SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

DÖN DE AYNAYA BAK Koltuk ve makam tapulu malı mı

11 Haziran 2026 05:08
Bu tartışmaların bir başka boyutu da Türk siyasetindeki o bitmek bilmeyen yaş sorunudur. Türkiye'de artık cumhurbaşkanından milletvekiline kadar, tüm kamu görev süreleri ve yaş sınırları ciddi şekilde masaya yatırılmalıdır

**

Faik Öztrak'ın son açıklamaları gerçekten ibretlik bir tablo ortaya koyuyor. "Makamlarından ve unvanlarından vazgeçemeyenler" diyerek dün çıkıp Özgür Özel ve arkadaşlarına laf vuran, başkalarını eleştiren bir siyasetçinin, yaklaşık yirmi yıldır o milletvekili koltuğunda oturuyor olması ister istemez insanı durup düşünmeye sevk ediyor. Eleştiriyi yaparsın da, dönüp bir de aynaya bakmazlar mı adama?

Dahası var... Öztrak ailesinin siyasi geçmişi de zaten herkesin malumu. Dedesi Mustafa Faik Öztrak, Cumhuriyet'in ilk dönemlerinde uzun yıllar milletvekilliği ve bakanlık yaptı. Babası Orhan Öztrak da keza milletvekilliği ve bakanlık görevlerinde bulundu. Bugün Faik Öztrak da altıncı dönemi aşan milletvekilliği kariyerini keyifle sürdürüyor. Üç kuşaktır devlet ve siyaset kademelerinde yer alan bir aileden gelen bir ismin, başkalarına koltuk ve makam eleştirisi yöneltmesi doğal olarak trajikomik bir tartışma yaratıyor.

Asıl sorun uzun yıllar görev yapmak da değil aslında, başkaları için farklı, kendisi için farklı ölçü kullanılmasıdır. Başkalarına "makamından vazgeçemiyorlar" derken kendi siyasi kariyerini aynı süzgeçten geçirmemek ciddi bir çelişkidir. Bu mantık, partiyi dedesinden miras, babasının malı gibi görmektir. Konuşulan başka, yapılan başka olunca da o inandırıcılık kaçınılmaz olarak zedeleniyor tabii.

Öte yandan Öztrak'ın, "Dönemin genel merkez yönetimi İBB Başkanıyla ilgili iddiaları reddetmeyi partimizin yegâne gündemi haline getirdi. Halkımızın işsizliğini, hayat pahalılığını ıskalamamıza sebep oldu" şeklindeki açıklaması da son derece problemli bir yaklaşım. Çünkü burada sanki Ekrem İmamoğlu'na yönelik siyasi ve hukuki süreçlere karşı çıkılması ile vatandaşın ekonomik sorunlarını gündeme getirmek birbirinin alternatifiymiş gibi bir tablo çiziliyor. Oysa muhalefetin görevi ikisini birden yapmaktır. Hem halkın geçim sıkıntısını savunacaksın hem de seçilmiş belediye başkanlarına yönelik antidemokratik müdahalelere karşı duracaksın. Bunlar aynı mücadelenin parçasıdır.

Bugün iktidarın yargısı tarafından yürütülen soruşturmalar, kurultay tartışmaları ve mutlak butlan süreçleriyle CHP'nin kayyum tehdidiyle bile karşı karşıya kalmasına neden olan o sürecin aktörleri, hâlâ özeleştiri yapmak yerine başkalarını suçlamayı tercih ediyor. Partiye yönelik hukuki risklerin ortaya çıkmasına zemin hazırlayanların, bugün kendilerini parti iradesinin tek savunucusu gibi göstermeye çalışması tabanda hiç inandırıcı bulunmuyor.

Faik Öztrak'ın siyasi iletişim tarzı da yıllardır tartışma konusudur zaten. CHP sözcülüğü yaptığı dönemde kamuoyunda o sıcaklığı kurabilen, seçmenle duygusal bağ oluşturabilen bir profil çizemedi. Elbette siyaset sadece tebessümle, ekran performansıyla olmaz ama siyasetçi dediğin de topluma umut veren, insanlarla bağ kurabilen kişidir.

Tabii bu çelişkili durum sadece Faik Öztrak’la ya da eski yönetim kadrolarıyla da sınırlı değil. Eğriye eğri, doğruya doğru konuşmak, bugünü de görmek zorundayız. Parti tabanında ve sokakta ne konuşuluyorsa, köşe yazarı olarak onu buraya taşımak boynumuzun borcu. Bugün büyük bir mücadele veren Genel Başkan Özgür Özel’in, yola çıktığı kadroları ve yakın çevresini de bu anlamda biraz gözden geçirmesi gerekiyor. Bu durum kesinlikle 'yola çıkılan arkadaşları satmak' olarak adlandırılamaz; aksine, partinin geleceği için bir zorunluluktur. Çünkü halkın içinde gezen bazı isimlerin sergilediği tepeden bakan ya da yapmacık duran tarzlar, sokakta samimiyet testinden geçemiyor. Faik Öztrak’ın o soğuk profili ne kadar değişmesi gerekiyorsa, bugünkü bazı isimlerin yarattığı o tezat görüntülerin de acilen farkına varılması şart. Değişim, sadece koltuk sahiplerinin adını değiştirmekle olmaz; o koltuklarda oturanların tarzını ve halka yaklaşımını kökten düzeltmekle olur

Cumhuriyet Halk Partisi gerçekten hepimizin baba evidir. Ancak baba evi olmak, hiç kimseye tapu senedi vermez. Hiç kimseye partiyi kendi siyasi kariyerinin doğal uzantısı gibi görme hakkı tanımaz. CHP, ne bir ailenin mirasıdır ne de belli isimlerin kişisel mülküdür.

Bu tartışmaların bir başka boyutu da Türk siyasetindeki o bitmek bilmeyen yaş sorunudur. Türkiye'de artık cumhurbaşkanından milletvekiline kadar, tüm kamu  görev süreleri ve yaş sınırları ciddi şekilde masaya yatırılmalıdır. 65 yaşından sonra aktif siyasette görev alınmasına ilişkin yeni düzenlemeler artık şart.

Bakın çok basit bir çelişki var: Aynı devlet, tapuda işlem yapacak ya da noter huzurunda önemli bir imza atacak ileri yaştaki vatandaştan sağlık raporu, heyet raporu istiyor. Ama iş milyonlarca insanın kaderini etkileyecek kararları alan makamlara gelince yaş sınırı olmadan o koltuklar kullanılabiliyor. Bu durum kamu vicdanında ciddi soru işaretleri oluşturmaktadır. Gençlerin gelecek hayallerini belirleyen makamların daha dinamik, daha hesap verebilir ve kuşaklar arası temsili sağlayacak şekilde yeniden düzenlenmesi artık ertelenemez.

Bugün ihtiyaç duyulan şey, sağa sola dönük suçlamalar değil; samimi bir özeleştiri, tutarlılık ve parti iradesine koşulsuz saygıdır. Çünkü siyasette en büyük sorun koltukta uzun süre oturmak değil, o koltuğun yalnızca kendisine ait olduğunu düşünmeye başlamaktır.

SÖZÜN ÖZÜ: Siyaset, babadan oğula geçen bir saltanat ya da ömür boyu devredilmez bir tapu senedi deyil; millete hizmet etme yarışıdır. Kendine hak gördüğünü başkasına lüks sayanların, aynaya bakma vakti çoktan gelmiştir geçmiştir bile.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X