EMEK, ADALET VE ONUR İÇİN 1 Mayıs

01 Mayıs 2026 04:48
Eğer bir ekonomide sermaye büyürken işçi küçülüyorsa, şirketler kâr açıklarken emekçi borç içinde yaşıyorsa, ihracat rekorları kırılırken işçi pazara çıkmaya korkuyorsa, orada kalkınma değil; adaletsizlik vardır.

**

Bugün, işçinin nasırlı elinin, emekçinin bükülmeyen boynunun, alın terinin ve insan onurunun günüdür.

Bugün, yalnızca meydanlarda atılan sloganların değil; maden ocaklarında, fabrikalarda, depolarda, tarlalarda, tersanelerde, hastanelerde, bürolarda ve şantiyelerde sessizce büyüyen bir hak arayışının günüdür.

Ama bu yıl da 1 Mayıs’a bayram neşesiyle değil, buruk bir yürekle giriyoruz.

Bir işçinin yüksekten düşerek ölmesi, bir kadının fabrikada çıkan yangında can vermesi, bir maden işçisinin yerin altında ekmeğini ararken toprağa gömülmesi, artık haber bültenlerinin soğuk diliyle “kaza” diye geçiştiriliyor.

Oysa biliyoruz: Bunların adı kaza değildir. Bunların adı ihmaldir, denetimsizliktir, düşük maliyet uğruna insan hayatını gözden çıkarmaktır.

Bunların adı iş cinayetidir.

Bir ülkenin gerçek aynası, gökdelenlerinin camında değil, işçinin baretinde biriken tozdadır.

Bir ülkenin kalkınması, yalnızca büyüme rakamlarıyla değil, o büyümenin kimin sırtından sağlandığıyla ölçülür.

Eğer bir ekonomide sermaye büyürken işçi küçülüyorsa, şirketler kâr açıklarken emekçi borç içinde yaşıyorsa, ihracat rekorları kırılırken işçi pazara çıkmaya korkuyorsa, orada kalkınma değil; adaletsizlik vardır.

Bugün Türkiye’de emekçi, yalnızca geçim derdiyle değil, yaşam derdiyle de sınanıyor.

Kirasını ödeyemeyen, pazarda filesini yarım bırakan, faturalar arasında sıkışan milyonlarca insan var.

Çalışıyor ama yoksul. Üretiyor ama tüketemiyor. Ayakta tutuyor ama kendisi ayakta kalamıyor.

Bu düzenin en ağır yükünü ise güvencesiz çalışanlar, taşeron işçiler, kadın emekçiler, genç işçiler, sendikasız bırakılanlar, sesi bastırılanlar taşıyor.

Kadın işçiler hem düşük ücretle hem güvencesizlikle hem de işyerlerinde ayrımcılıkla mücadele ediyor.

Genç işçiler “deneyim” adı altında sömürülüyor.

Çocuk yaşta çalışmak zorunda bırakılanlar ise bu ülkenin en büyük utancı olarak karşımızda duruyor.

Bir yanda dağlar, ormanlar, dereler, zeytinlikler yağmalanıyor; öte yanda emeğin kendisi yağmalanıyor.

Doğa talanı ile emek sömürüsü aynı düzenin iki yüzüdür.

 Dereyi kurutan zihniyet, işçinin hakkını da kurutur.

Ormanı kesen anlayış, sendikayı da kesmek ister.

Madeni denetimsiz işleten düzen, insan hayatını da maliyet kalemi olarak görür.

Oysa bu ülkenin gerçek sahibi ne ranttan beslenenlerdir ne de alın terini küçümseyenler.

Bu ülkenin gerçek sahibi, sabah karanlığında servise binen işçidir.

Gece vardiyasında uykusuz kalan kadındır.

Yer altında kömür çıkaran madencidir.

Depoda, bant başında, tezgâhta, tarlada, direksiyon başında, hastane koridorunda çalışan emekçidir.

Doruk Maden işçilerinin, Migros depo işçilerinin ve hakları için direnen bütün emekçilerin mücadelesi bize bir gerçeği yeniden hatırlatıyor:

Hak verilmez, alınır. Ekmek büyütülmezse kavga büyür. Adalet sağlanmazsa öfke birikir.

İşçinin sesi bastırıldıkça, o ses daha gür döner.

1 Mayıs bu yüzden yalnızca bir kutlama değildir.

1 Mayıs, bir hafıza günüdür. Kaybettiğimiz işçileri hatırlama günüdür.

Emeği ucuz, insan hayatını değersiz gören düzene itiraz günüdür.

Açlığa, yoksulluğa, güvencesizliğe, sendikasızlaştırmaya, iş cinayetlerine karşı ayağa kalkma günüdür.

Bugün sorulması gereken soru şudur:

Bir ülkede işçi ölüyorsa, kim yaşıyor?

Bir ülkede emekçi açsa, kim doyuyor?

Bir ülkede doğa yağmalanıyorsa, kim zenginleşiyor?

Bir ülkede adalet yoksa, hangi bayram tam anlamıyla bayram olabilir?

Evet, içimiz buruktur. Acılarımız vardır. Yitirdiklerimizin adı, yüzü, ailesi, çocuğu, hayali vardır. Onlar yalnızca istatistik değildir.

Onlar bu ülkenin vicdanına yazılmış ağır sorulardır.

Ama bütün bu acıya rağmen umudu diri tutmak zorundayız.

Çünkü emek varsa umut vardır.

Dayanışma varsa gelecek vardır.

Örgütlü mücadele varsa karanlık mutlak değildir.

1 Mayıs, yalnızca meydanlarda söylenen marşların değil, aynı zamanda çocuklarımıza bırakacağımız ülkenin de meselesidir.

Daha adil, daha özgür, daha güvenli, daha insanca bir ülke istiyorsak; işçinin hakkını, doğanın hakkını, halkın hakkını savunmak zorundayız.

Bugün 1 Mayıs.

Bugün emeğin günüdür.

Bugün alın terinin, onurun, dayanışmanın günüdür.

Bugün yasımızı öfkeye, öfkemizi örgütlü mücadeleye, mücadelemizi umuda dönüştürme günüdür.

Ve bilinmelidir ki:

Bu ülkenin sabahı, patronların kasalarında değil; işçilerin ellerinde doğacaktır.

Bu ülkenin geleceği, rant kulelerinde değil; emekçilerin alın terinde yükselecektir.

Bu ülkenin vicdanı, susanlarda değil; haksızlığa karşı duranlarda yaşayacaktır.

Yaşasın 1 Mayıs.

Yaşasın emeğin onurlu mücadelesi.

Yaşasın 1 Mayıs işçilerin birlik, mücadele ve dayanışma günü...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X