SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

BİRİ GÖRÜNEN DİĞERİ YAŞANAN İki hayatlı Türkiye

30 Nisan 2026 04:33
Kredili mevduat hesabı dediğin şey artık geçici destek değil, sürekli eksi yazan bir batak gibi. Bir bankayı kapatıp diğerinden açıyorsun. Vergi, Bağ-Kur, sigorta… Hepsi ayrı bir yük

**

Türkiye’de artık herkesin iki hayatı var. Biri görünen, biri yaşanan. Biri sistemin kayıtlarında duran, diğeri insanın kendi içinde taşıdığı gerçek hayat.

Resmi hayat var; vergiye giren, POS cihazında dönen, bankada görünen. Bir de gerçek hayat var; borçla yürüyen, ertelenen, sürekli idare edilen hayat. Bu iki hayat arasındaki fark büyüdükçe insanlar daha çok yoruluyor ama yine de devam ediyor. Çünkü başka çare yok.

Bugün bir esnafın dükkânına gir, kasaya bak, POS cihazına bak, bir de gün sonuna bak. Rakamlar dönüyor gibi görünür ama para kalmaz. Ciro var ama kazanç yok. Bu cümle basit gibi duruyor ama aslında memleketin özeti bu. İnsanlar kazanmıyor, sadece çeviriyor.

Ve çoğu zaman çevrilen para da kendi parası değil.

Kredi kartları, kredili mevduat hesapları, ertelenmiş ödemeler… Bunlar artık istisna değil, hayatın kendisi olmuş durumda. Eskiden borç geçici bir şeydi, şimdi kalıcı bir yaşam biçimi. Maaş yatar yatmaz eksiye düşen hesaplar var. Esnaf sabah dükkan açarken ilk satışa değil, bankadaki eksi bakiyeye bakıyor. Çünkü o eksi kapanmadan gün başlamıyor bile.

Ben de bir esnafım, görüyorum. İnsanlar artık cebinde 5-6 kredi kartıyla dolaşıyor. Kasada biri yetmiyor, diğeri çıkıyor, o da yetmiyor üçüncü kart devreye giriyor. Yüzler düşüyor ama alışveriş yine de bitmiyor çünkü mecbur.

Aynı şey bizde de var. Kredili mevduat hesabı dediğin şey artık geçici destek değil, sürekli eksi yazan bir batak gibi. Bir bankayı kapatıp diğerinden açıyorsun. Vergi, Bağ-Kur, sigorta… Hepsi ayrı bir yük. Çoğu esnaf bunları artık düzenli çeviremiyor.

Ama mesele sadece küçük esnaf değil.

Bir tarafta böyle sıkışmış insanlar, diğer tarafta milyonlarla dönen büyük yapılar var. Borçları yapılandırılanlar, teşvik alanlar, yeniden sisteme alınanlar… Küçük olan yükün altında kalıyor, büyük olan yeniden ayağa kaldırılıyor. Vergi adaleti diye bir şey var mı, tartışılır hale geldi.

Sorun sadece ekonomi değil aslında. Bu bir düzen meselesi.

İnsanlar artık kazandığıyla yaşamadığı için gerçeklik duygusu da değişti. Herkes bir denge kurmuş: biraz kredi, biraz kart, biraz erteleme… Üstüne de “idare ederiz” hali. Ama o idare hali çözüm değil, sadece geciktirme.

Bir başka gerçek daha var. Herkesin ikinci bir işi, ikinci bir geliri, ikinci bir planı var. Memur ek iş bakıyor, esnaf ek kazanç arıyor, gençler tek maaşla yaşanamayacağını zaten biliyor. Bu artık tercih değil, zorunluluk.

Sokakta aynı cümleler dönüyor:
İş var ama para yok.”
“Para var ama bereket yok
.”

Aslında ikisi de aynı şeyi anlatıyor. Sistem dönüyor ama insanı büyütmüyor.

Ve en sessiz tarafı şu; herkes sıkıntılı ama kimse açık etmiyor. Borç gizleniyor, gelir büyütülüyor, hayat vitrinde normal gösteriliyor. Ama arka taraf bambaşka.

Bu yüzden toplumda garip bir durum var: herkes zor durumda ama kimse bunu tam söylemiyor. Herkes şikâyetçi ama değişeceğine inanan çok az kişi var. Bu da insanı yoruyor, sadece para değil, kafa yorgunluğu bu.

Sürekli hesap yapmak, sürekli denge kurmak, sürekli bir şeyleri ertelemek…

Ve en kritik yer şurası: bu sistem böyle sürdürülemez.

Sürekli borçla dönen hayat bir yerde duvara çarpar. Kimi erken, kimi geç ama olur. O zaman herkes aynı soruyu sorar: “Nasıl bu hale geldik?”

Aslında yavaş yavaş gelindi. Kimse bir anda fark etmedi.

Bugün şunu kabul etmek gerekiyor: Bu ülkede ekonomik düzen insanı üretmeye değil, borçla yaşamaya alıştırmış durumda. Bu sadece ekonomik değil, alışkanlık haline gelmiş bir durum.

Ve borçla yaşamaya alışan insan, fark etmeden özgürlüğünden de verir.

 SÖZÜN ÖZÜ

Türkiye’de artık tek bir hayat yok. Görünen hayat ve yaşanan hayat var. Görünen hayat sistemde, yaşanan hayat borçta. İnsanlar yaşamıyor, sadece denge kurmaya çalışıyor. Ve bu denge tamamen krediye, karta ve ertelemeye bağlı.

Ve en tehlikelisi şu: herkes bunu biliyor ama kimse gerçekten yüzleşmiyor.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X