SÖZÜN AYNASI Doğruyu eğmeden Yanlışa eğilmeden
Olcay Öğüt

SÖZ İLE GERÇEK ARASINDAKİ MESAFE Takla Atanlar Düzeni

07 Mayıs 2026 05:07
Bugün yerel siyasette giderek belirginleşen bir başka gerçek daha var: güç alanını sadece bulunduğu yerle sınırlı görmeyen, sürekli genişletmeye çalışan bir siyasal refleks.

**

Siyaset bir zamanlar fikirlerin, duruşların ve bedel ödemeyi göze alan insanların alanıydı. Bugün ise giderek daha fazla kimin kimi ne zaman hatırladığı ve ne zaman unuttuğu üzerinden okunan bir düzene dönüşmüş durumda. Bu dönüşüm sessiz oldu ama etkisi çok derin.

Artık birçok şey açıkça söylenmiyor ama herkes tarafından çok net biliniyor. İnsanlar fikirleriyle değil, bulundukları pozisyonla değerlendiriliyor. Ve o pozisyon değiştiği anda hafıza da değişiyor. Dün “bizden” olanlar, bugün bir anda yokmuş gibi davranılabiliyor.

Bu tabloyu besleyen en temel şeylerden biri giderek yerleşen bir alışkanlık: hatırlamayı ihtiyaç anına, unutmayı ise konfora göre ayarlamak. Siyaset içinde “vefa” kelimesi çok sık kullanılsa da sahadaki karşılığı her geçen gün zayıflıyor.

Yakın zamanlarda yaşanan bazı küçük örnekler bile aslında bu düzeni anlatmaya yetiyor. Basit bir ihtiyaç olduğunda kapılar çalınıyor, telefonlar aranıyor, mesajlar gidiyor. Ama konu “geri dönüş”e gelince tablo değişiyor. Çalan telefonlar açılmıyor, mesajlar görülüyor ama cevap verilmiyor, “döneceğiz” deniyor ama dönülmüyor. En kritik nokta şu: mesele olumlu ya da olumsuz cevap değil, hiç muhatap alınmamak.

Çünkü bu artık bireysel bir ihmal değil, yavaş yavaş yerleşen bir refleks. İnsanlar sadece işlerine geldiği ölçüde görünür hale geliyor. İşine yarıyorsan varsın, iş bitince yoksun.

Siyasetin içinde bu durum daha da sert bir şekilde kendini gösteriyor. Çünkü ilişkiler giderek fikir üzerinden değil, çıkar ve pozisyon üzerinden kuruluyor. Menfaatin olduğu yerde yakınlık artıyor, menfaatin bittiği yerde mesafe açılıyor. Bu da doğal bir ilişki değil, hesaplı bir düzen üretiyor.

Bugün yerel siyasette giderek belirginleşen bir başka gerçek daha var: güç alanını sadece bulunduğu yerle sınırlı görmeyen, sürekli genişletmeye çalışan bir siyasal refleks. Artık mesele sadece kendi sorumluluk alanını yönetmek değil; başka alanların dengelerine de müdahil olma, parti içi süreçleri kendi siyasi hesabına göre şekillendirme eğilimi açıkça hissediliyor.

Bu noktada idealler yerini daha pragmatik bir yaklaşıma bırakıyor: “Kime ulaşabiliyorsam, kimden fayda sağlayabiliyorsam onunla yürürüm.” Bu anlayış yaygınlaştıkça siyaset bir temsil alanı olmaktan çıkıp bir güç ve etki genişletme alanına dönüşüyor.

Bunun doğal sonucu ise şudur: siyasi omurga değil, siyasi esneklik değer kazanıyor. Dün eleştirilen yapılar bugün destek mekanizmasına dönüşebiliyor. Dün uzak durulan çevreler bugün en yakın çalışma alanı haline gelebiliyor. Ve bütün bunlar olurken en çok kaybolan şey tutarlılık ve ilkesel duruş oluyor.

Bu düzenin içinde artık en çok görülen şeylerden biri de bu: takla atanlar düzeni. Dün söylediğini bugün rahatça değiştirenler, bulunduğu yere göre fikir ayarlayanlar, rüzgâr hangi yönden esiyorsa oraya dönenler… Bunlar artık istisna değil, sistemin doğal parçası haline gelmiş durumda.

Bir gün çok yakın olanların ertesi gün birbirine yabancılaşması sadece bireysel bir zayıflık değil; sistemin ürettiği bir sonuç. Çünkü sistem, sadakati değil uyumu ödüllendiriyor. Uyumu öğrenenler yükseliyor, duruşunu koruyanlar ise geri çekiliyor.

Bütün bunlar yaşanırken herkes hâlâ yüksek sesle “ilke”, “ahlak” ve “vefa” kelimelerini kullanıyor. Ama kelimeler çoğaldıkça anlamlar azalıyor. Söz ile gerçek arasındaki mesafe büyüyor.

İşin özünde şu soru kalıyor: Biz siyaseti mi değiştirdik, yoksa siyaset mi bizi dönüştürdü? Ama belki daha önemlisi şu: Bu düzeni normalleştirmeye devam mı edeceğiz, yoksa artık “bir dakika, burada bir yanlış var” deme cesaretini gösterecek miyiz?

Çünkü unutulmaması gereken en basit gerçek şudur:
Bir toplumda insanlar sadece iş düştüğünde hatırlanıyorsa, orada artık vefa değil, hesap vardır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X