ÖRGÜTLER NEYİ YANLIŞ YAPTI Masumiyet karinesi nerede?
**
Cumhuriyet Halk Partisi'nin başına ne gelirse gelsin, bir konuda hep aynı şeyi düşündüm: Parti içi sorunlar, partinin kendi demokratik mekanizmalarıyla çözülmelidir. Bugün gelinen noktada ise CHP tarihinin en agır krizlerinden biri yaşanıyor.
Bugün ya da yarın Cumhuriyet Halk Partisi Kocaeli İl Yönetimi'nin, Darıca İlçe Yönetimi'nin ve Körfez İlçe Yönetimi'nin görevden alınabileceği yönündeki iddialar artık kulis dedikodusu olmaktan çıkmış durumda. Parti içerisinde konuşulanlara bakılırsa böyle bir kararın açıklanması kimse için sürpriz olmayacak. Eğer bu iddialar doğruysa, CHP'de mutlak butlan sürecinin yeni hedefinin örgütler olduğu da netleşmiş olacak.
Asıl sorulması gereken soru şudur: Bu örgütler neyi yanlış yaptı? Partiyi mahkemeye mi verdiler, CHP'ye kayyum atanmasını mı savundular, mutlak butlan üzerinden parti yönetimini mahkeme kararıyla değiştirmeye mi çalıştılar, yoksa tam tersine bütün eksiklerine rağmen partinin seçilmiş organlarının yanında mı durdular? Eğer cezalandırılanlar ikinci gruptakilerse, o zaman ortada sadece bir görevden alma değil, ciddi bir siyasi tercih vardır.
Aylardır kamuoyuna anlatılan şuydu: "Kayyum gelmesin diye bu süreç gerekli." Oysa gazeteci Deniz Zeyrek'in değerlendirmesi dikkat çekiciydi; "Keşke kayyum atansaydı" diyordu. Çünkü ona gore kayyumun görevi netti, partiyi kısa sürede kurultaya götürürdü ve belki de tüm CHP’liler ortak bir duruş sergilerdi. Belki de bugün yaşanan bölünmeler, ihraç tartışmaları ve görevden almalar hiç yaşanmazdı. Gerçekten daha kötü ne olabilirdi?
Milletvekillerinin disiplinle tehdit edildiği, belediye başkanlarının hedef haline getirildiği, il ve ilçe örgütlerinin görevden alınmasının konuşulduğu, partililerin birbirine düşman gibi gösterildiği bir tabloyla karşı karşıyayız. Daha da ilginci, kurultay söz konusu olduğunda "tedbir kararı var" denilirken, disiplin ve görevden alma süreçlerinin işletilebilmesi ciddi bir çelişki olarak ortada duruyor. İnsanların anlamakta zorlandığı nokta tam olarak budur.
Aynı programda Serap Belovacıklı’nın sorduğu 'Masumiyet karinesi nerede?' sorusu, bu büyük çelişkiyi tüm çıplaklığıyla görünür hale getirdi. Ortada kesinleşmiş bir yargı kararı yokken insanların önce suçlu kabul edilip sonra aklanmalarının beklenmesine, 13 yıl bu partiyi yönetmiş Kılıçdaroğlu’nun 'Tüzük böyle' diyerek yanıt vermesi, soruları azaltmadı; aksine bir liderin kendi yarattığı çelişkiler içinde nasıl köşeye sıkıştığını gösterdi. Kurultay istendiğinde 'mahkeme kararı var, kilitliyiz' diyerek hukukn arkasına saklananların, sıra kendi evlatlarını ihraç etmeye ve örgütleri görevden almaya geldiğinde birdenbire 'tüzük canavarı' kesilmesi, tabanın aklıyla ve vicdanıyla alay etmektir.
Üstelik bütün bunlar olurken gözden kaçırılan çok önemli bir gerçek var: Vatandaş mutfaktaki yangını, emekli geçim derdini, asgari ücretli ay sonunu nasıl getireceğini düşünüyor. İktidarın yıprandığı bir dönemde CHP'nin gündemi ise yine kendi iç tartışmaları oluyor. Oysa CHP'nin enerjisini halkın sorunlarına harcaması gerekiyor.
İşin acı tarafı şudur: Bir dönem "CHP'yi kayyuma teslim etmeyiz" diyerek yola çıkanlar, bugün birçok CHP’liye kayyum ihtimalini bile daha makul gösterecek bir tablo ortaya çıkarmış durumdadır. Bu yüzden artık tartışma kişiler üzerinden değil, CHP'nin geleceğinin üyelerin iradesiyle mi yoksa mahkeme koridorlarında mı belirleneceği üzerinden yürümektedir.
Bugün bazı il ve ilçe yöneticileri görevden alınabilir, bazı üyeler ihraç edilebilir, bazı isimler tasfiye edilmeye çalışılabilir. Ama bilinmelidir ki bu süreçte görevden alınmak ya da ihraç edilmek birçok CHP'li için artık bir cezadan çok bir madalya haline gelmiştir. Çünkü insanlar koltuklarını değil, partinin demokratik geleceğini savunduklarına inanıyor.
Ben de onlardan biriyim. Partimden istifa etmem, Cumhuriyet Halk Partisi'ni terk etmem. Ama CHP'yi kurultayla değil mahkeme kararlarıyla yönetmeye çalışan anlayışı da kabul etmem. Parti bir gün Kemal Kılıçdaroğlu ve mutlak butlan sürecini savunan bu anlayış tarafından seçime götürülürse, ben o yönetime oy vermem ve verdirmem. Çünkü sadakat kişilere değil, ilkelere gösterilir. Ve bugün savunulması gereken şey bir kişinin siyasi geleceği değil, Cumhuriyet Halk Partisi'nin demokratik geleceğidir.
Sözün özü; bugün görevden almalarla, ihraçlarla, disiplin soruşturmalarıyla bir sonuç alınabilir. Ancak hiçbir yönetim, parti tabanının vicdanında kaybettiği meşruiyeti idari kararlarla geri kazanamaz. Bazen bir partiyi kaybetmenin yolu seçim sandığından değil, parti içi demokrasiyi kaybetmekten geçer.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Siyaset kıyafeti değil hizmeti konuşmalı 09 Temmuz 2026 Perşembe
- Asıl Şimdi Gri Alanların Deve Kuşları Düşünsün! 08 Temmuz 2026 Çarşamba
- İki Teker Üstünde Can Pazarı: Duymuyor musunuz? 01 Temmuz 2026 Çarşamba
- Yeni Bir Yol İnşa Ediyorlar 18 Haziran 2026 Perşembe
- Koltuk ve makam tapulu malı mı 11 Haziran 2026 Perşembe
- Korkacak Şeyi Olmayan Sandıktan Kaçmaz 09 Haziran 2026 Salı
- Bayramlaşma Gölgesinde Derinleşen Siyasi Ayrışma 02 Haziran 2026 Salı
- Baba Ocağında İhanet Çemberi 26 Mayıs 2026 Salı
- Bir Milletin Yeniden Ayağa Kalktığı Gün: 19 Mayıs 19 Mayıs 2026 Salı
- Kimin Hikâyesi, Kimin Hesabı? 14 Mayıs 2026 Perşembe