VENEZUELLA'DA ABD HAYDUTLUĞU VE TÜRKİYE YANSIMALARI!.. ‘Yerli-milli”: Muhalife karşı
***
Hani “yerli” ve ‘milli”ydik?
Hani “dünya beşten büyüktü”?
Hani “mazlumların yanındaydık”?
Hani “emperyalizme karşı dik duruyorduk”?
Meğer hepsi, ekran koruyucusuymuş.
Bir gün “Maduro kardeşim, dik dur, yanındayız” diye hashtag açarsın.
Ertesi gün aynı Maduro, yazıda anlatıldığı üzere ABD’nin açık müdahalesine maruz kalır…
Sen de “dik dur” kısmını bırakıp, “sus” kısmına geçersin.
Çünkü bazı dik duruşlar, talimat gelene kadardır.
Bazı “yerli-milli” refleksler, dışarıdan onay alana kadardır.
Bazı öfkeler, içeride muhalife ayrılmıştır.
Dışarıya ise diplomatik boşluk.
Paylaşılan metin bir hatırlatma yapıyor: 2019’da “WeAreMADURO” diye bağıranlar vardı.
Bugün aynı Saray’dan tek kelime yok.
Daha da çarpıcı olan ne?
Hızlıca atılan bir destek tweeti, yine hızlıca siliniyor.
Demek ki mesele fikir değil.
Mesele ilke değil.
Mesele “yanlış zamanda doğru cümle” kurmak.
Çünkü bu ülkede bazı cümleler vardır:
Doğru olsa bile, vakitsizse “sakıncalıdır”.
Haklı olsa bile, adresi yanlışsa “silinmelidir”.
Vicdanlı olsa bile, karşı taraf büyükse “risklidir”.
Sonra ne olur?
Dışişleri bir açıklama yapar.
Ama öyle bir açıklama ki, içinde ne ABD geçer, ne Maduro, ne kaçırma, ne saldırı.
Kelimeler yok.
Fail yok.
Fiil yok.
Sorumlu yok.
Sanki ortada hadise yok.
Sanki dünyanın bir yerinde değil de, Mars’ta yaşanmış.
Sanki devletlerarası mesele değil de, mahalle dedikodusu.
Bu ne demek?
Bu “denge politikası” değil.
Bu “tedbirli dil” değil.
Bu bildiğiniz,“aman bana değmesin” politikası.
Bu bildiğiniz,“büyük abi kızmasın” dili.
Bizim memlekette “yerli-milli” lafı çok kullanılır.
Kullanılır, çünkü pahalı bir maskedir.
Maskeyi takınca herkes seni zanneder ki bağımsız.
Zanneder ki onurlu.
Zanneder ki dik.
Ama maske, gerçek yüzü saklar.
Gerçek yüz ne?
NATO gerçeği.
Pazar gerçeği.
Sermaye gerçeği.
Dış finansman gerçeği.
Kredi notu gerçeği.
Swap gerçeği.
“Bir telefon gelir, ses kısılır” gerçeği.
Bir bakarsın; içeride mangalda kül bırakmayanlar, dışarıda küllüğe dönüşür.
Bir bakarsın; “anti-emperyalist” pozlar, Washington’da “uyumlu ortak” broşürüne basılır.
Bir bakarsın; “yerli” diye bağıranlar, “yerli” kelimesini yalnızca ihaleye yazdırır.
“Milli” diye konuşanlar, “milli”yi yalnızca maçta hatırlar.
Şimdi soralım.
Bir ülkede iktidar “yerli ve milli” diye kendi reklamını yapıyorsa…
Ama dışarıda gerçek bir egemenlik ihlali olduğunda adını bile anmıyorsa…
Bu neyin yerli-millisi?
Yerli-milli, kime karşı?
Muhalife karşı.
Gazeteciye karşı.
Sendikacıya karşı.
Öğrenciye karşı.
Tweet atan gence karşı.
O kolay.
