yıpratır.

Son yıllarda atamalar ve kararlar toplumda hep “uzlaşma yerine mesaj veriliyor” hissi yaratıyor. Bu da devletin taraflı bir güç gibi görünmesine yol açıyor.

Siyasette gerilimi düşürebilmenin bir örneğini yakın geçmişte gördük. Önceki Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş döneminde kurum sürekli tartışma ve polemik konusu oldu. Bugün ise Prof. Dr. Safi Arpağuş ile Diyanet daha sakin, daha az tartışmalı bir hâle geldi. Kurum artık gündemi germiyor, güven hissi artıyor.

Bu gösteriyor ki devlet kurumlarının başındaki isimlerin üslubu, toplumun ruh halini doğrudan etkiler.

Son dönemdeki bazı atamalar ise tartışma yarattı. Adalet Bakanlığı’na Akın Gürlek, İçişleri Bakanlığı’na Mustafa Çiftçi getirilmesi birçok kişi tarafından “Daha uzlaştırıcı isimler olamaz mıydı?” sorusunu doğurdu. Bu soru doğal ve demokratik bir eleştiridir. Çünkü mesele kişiler değil, mesajın kendisidir.

Siyaset sadece karar almak değil, toplumun duygu durumunu yönetmektir.
Ben yaptım, oldu yaklaşımı kısa sürede kararlılık gösterebilir; ama uzun vadede bazı insanlar kendini dışlanmış hisseder.

Bugün Türkiye’de hissedilen en büyük sorunlardan biri de bu. İnsanlar karar süreçlerinin parçası olmadığını düşünüyor. Bu duygu yaygınlaştıkça güven azalıyor, kutuplaşma derinleşiyor.

Oysa devlet sadece otorite değil, ortak aidiyet hissidir. Vatandaş kendini devletin yanında hissettiğinde sistem güçlenir. Bu yüzden kamusal makamların görevi toplumu germek değil, güven vermektir.

Türkiye’nin ihtiyacı olan şey, sertlik yarışının kazananını görmek değil; sakinleşmenin mümkün olduğunu hissetmektir. Ekonomik sıkışma ve toplumsal yorgunluk üzerine sürekli gerilim eklendiğinde, ortaya huzursuz bir ülke çıkar.

Elbette sorumluluk sadece iktidara ait değil. Muhalefetin de görevleri var. Toplum gerilimden yorulmuşken umut üretmek, yön göstermek ve güven veren bir alternatif sunmak muhalefetin işidir. Ama iç tartışmalar ve koltuk rekabetleri bunu zorlaştırıyor.

Bugün Türkiye’de iki gerçek aynı anda var:

  • Bir yanda yönetim tarzına dair artan demokrasi ve hukuk kaygıları,
  • Diğer yanda bu kaygıyı güvene dönüştüremeyen muhalefet.

Bu yüzden mesele sadece iktidarın ne yaptığı değil siyasetin nasıl bir dil kurduğu meselesidir. Siyaset, sadece güç kullanmak değil, toplumun sinir uçlarına dokunmadan yol gösterebilmektir.

Ve en kritik eşik şurada: Devlet gücü ne kadar büyük olursa olsun, toplum rıza göstermeden kalıcı bir güven oluşmaz. İnsanlar korktukları için değil, inandıkları için uyum gösterdiklerinde gerçek istikrar doğar. Siyaset, itaat ettiren değil, ikna eden bir zihniyetle yürütülmelidir.

 

Sözün özü:
Gerilim iktidar kazandırabilir; ama güven kazandıran siyaset tarihe kalır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X