MESELE HUKUKİ DEĞİL, İRADE MESELESİDİR Korkacak Şeyi Olmayan Sandıktan Kaçmaz
**
Siyaset, her şeyden önce bir iddia, bir irade ve topluma güven verme işidir. Bir siyasi yapının gücü, karşılaştığı krizleri kendi öz gücüyle, yani tabanıyla ve örgütüyle çözebilme yeteneğinden gelir. Ancak ne yazık ki son dönemde, siyasetin o kendine has dinamizmini, cesaretini ve açık yürekliliğini kaybetmeye başladığını; bunun yerine usul tartışmalarının, hukuki labirentlerin ve masa başı oyunlarının ikame edilmeye çalışıldığını görüyoruz. Açık konuşalım: Durum nettir ve kimsenin siyasi dansözlük yapmasına, lafı evirip çevirmesine gerek yoktur.
Tam da bu kördüğümün ortasında, Cumhuriyet Halk Partisi eski genel başkanı Sayın Murat Karayalçın, tecrübeli bir devlet ve siyaset adamına yakışır vakurlukta, adeta bir turnusol kâğıdı işlevi gören muazzam bir tespitte bulundu. Karayalçın, parti içi demokrasinin önündeki tüm yapay engelleri, arkasına sığınılan tüm bahaneleri tek bir paragrafla deşifre etti.
İşte Karayalçın'ın o nokta atışı tespiti:
"Kurultayın yapılamayacağına ilişkin değerlendirmeler doğru değerlendirmeler değil. Yani 'tedbir kararı alındı, o nedenle kurultay kararı alamayız’ deniyor. Bunu Sayın Zeynel Emre, Parti Sözcümüz açıkladı. Sayın Zeynel Emre diyor ki; tedbir kararına rağmen İstanbul İl Kongresi yapıldı. Yüksek Seçim Kurulu bunu yaptı. Aynı şekilde şimdi de tedbir olmasına rağmen bunu yaparız, yapabiliriz. Burada bir engel yok. Ama eğer bunun engel olduğu kanısındaysanız, o zaman başvuruyu çekin, bunu kesinleştirmiş olalım. Dolayısıyla tedbir kararı da olmaz. Hemen kurultaya gidelim."
Bu sözlerin üzerine söylenecek her kelam, siyasette dürüstlüğün ve samimiyetin ne anlama geldiğini yeniden tanımlamak içindir. Karayalçın’ın bu çıkışı, sadece teknik bir hukuki yorum değil, aynı zamanda sarsıcı bir siyasi duruş dersidir. Buradan çıkarılacak ve altı kalın çizgilerle çizilecek çok net hakikatler var:
Mesele hukuki değil, irade meselesidir. İstanbul İl Kongresi’nde YSK’nın aldığı tavır ortadadır, hukuki süreçler kurultay iradesinin önüne bir bariyer olarak dikilemez. İstedikten sonra, yasal süreçler içerisinde ve hukuka tam uyum sağlayarak o kurultayı çok rahat bir şekilde toplamak mümkündür.
Samimiyet testidir bu. "Tedbir var, kurultay yapamayız" diyenlerin elindeki kalkanı Karayalçın tek cümleyle indiriyor: “Engel görüyorsanız, başvuruyu çekin, bahaneyi bitirelim.” İşte siyasi zekâ ve samimiyet buradadır. Eğer niyetiniz gerçekten partinin önünü açmak, tıkanıklığı gidermekse, o tıkanıklığın hukuki dayanağını bizzat siz ortadan kaldırın. Yok eğer o başvuruyu orada tutmaya ve arkasına sığınmaya devam ediyorsanız, toplumun ve örgütün önüne çıkacak yüzünüz kalmamış demektir.
Siyasi krizler mahkeme salonlarında veya teknik usul tartışmalarında değil, partinin en yüksek iradesi olan Kurultay salonunda çözülür. Sandıktan ve delegenin iradesinden kaçarak hiçbir yere varılamaz. Çözüm, her türlü bahaneyi bir kenara bırakıp hemen kurultaya gitmektir.
Şimdi eğri oturup doğru konuşalım. Önümüzde bu kadar net bir hukuki emsal, bu kadar basit ve uygulanabilir bir çözüm yolu varken; hâlâ "ama", "fakat", "hukuki süreç beklemeliyiz" tekerlemeleriyle zaman kazanmaya çalışmanın adı siyaset olamaz. Siyaset, milletin ve örgütün gözünün içine bakarak, açık kartlarla oynanır.
Eğer bu kadar yalın, bu kadar şeffaf bir çözüm masada dururken hâlâ kurultay için gereken kararlar alınmıyorsa, hiç kimse kusura bakmasın ama orada başka hesaplar dönüyor demektir. Bu basit çözüme rağmen kurultay iradesinden kaçanların sergilediği tutum; samimiyetten uzak, art niyetli ve açıkça söylemek gerekirse bu siyasi harekete karşı bir ihanet niteliğindedir. Statükoyu korumak, koltukları altı ay daha elde tutabilmek uğruna partinin enerjisini mahkeme koridorlarında tüketmeye kimsenin hakkı yoktur.
Tabanın sesine kulak tıkamak, delege iradesini yok saymak ve hukuki tedbirlerin arkasına saklanarak siyasi ömür uzatmaya çalışmak, bir partiye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Siyasi meşruiyet, mahkemelerin mühürlerinde değil, örgütün hür iradesinde aranmalıdır. Karayalçın’ın da dediği gibi, tüm bahaneler hükmünü yitirmiştir. Şimdi maskeleri indirme, her türlü hesapçılığı bir kenara bırakma ve vakit kaybetmeden milletin umudu olan o büyük iradeyi, kurultayı toplamalısınız.
Korkacak bir şeyi olmayan, sandıktan ve kendi örgütünden kaçmaz!
SÖZÜN ÖZÜ: Mahkeme salonlarında istikbal arayanlar, tüzük labirentlerinde koltuk kollayanlar, gün gelir o sığındıkları duvarların altında kalırlar. Siyasetçi gücünü hakim cübbesinden değil, örgütünün helal oyundan alır. Gerisi lafı güzaftır.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Koltuk ve makam tapulu malı mı 11 Haziran 2026 Perşembe
- Bayramlaşma Gölgesinde Derinleşen Siyasi Ayrışma 02 Haziran 2026 Salı
- Baba Ocağında İhanet Çemberi 26 Mayıs 2026 Salı
- Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalktığı Gün: 19 Mayıs 19 Mayıs 2026 Salı
- Kimin Hikâyesi, Kimin Hesabı? 14 Mayıs 2026 Perşembe
- Takla Atanlar Düzeni 07 Mayıs 2026 Perşembe
- Bayram günü mü Mesai günü mü? 01 Mayıs 2026 Cuma
- İki hayatlı Türkiye 30 Nisan 2026 Perşembe
- Bayramların gölgesinde kalan ülke 23 Nisan 2026 Perşembe
- Devletin dini adalettir 22 Nisan 2026 Çarşamba