SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

DÜZENİN BEDELİ AİLEDE ÖDENİYOR Sefaletin Yeni Adı: Asgari Ücret

24 Aralık 2025 02:39
Ama sistem böyle işliyor. Önce can yakılıyor. Sonra yara bandı yapıştırılıyor. Yara bandını yapıştırana da teşekkür ediliyor.

***

Bu haftaki köşe yazım bir “tık” uzun.

Bilerek uzun.

Çünkü bu ülkede geçim derdi kısaca anlatılacak bir mesele değil.

Bu yorumumda tek bir kişinin değil, milyonlarca insanın içini dökmek zorundayım.

Asgari ücretlinin, emeklinin, çalışan yoksulun; her aybaşında aynı korkuyu yaşayanların hikâyesi bu.

Okurken rahatsız olabilirsiniz.

Ama zaten anlatılanlar rahatlatmak için değil gerçeği göstermek için.

Asgari ücret açıklandı.
Yüzde 27 zam.
Net rakam: 28 bin 075 lira.

Hayırlı olsun.

Yetmedi mi?
Yetmedi.

Bugün en düşük ev kiraları 25 bin liradan başlıyor.
Bir tık düzgün, ama lüks olmayan bir ev 30–35 bin lira bandında.
Gebze’de bile“orta halli” denilen bir yerde tablo bu.

Yani maaş daha cebe girmeden bitiyor.

Elektrik, su, doğalgaz, internet…
Market, ulaşım, okul masrafı.
Bunları uzun uzun yazmaya gerek yok.
Çünkü matematik ortada:
28 bin 075 lira geçinmeye yetmiyor.

Yetmediğini onlar da biliyor.
Ama geçmiş yıllarda defalarca aynı cümleyi duyduk:
Bununla geçinilir.”
Gayet yeterli.”
Hatta iyi.

Demek ki geçinenler başka bir ülkede yaşıyor.

Bu yüzden artık tek maaş diye bir şey kalmadı.
Karı-koca çalışmak zorunda.
Ama bunun da ağır bir bedeli var.

Birçok evde düzen bozuldu.
Yorgunluk arttı.
Tahammül azaldı.
Kavgalar çoğaldı.

Boşananlar var.
Boşanma eşiğine gelenler var.
Sırf ortada çocuk olduğu için ayrılmaya cesaret edemeyen,
aynı evin içinde iki yabancı gibi yaşayan binlerce aile var.

Çocuklar bu iklimde büyüyor.

Asgari ücret bugün sadece düşük bir maaş değil.
Bir deneme süresi ücreti.

Fabrikalarda düzen aynı:
Eski işçi çıkarılıyor.
Yerine asgari ücretten yeni eleman alınıyor.
İki ay, üç ay…
Sonra “performans” bahanesi.
Kapı.

Diplomaların, sertifikaların olsa bile,
sayısı artık hiçbir şey ifade etmiyor.

Ve burada özellikle söylemek gerekiyor:
Sendikalar işçinin yanında değil.

Sendikalar işverenle kol kola.
Sendikalar hükümetten çekiniyor.
Masada varlar, sahada yoklar.

İşçi kapının önüne konduğunda sessizler.
Hak gasbında sessizler.
Deneme süresi oyunlarında sessizler.

İşçi yalnız.

Bu düzenin bedeli sadece cüzdanda ödenmiyor.
Evde ödeniyor.
Ailede ödeniyor.
Çocukta ödeniyor.

Bazı gençler okulu bırakıyor.
“Çalışayım” diyor.
Anne baba günde 12–16 saat çalışıyor.
Ama hâlâ geçinemiyor.

Ve şimdi gelelim bu ülkede yıllardır oynanan tanıdık oyuna.

Önce rakam açıklanıyor.
Düşük.
Tepki yükseliyor.
Herkes homurdanıyor.

Sonra sahneye Cumhurbaşkanı çıkıyor.
Küçük bir dokunuş…
Bin lira, iki bin lira…
Yuvarlama.

28 bin 075 lira olur 30 bin.

Ve bir anda hava değişiyor.

Ooo!” deniyor.
Gördün mü?” deniyor.
Cumhurbaşkanımız olmasa biz yanmışız” deniyor.

Sanki o düşük rakam gökten inmiş gibi.
Sanki o yuvarlama bir lütufmuş gibi.
Sanki baştan insanca bir ücret vermek mümkün değilmiş gibi.

Herkes rahatlıyor.
Alkışlıyor.
Susuyor.

Oysa mesele 28 binin 30 bin olması değil.
Mesele, 30 binin bile yetmediği bir ülkede yaşamaya çalışmak.

Ama sistem böyle işliyor.
Önce can yakılıyor.
Sonra yara bandı yapıştırılıyor.
Yara bandını yapıştırana da teşekkür ediliyor.

Avrupa’da asgari ücretli kimse zengin değil.
Ama sosyal devlet var.
Kira desteği var.
Çocuk yardımı var.
Ulaşım, sağlık, eğitim insanı boğmuyor.

İnsanlar kiralarını ödüyor.
Tatilini yapabiliyor.
Ailesine, eşine, dostuna zaman ayırabiliyor.
Kendine vakit ayırabiliyor.

Türkiye’de ise asgari ücretle
ay sonu değil,
ay başı korkusu yaşanıyor.

Türkiye’de asgari ücretli ve emekli için hayat, sadece çalışıp eve dönmekten ibaret.
Sinema lüks, tiyatro hayal.
Tatil, takvimde değil sohbetlerde var.
Ailece dışarıda yemek yemek ayda bir değil, yılda bir bile zor.
Bir kahve içmek bile hesap kitap işi.
Zaman yok, para yok, nefes alacak alan yok.
Kültürden, sanattan, sosyallikten feragat ederek ayakta kalmaya çalışıyorlar.
İnsanca denilen o “normal” hayat, bu ülkede asgari ücretli ve emekli için artık ulaşılamayan bir vitrin ürünü.

Bizde sosyal devlet yok.
Bizde “sabır” var.
Bizde “şükür” var.
Bizde “biraz daha dişini sık” var.

Bu artık yoksulluk değil.
Bu, planlı bir sefalet.

Eskiden simit–çay hesabı yapılırdı.
Şimdi onu bile yapamıyorsun.

Basit bir denklem var:
Asgari ücret 28 bin 075 lira.
Kira 25–35 bin lira.

Bundan daha çıplak bir tablo olabilir mi?

Peki insanlar neden hâlâ sessiz?
Belki bu sessizlik isyan değil, tükenmişliktir.
Belki insanlar artık temsil edilmediklerini hissediyor.
Belki konuşmanın bir şeyi değiştireceğine inanç kalmadı.

Ama şu gerçek değişmiyor:
Bir ülkede insanlar çalıştığı halde geçinemiyorsa,
orada sorun tembellik değil.
Orada sorun düzendir.

Asgari ücret artık bir geçim aracı değil,
bir oyalama aracıdır.

Ve bu böyle devam ederse,
kaybedilen sadece para olmayacak.
Aileler dağılacak.
Gençler kopacak.
Toplum daha da yorulacak.

Sonra yine soracağız:
Bu ülkeye ne oldu?

Cevap aslında çok net:
Bu ülkede yoksulluk değil,
yoksulluğa alışmak normalleştirildi.

Ez cümle:

Bu ülkede artık asgari ücretle yaşanmıyor; sadece ayakta kalınmaya çalışılıyor.


YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X