SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

KARANLIK BİR ANDA GELMEZ Sessizlik, Karanlık ve Din Ticareti

04 Şubat 2026 04:48
Ve bütün bunlar olurken kullanılan gerekçe tek: “Din böyle emrediyor.” Oysa din, hiçbir zaman cehaleti emretmedi. Ama cehalet, her zaman kendine dini kalkan yaptı.

***

Afganistan’da kadın olmak, insan olmaktan sayılmamak demek. İran’da bir saç teli, bir hayat demek.
Bazı coğrafyalarda kadın, hâlâ “aileye ait bir eşya.”

Peki biz bu manzaraya bakarken neden “çok uzak” diyoruz?

Gerçekten uzak mı?

Din, insanın vicdanını yumuşatmak için vardır; korkutmak için değil.
Ama tarih boyunca din, en çok da iktidarın elinde sertleşti.

Bugün “cemaat”, “tarikat”, “vakıf” adı altında büyüyen yapıların büyük kısmı;
inançtan çok itaat, ahlaktan çok çıkar, dinden çok ticaret üretiyor.

Sorun dinde değil.
Sorun, dini meta hâline getirenlerde.

Afganistan’da kız çocukları okula gönderilmiyor.
Günah” denilerek karanlığa itiliyorlar.
İran’da ahlak polisi var; ama ahlak yok.

Kadının hayatı, erkeğin keyfine ve rejimin korkularına emanet.

Bu tabloyu görünce içimiz rahat mı olmalı?
Bizde öyle değil” demekle kurtulabilir miyiz?

Hayır.

Çünkü bizde de kadın; kimi zaman susturuluyor, kimi zaman yok sayılıyor, kimi zaman “ailenin namusu” denilerek hayatının dışına itiliyor.

Ve bunu yapanlar, çoğu zaman en yüksek sesle “din” konuşanlar oluyor.

Cumhuriyet tam da bu yüzden devrimdi.
Kadına seçme-seçilme hakkını, mirası, eğitimi, kamusal alanı verdiği için.

Atatürk, kadını erkeğin arkasına değil yanına koyduğu için hedef alınıyor.

Bugün Cumhuriyet’le kavgası olanların ortak noktası şu:
Kadından korkuyorlar.

Özgür düşünen kadından, itaat etmeyen gençten, sorgulayan toplumdan…

Din tüccarlığı tam da burada başlıyor.
İnsanların korkularını satın alıp, cennet vaadiyle dünyayı parselliyorlar.

Kadın üzerinden, beden üzerinden, günah üzerinden kazanç sağlıyorlar.

Ve en tehlikelisi şu:
Bu düzen, sessizlikle büyüyor.

Afganistan artık sadece karanlık bir örnek değil
aynı zamanda ibretlik bir laboratuvar.

Orada kadınlar yalnızca bastırılmıyor, hukuken de yok sayılıyor.
Kölelik fiilen değil, neredeyse resmen meşrulaştırıldı.

Kız çocuklarının okula gitmesi tamamen yasaklandı.
Bir toplumun yarısı, diğer yarısının merhametine terk edildi.

Ve bütün bunlar olurken kullanılan gerekçe tek:
“Din böyle emrediyor.”

Oysa din, hiçbir zaman cehaleti emretmedi.
Ama cehalet, her zaman kendine dini kalkan yaptı.

İran bugün karışık.
Sokakta başka bir toplum, yönetimde başka bir akıl var.

Kadınlar direniyor, gençler itiraz ediyor;
ama baskı bitmiyor, azalmıyor.

Tam da böyle zamanlarda, bölgenin kadim gerçeği sahneye çıkar:
pusuda bekleyen güçler.

İçten karıştırdığı ülkelere “demokrasi” vaadiyle yaklaşan Amerika’nın sicili ortada.
Çıkarı olmayan hiçbir coğrafyada özgürlük aramaz.

Ortadoğu’nun son otuz yılı adeta bir domino dizilimi gibidir.
Mısır darbelerle hizaya sokuldu.
Libya “insani müdahale” söylemiyle parçalandı.
Afganistan yıllar süren işgalin ardından karanlığa terk edildi.
Pakistan bitmeyen baskı ve vekâlet savaşlarıyla sarsıldı.
Irak işgalle dağıtıldı.
Suriye iç savaşla harabeye çevrildi.

Şimdi gözler İran’da.
Bu zincirin bir sonraki halkasını tahmin etmek zor değil.!

Bu ülkelerin ortak kaderi şudur:
Önce içeriden zayıflatıldılar,
sonra dışarıdan “düzen verildi.”
Ve her seferinde bedeli halklar ödedi.

İran bir zamanlar moderndi.
Irak öyleydi.
Afganistan bile moderndi.
Bağdat, Ortadoğu’nun kültür ve sanat merkezlerinden biriydi.

Sonra adım adım, sessiz sessiz,
“bizden” denilerek her şey değişti.

İşte tehlike tam burada.

Bugün Türkiye’de açık açık konuşulamayan bir gerçek var:
Toplum, kritik bir eşikte.

Dil değişiyor, kavramlar değişiyor, normal algısı değişiyor.
Dün itiraz edilenler bugün savunulur hâle geliyor.

Bir Afganistan romantizmi,
bir İran hayranlığı,
bir “şeriat gelsin de ne olursa olsun” kolaycılığı…

Bunlar yüksek sesle değil belki,
ama fısıltıyla dolaşıyor.

Ve fısıltılar, bazen çığlıktan daha tehlikelidir.

Bugün kimseyi hedef göstermeden, kimseyi işaret etmeden şunu söylemek bile zorlaştı:
Gidişat iyi değil.

Ama bunu söylemezsek,
yarın çok daha fazlasını yaşamak zorunda kalırız.

Cumhuriyet tam da bu yüzden hâlâ hayati.
Sadece bir yönetim biçimi değil;
bir hayat tarzı, bir kadın güvencesi, bir akıl sigortasıdır.

Ve belki de en çok şunu hatırlatır:
Bu topraklarda karanlık kader değildir.
Ama sessizlik, karanlığın en sadık müttefikidir.

Sözün özü: Karanlık bir anda gelmez.
Önce alkışlanır, sonra normalleşir, en sonunda hayat olur.

Din vicdan içindir; ticaret için değil.
Kadın özgür değilse, toplum da özgür değildir.

Ve Cumhuriyet;
sadece geçmişin mirası değil,
bu toprakların geleceği için son savunma hattıdır.

Çünkü bir ülke sustuğunda değil,
alıştığında kaybeder.

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X