Orada “dik durmak” bedava.
Orada “yerli-milli” olmak prim yapar.
Peki büyük olana gelince?
Bir anda devlet dili pamuk gibi.
Bir anda kelimeler sabun gibi kaygan.
Bir anda “milli irade” küresel rüzgârda ince bir naylon poşet.
Paylaşılan metinde asıl resim şu:
Siyasetimizde “ABD karşıtlığı” çoğu zaman iç tüketim malzemesi.
Bir tür seçim müziği.
Bir tür meydan dekoru.
Bayrak gibi sallanıyor; iş bitince depoya kaldırılıyor.
Gerçek ilişki ise masada yürüyor.
Çünkü masada başka bir kural var:
Bağımsızlık nutukla olmuyor.
Bağımsızlık krediyle olmuyor.
Bağımsızlık “yatırımcı güveni” dilenerek olmuyor.
Bağımsızlık, bir gün “yanındayız” deyip ertesi gün “tanımsız” kalınca hiç olmuyor.
Bizde “taraf” kelimesi, sanki ayıp.
Sanki ilkesizlik erdem.
Sanki “haklıya haklı” demek fanatiklik.
Böyle olunca ne oluyor?
Herkes “rahatsız” ama kimse sorumluyu söylemiyor.
Herkes “çelişki” diyor ama kimse “bu çelişkiyi doğuran düzen” demiyor.
Herkes “istikrar” diyor ama istikrarı bozan müdahaleye adıyla seslenmiyor.
Sonuç?
Dışarıda haydutluk büyüyor.
İçeride cümle küçülüyor.
Bu tabloyu bir cümleyle özetleyelim:
Bizim “yerli ve milli”miz, dış politikada yazılım lisansı gibi.
Süreli.
Şartlı.
Ve en önemlisi: iptali tek tıkla.
Bir tweet atarsın…
“Yanındayız” dersin…
Sonra bir bakarsın, “sil” tuşu gelir.
Ve o tuş, bazen ülkeden daha hızlı çalışır.
Peki bu suskunluğun anlamı ne?
Anlamı şu:
İktidar, içeride ne kadar sertse dışarıda o kadar yumuşak.
İçeride ne kadar “söz dinletiyorsa”, dışarıda o kadar “söz dinliyor”.
İçeride “tek adam”, dışarıda “tek telefon”.
İçeride “milli irade”, dışarıda “müttefik hassasiyeti”.
Ve bu denklem böyle oldukça “yerli-milli” lafı, en fazla bir slogan olarak kalır.
Slogan da zaten şudur:
Yerli ve milli, ama sessiz.
Bağımsız, ama temkinli.
Dik duran, ama uygun zamanda.
Son söz:
Eğer bir gün yine “dik dur” diye başlayacaksanız…
Önce şu soruyu cevaplayın:
Dik duruşunuz, talimat gelene kadar mı?
Yoksa talimat gelmese de sürecek kadar mı?
Çünkü bu millet, yıllardır aynı filmi izliyor:
Sahne ışıkları yanınca “yerli-milli”…
Perde kapanınca “gık” bile yok!...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Unutmadık unutturmayız 24 Ocak 2026 Cumartesi
- Aynı çağ, iki adam, iki ekim devrimi 23 Ocak 2026 Cuma
- Delikanlılık filtreyle ölçülmez!.. 22 Ocak 2026 Perşembe
- Suriye'de neler oluyor 21 Ocak 2026 Çarşamba
- Hrant, güvercinin kalbi 20 Ocak 2026 Salı
- İran!.. 19 Ocak 2026 Pazartesi
- Silivri'nin dili, şüphe!.. 17 Ocak 2026 Cumartesi
- İmamoğlu ve Diploma Davası!.. 16 Ocak 2026 Cuma
- Adalet ölürse!.. 15 Ocak 2026 Perşembe
- Korku düzeni: Filler ve insanlar! 14 Ocak 2026 Çarşamba