SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

SİYASETİN SADAKAT SINAVI Kimin Hikâyesi, Kimin Hesabı?

14 Mayıs 2026 03:27
Siyasette en hızlı eskiyen şey fikirler değil, maalesef güven duygusudur. Ve o güven bir kere zedelendi mi, borsa endeksleri gibi bir günde düzelmiyor.

**

Son dönem Türkiye siyasetinde en çok konuşulan, hatta artık vatandaşın da "yine mi?" dedirten o meşhur belediye başkanlarının parti değiştirme meselesine bir de buradan bakalım. Özellikle Cumhuriyet Halk Partisi’nden seçilip, mazbatayı aldıktan sonra rotayı AK Parti’ye kıran isimler üzerinden ciddi bir güven tartışması yürüyor. Aslında mevzu sadece bir tabela veya logo değişikliği değil; çok daha derin bir yara: Siyasette sadakat ve güven duygusunun kırıntısı bile kaldı mı gerçekten? Yoksa sandık başında kurulan o hayaller, koltuk sıcaklığını hissedince uçup gidiyor mu?

Siyasetin doğasında fikir değişimi olur elbet, buna kimse itiraz etmez. Ama şu soruyu sormadan da geçemiyoruz: Gerçekten fikirler mi değişiyor, yoksa şartlar mı insanları bir yerlere itiyor? Bir siyasetçi gerçekten ideolojik bir aydınlanma mı yaşıyor, yoksa mevcut konumu korumak, belediyenin bütçesini "yukarıyla" iyi geçinerek kurtarmak için mi yeni bir liman arıyor? Bu ayrımı yapmak valla her zaman kolay değil. Bir akademisyenin dediği gibi; fikir değiştirmeden parti değiştiriliyorsa, orada siyasi dönüşümden ziyade bir "risk yönetimi" vardır. Yani bir nevi kendini ve geleceğini garantiye alma çabası, stratejik bir hamle...

Bülent Ecevit’in o meşhur sözü hala kulağımızda çınlıyor: “Namuslu bir hikâyen varsa seni kimse satın alamaz.” İşte asıl mesele burası. Bir siyasetçinin hikâyesi ne kadar tutarlı, ne kadar "kendine has." Seçmen sadece hizmete, yola, kaldırıma değil; biraz da karaktere ve tutarlılığa oy veriyor aslında. Türkiye’de yapılan araştırmalarda bu geçişlere duyulan güvensizliğin yüzde 70’leri aşması boşuna değil. Vatandaş doğal olarak soruyor: “Biz neye oy verdik, şimdi neyi izliyoruz?” Bu hayal kırıklığı sadece o siyasetçiye değil, topyekûn siyaset kurumuna olan inancı baltalıyor.

Gelelim en somut ve tartışmalı örneğe... Aydın Büyükşehir Belediye Başkanı Özlem Çerçioğlu'nun AK Parti'ye geçiş süreci, sadece siyasi kulisleri değil, ekonomi sayfalarını da altüst etti. Yıllarca CHP’nin en güçlü figürlerinden biri olan Çerçioğlu’nun bu hamlesi, ailesine ait olan ve borsada işlem gören Jantsa hisseleriyle birlikte okunmaya başlandı. İşin aslı, bu geçişten hemen önce şirketin mali darboğazda olduğu ve hisselerinin adeta dibe vurduğu herkesin malumuydu. Ancak ne hikmetse, AK Parti rozeti takıldığı an borsa ekranlarında bambaşka bir tablo belirdi. Dibe demir atan hisseler, geçiş haberiyle birlikte günlerce tavan yaptı, seri yükselişlerle adeta uçuşa geçti. Hatta geçiş sonrası şirketin 589 milyon TL gibi devasa bir yatırım teşviki alması, "siyasi tercih mi yoksa ticari bir can simidi mi?" tartışmalarını iyice alevlendirdi. Bir belediye başkanının siyasi rotası, bir şirketin finansal kurtuluşuna bu kadar mı paralel olur?

Aynı şekilde Afyon Belediye Başkanı Burcu Köksal da bir başka ilginç örnek. Geçmişte AK Parti’ye ve FETÖ’ye dair o çok sert, tavizsiz söylemleriyle tanınan Köksal’ın bugünkü duruşu, "siyasi tutarlılık" kavramını iyice kâğıt üzerinde bıraktı. İnsan sormadan edemiyor; dün "asla" denilen yer bugün nasıl "hizmetin tek adresi" olabiliyor? Yine CHP’den istifa edip AK Parti saflarına katılan Hasan Ufuk Çakır da bu "rota değişimi" kervanına katılanlardan biri. Bu isimlerin her biri "şehrime yatırım gelsin diye yaptım" diyebilirler. Ama seçmen gözündeki o "güven" kredisi, borsa kâğıtları gibi tavan yapmıyor maalesef; aksine hızla eriyor.

Yerel yönetimler demokrasinin beşiği” derler ama bizde sanki biraz "pazarlık masası"na dönüşmüş durumda. Seçmen bir adaya güvenirken onun partisinin dünya görüşünü, vaatlerini ve duruşunu satın alıyor. Seçimden sonra o duruşun tam zıttı bir yere savrulmak, en hafif tabiriyle seçmen iradesine bir saygısızlıktır. Güven dediğimiz şey en büyük sermayedir; para biter, projeler yarım kalır ama karakter ve sözün ağırlığı bakidir. Bugün "hizmet" ya da "yatırım" adı altında yapılan bu hamlelerin, yarın sandıkta nasıl bir karşılık bulacağını hep birlikte göreceğiz.

Netice itibariyle siyaset değişir, insanlar da değişir; buraya kadar her şey normal karşılanabilir. Ama asıl soru baki kalıyor: Tutarlılık kaybolduğunda geriye ne kalır? Siyaset mi değişiyor yoksa sadakat mi çözülüyor? Partiler, dengeler, koltuklar her şey değişir ama seçmenin o meşhur hafızası kolay kolay silinmez. Günün sonunda bazen sadece tek bir soru kalır geriye, o da en can yakıcı olanıdır: “Biz kime güvenmiştik, şimdi kime dönüştük?”

Sözün özü: Siyasette en hızlı eskiyen şey fikirler değil, maalesef güven duygusudur. Ve o güven bir kere zedelendi mi, borsa endeksleri gibi bir günde düzelmiyor. Belki de artık siyasetçilerin "ne yapacağından" çok, "kim olarak kalacağını" tartışmamızın vakti geldi de geçiyor bile. Çünkü tarih sadece kazanılan seçimleri değil, o koltuklarda sergilenen o vakur ya da savrulan duruşları da yazar.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X