İKİ ÇOCUK, İSİM, AYNI KADER Vatanı Korumak, Çocukları Korumakla Başlar
***
Atlas…
Ahmet Minguzzi…
İki çocuk.
İki isim.
İki benzer kader.
Ve ne yazık ki iki acı dosya.
Bu ülkede artık çocuk cinayetlerini “münferit” diye geçiştiremiyoruz.
Çünkü ortada tekil olaylar değil, giderek büyüyen bir tablo var.
Ve bu tablo, hepimizi ilgilendiriyor.
Bir yanda gözümüzden sakındığımız evlatlarımız var.
Canımızdan kıymetli çocuklar…
Gece uyanıp üstü açıldı mı diye kontrol ettiğimiz, iyi bir eğitim alsın diye imkânlarımızı zorladığımız çocuklar.
Bu noktada bir gerçeği dürüstçe konuşmak gerekiyor.
Eğitimli insanlar çocuk konusunda daha temkinli.
Bir ya da iki çocukla yetiniyorlar.
Çünkü bir çocuğu büyütmenin ne kadar zor, ne kadar masraflı, ne kadar emek isteyen bir iş olduğunu biliyorlar.
Bu ülke uzun süredir ekonomik olarak zor durumda.
Bir çocuğun hakkını vermek, iyi bir eğitim aldırmak, onu hayata hazırlamak gerçekten büyük sorumluluk.
Bunun farkında olan anne babalar “çok olsun” değil, “iyi olsun” diye düşünüyor.
Ama diğer tarafta bambaşka bir tablo var.
Doğurup sokağa salınan,
eğitilmeyen,
daha kötüsü eğitilmesine de izin verilmeyen çocuklar…
Ailelerin bile çoğu zaman umursamadığı, okulun, öğretmenin düşmanlaştırıldığı bir ortamda büyüyen gençler.
Sonra ne oluyor?
15–16 yaşında bıçak taşıyan,
şiddeti güç sanan,
mafya özentisi,
kavgayı kimlik edinmiş bir profil çıkıyor karşımıza.
Ve bu profil, bizim çocuklarımız için ciddi bir tehdit haline geliyor.
Hâlâ kendimizi kandırıyoruz.
“Bizim çocuğumuzun başına gelmez” diyoruz.
“Bizim çevremiz farklı” diyoruz.
Ama değil.
Bugün okuldan çıkan, kursa giden, arkadaşlarıyla kafede oturan her çocuk potansiyel hedef.
Çünkü saldıran tarafın kaybedecek hiçbir şeyi yok.
Bizim çocuklarımızın ise koskoca bir hayatı var.
Atlas neden öldürüldü?
Ahmet neden öldürüldü?
“Yan baktın” denildi.
“Omuz attın” denildi.
Ama asıl sebep bu değil.
Asıl sebep, karşısındakinde kendinde olmayanı görmek.
Bir gelecek, bir umut, bir ihtimal görmek.
Ve buna tahammül edememek.
Şunu artık açıkça söyleyelim:
15 yaşında bir çocuk yanında bıçak taşıyorsa, burada masumiyetten söz edilemez.
Çocuk kitap taşır,
defter taşır,
çanta taşır.
Bıçak taşıyorsa, o başka bir şeydir.
“Suça sürüklenen çocuk” kavramının arkasına sığınılarak vicdan rahatlatılıyor.
Oysa bıçağı bilerek taşıyan, ölümcül darbeyi nereye vuracağını bilen, öldürdükten sonra bununla övünen biri çocuk değildir.
Bu kadar basit.
Ahmet Minguzzi’nin ailesi, evlatlarının acısını yaşayamadan yüzlerce tehditle karşı karşıya kaldı.
Devlet bu tehditleri durduramadı.
Aileye güvence veremedi.
Ama bir mafya lideri avukatına talimat vererek “bu davaya ben bakıyorum” deyince tehditler bir anda kesildi.
Sosyal medyada buna benzer bir sürü örnek var.
Başı sıkışan, haksızlığa, adaletsizliğe, zorbalığa, tehdide uğrayan ama devlet tarafından korunamayan insanların imdadına, bu kez mafya lideri dediğimiz “duyarlı” kişiler yetişiyor.
Bu tabloyu herkesin iyi düşünmesi lazım.
Bu, devletin değilse bile ülkeyi yönetenlerin ne kadar aciz bir noktaya sürüklendiğinin göstergesidir.
Cezaevleri ise ayrı bir yara.
Genç yaşta cinayet işleyenler içeride semiriyor.
Besili birer suç makinesi olarak, tahliye olacakları günü bekliyorlar.
Bizim vergilerimizle besleniyorlar.
Ceza caydırıcı olmaktan çıkmış durumda.
Sonra da çıkıp “en az üç çocuk” kampanyaları yapılıyor.
Peki soralım:
O çocukları kim koruyacak?
Ben bir babayım.
Bir oğlum var gözümden sakındığım, hani şarkıda diyor ya
“Seni pamuklara sarmalar sararım”…
Gerçekten de öyle.
Gece uyanıp üstü açıldı mı diye bakıyorum.
Hasta olsa içim daralıyor.
Geleceğini düşünüyorum, başına bir şey gelmesin diye bin hesap yapıyorum.
Biz sokakta büyüdük ama bugün çocuğumuzu sokağa bırakamıyoruz; eve gelene kadar içimiz rahat etmiyor, bir yere tek başına göndermeye bile çekinir hale geldik.
Ve insan şunu fark ediyor;
artık bu ülkede çocuk büyütmek sadece iyi bir okul bulmakla, iyi bir eğitim vermekle bitmiyor.
Çocuğunu sokaktan, kötülükten, şiddetten korumak zorundasın.
Ama her şeyi sen yapamıyorsun.
Çünkü sokak artık güvenli değil.
Çünkü karşısındaki çocuğun kaybedecek hiçbir şeyi yokken, senin evladının kaybedecek bir ömrü var.
Bir anne baba olarak bundan daha ağır bir duygu zor bulunur.
Evladını hayata hazırlamaya çalışırken, onu hayatta tutmaya çalışmak…
Ve artık bu ülkede çocuk büyütmenin yalnızca ekonomik değil, ciddi bir güvenlik meselesi haline geldiğini görüyorum.
Vatanı korumak, sınırda başlamaz.
Vatanı korumak, çocukları korumakla başlar.
Ez cümle: Ve çocuklar korunmuyorsa, hiçbirimiz güvende değiliz.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bir Ülkenin Çocuklarını Bavula Sığdırma Hikâyesi 14 Ocak 2026 Çarşamba
- Devlet Yok, Kumbaralar Var 07 Ocak 2026 Çarşamba
- Normalleşen Şeyler Ülkesi 31 Aralık 2025 Çarşamba
- Sefaletin Yeni Adı: Asgari Ücret 24 Aralık 2025 Çarşamba
- Bu ülkede iyiler neden hep erken yoruluyor? 17 Aralık 2025 Çarşamba
- Bin yıllık ağaçların sessiz çığlığı – Zeytinlik 10 Aralık 2025 Çarşamba
- Kocaeli’ye verilen önem lafta kaldı 03 Aralık 2025 Çarşamba
- Çözümün Merkezi Selahattin Demirtaş Olmalı 26 Kasım 2025 Çarşamba
- Gebze’nin üstüne çöken karanlık 19 Kasım 2025 Çarşamba
- Atatürk’e Saygı, Milletin Vicdanına Sahip Çıkmaktır 12 Kasım 2025 Çarşamba