Tarih belgeleri saklar 15 Temmuz’un illiyet zinciri

16 Temmuz 2026 06:12
Türkçe Olimpiyatlarında hasret türküleri söylenirken, “ne istediler de vermedik?” denirken, liyakat yerine sadakat yükseltilirken Cumhuriyetçiler uyarıyordu. Onlara “darbeci”, “vesayetçi”, “eski Türkiye” denildi.

**

Hukukta illiyet bağı, sonuç ile o sonucu doğuran davranış arasındaki köprüdür.

Fakat köprüyü görmek, tek başına mahkûmiyet kurmaya yetmez. 

Ceza sorumluluğu için fiil, kast, iştirak ve delil gerekir; siyasi sorumluluk için ise hafıza, öngörü ve hesap verme borcu yeterlidir.

15 Temmuz, seçilmiş kurumları silahla devirmeye yönelmiş kanlı bir darbe girişimidir.

Meclisin bombalanması, yurttaşların öldürülmesi, ordununiçindeki örgütlü bir yapının demokrasiye saldırısıdır. 

Darbecinin suçu tartışılmaz. Ama bir de şu soru vardır: O yapı devletin kılcal damarlarına gökten mi indi?

Dün “cemaat” denilen, bugün “örgüt” denilen yapıya okullar, kadrolar, kürsüler ve itibar kapıları açılırken kim ve/veya kimler iktidardaydı? 

Türkçe Olimpiyatlarında hasret türküleri söylenirken, “ne istediler de vermedik?” denirken, liyakat yerine sadakat yükseltilirken Cumhuriyetçiler uyarıyordu.

Onlara “darbeci”, “vesayetçi”, “eski Türkiye” denildi. 

Sonra devletin anahtarı teslim edilenler kasaya yönelince, “Kandırıldık, aldatıldık” denildi.

Devlet yönetimi çocuk oyuncağı değildir: kandırılmak bazen mazeret değil, ağır bir siyasi kusurdur.

İlliyet zincirinin halkaları burada görünür: Kadrolaşmaya göz yummak, sınav sorularının çalındığı iddialarını küçümsemek, yargı ve emniyetteki örgütlenmeyi siyasi rakiplere karşı kullanmak, sonra aynı mekanizma iktidara dönünce, “Paralel Devlet”i keşfetmek.

Bunların her biri doğrudan ceza mahkûmiyeti doğurmaz; fakat kamu gücünü kullananların gözetim, denetim ve öngörü sorumluluğunu ortadan kaldırmaz.

Siyasetçinin beraati sandıkta değil, gerçeğin eksiksiz açıklanmasında aranır.

20 Temmuz’da ilan edilen olağanüstü hal, başlangıçta darbe tehdidiyle  mücadele gerekçesine dayanıyordu. 

Ne var ki olağanüstünün hukuku giderek, olağanın yönetim tekniğine dönüştü.

Kanun hükmünde kararnamelerle yüz binlerce insanın hayatı, kurumların yapısı ve kamu düzeni yeniden biçimlendirildi.

Darbecilerin açtığı gedikten, sınırsız yürütme yetkisi geçti.

Olağanüstü yetki geçici olmalıydı; oysa ihraç, kapatma, el koyma ve yeniden teşkilatlandırma kararları kalıcı bir rejim mimarisine dönüştü.

Kurunun yanında yaş da yanarken, hukuk “sonra bakarız” denilen bir yangın merdivenine çevrildi.

Ardından 2017 Anayasa değişikliği geldi. Meclis denetimi zayıfladı; yürütme tek makamda toplandı;  kararname, atama ve bürokrasi zinciri Cumhurbaşkanlığı merkezli kuruldu.

Darbenin tankla yapamadığı kuvvetler ayrılığı tahribatı, sandığın meşruiyet perdesi altında tamamlandı demek, tarihsel bir benzetmedir; hukuki olarak darbe girişimiyle Anayasal değişikliği özdeşleştirmez. Fakat sonuçların benzerliğini sorgulamak yurttaşın hakkıdır.

Bu süreçte Cumhuriyetin fabrikaları özelleştirildi; limanlar, enerji kaynakları, kıyılar ve kamusal alanlar sermayenin kullanımına açıldı. 

Dövize bağlı geçiş, yolcu, hasta ve kira garantileriyle yalnız bugünün bütçesi değil, doğmamış çocukların vergileri de sözleşmelere bağlandı.

Kamu hizmeti, yurttaşlık hakkı olmaktan çıkarılıp, müşteri faturası haline getirildi.

Bu ekonomik düzenin adı yatırım diye parlatıldı; risk kamunun, kazanç yüklenicinin oldu.

Şeffaf olmayan sözleşmeler, garanti ödemeleri ve uzun vadeli yükümlülükler, Meclisin bütçe hakkını daralttı. Vatandaş köprüden geçmese de ödedi; hastaneye gitmese de ödedi; uçmasa da ödedi. 

Çünkü kamu zararının faturası iktidara değil, millete ve geleceğin çocuklarına kesilir.

Düşman ceza hukuku ise kişiyi fiiline göre değil, kimliğine göre cezalandırır.

Muhalif gazeteci, avukat, akademisyen ve siyasetçi için suçlama önce hazırlanır, delil sonra aranırsa adalet terazisi çoktan kırılmıştır.

Yargıç talimata bakıyor, bürokrat imzadan önce sarayı düşünüyorsa Devlet kurum değil gölgedir.

15 Temmuz’un gerçek dersi şudur:

Cumhuriyet, tarikatlarla paylaşılmaz; liyakat pazarlık konusu yapılamaz; demokrasi yalnız sandıktan ibaret değildir.

19 Mayıs’ın, 23 Nisan’ın, 30 Ağustos’un ve 29 Ekim’in çocukları, ne askeri darbeye ne sivil istibdada teslim olur.

Çünkü darbeyi yenmek, yalnız tankı durdurmak değildir. Darbenin hedeflediği  hukuksuzluğu iktidar eliyle kurmamaktır. 

Hesap sorulacaksa önce darbeciden, sonra onu büyütenlerden, ardından darbeyi fırsata çevirenlerden sorulmalıdır.

Mesele budur:

Cumhuriyet susarsa tarikat konuşur.

Hukuk çekilirse talimat yürür.

Halk unutursa iktidar masal yazar.  

Ve tarih masalları değil… 

Bir örnek dahi izaha yeterli olacaktır;

O belgelerden biri şudur ki 15 Temmuz sonrası günün anısına liraları basan ile cemaat döneminde Türkçe Olimpiyatları’na dair liraları basanla, aynıdır.

belgeleri saklar.

 

 

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X