KADIN, ÇOCUK VE HAYVAN İÇİN DE… 25 Kasım: Kolay ölüm ülkesi burası

25 Kasım 2025 05:12
25 Kasım’da kürsüye çıkıp “Kadına şiddet insanlığa ihanettir” diyen bazı büyükler var ya…Ertesi gün, çocuğun istismar dosyasını “aile yapımız zedelenmesin” diye örtmeye çalışan da aynıları.

Kâğıt üzerinde adı uzun: “Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele ve Dayanışma Günü.”

Dominik’te üç kız kardeş… Mirabal’lar.

Bir diktatöre boyun eğmediler diye “trafik kazasında” öldürüldüler.

Resmî kayıt “trafik kazası” dedi. Gerçekte ise “devlet şiddeti” idi.

Tanıdık geldi mi?

Bizde de “yüksekten düştü”, “kalp krizi geçirdi”, “bir anlık cinnet” deniyor.

Ölümlerin bile üstünü örtüyoruz, sonra da çıkıp “kadına şiddete hayır” diye kampanya logosu tasarlıyoruz.

Bugün 25  kasım....

Kürsülerde nutuklar atılacak.

Kadınlar başımızın tacıdır” denilecek.

Mor kurdeleler takılacak.

Sonra?

26 Kasım sabahı yine bir kadın koruma kararına rağmen öldürülecek.

Bir diğeri boşanmak istediği için bıçaklanacak.

Bir başkası, “bana ait” sanılan bir adamın kurşununa hedef olacak.

Biz televizyonu açacağız:

Bir kadın daha…” diye başlayacak haber.

Sonunu zaten biliyoruz.

Kolay ölüm ülkesi burası.

Kadın için de kolay, çocuk için de, hayvan için de.

Zor olan, yaşarken insan sayılmak.

Kadına sor: Bu ülkede en çok neyi öğrendin?

Önce kendini suçlamayı” der.

Darp raporunu almadan önce, “Acaba çok mu üsteledim?” diye düşünür.

Şikâyetçi olmadan önce, “Çocukların babası” diye yutkunur.

Mahkemeye gitmeden önce, “Ya beni suçlarlarsa” diye korkar.

Sonra bir de bakar ki, tüm bu cümleleri ona biz öğretmişiz.

Aman yuvanı yıkma.”

Aman dışarıya rezil olma.”

Aman çocuklar mağdur olmasın.”

Yuvayı yıkan dayağı görmezden gelen biziz, rezil olan zaten çoktan toplum, çocuğu mağdur eden ise şiddete susan ahlâk masası.

Bugün 25 Kasım. Bakanlıklar açıklama yapacak:

Şiddetle topyekûn mücadele ediyoruz.”

Sonra rakamları sorsan, “İstatistikler elimizde yok” diyecekler.

Ama hepimiz biliyoruz: Her gün en az bir kadın öldürülüyor.

Biz bu ölümün adını bile doğru koymaktan kaçıyoruz.

Kıskançlık cinayeti.”

Namus meselesi.”

Boşanma dramı.”

Çocuk, evde dayak yiyor, okulda zorbalık görüyor, yurtta istismar ediliyor.

Drama bak.

Sanki dizi senaryosu.

Sanki ölen insan değil, reyting.

25 Kasım’da kürsüye çıkıp “Kadına şiddet insanlığa ihanettir” diyen bazı büyükler var ya…

Ertesi gün, çocuğun istismar dosyasını “aile yapımız zedelenmesin” diye örtmeye çalışan da aynıları.

 

Sonra çıkıp ,“Çocuk bizim kırmızıçizgimiz” diyorlar.

Kırmızıçizgi değil o, kırmızı alarm.

Ama duymamakta ısrar ediyoruz.

Kadına ve çocuğa reva görülen değersizleştirme, bir alt halkada hayvana yağıyor.

Çünkü hayvanın ne barosu ne meslek odası var, ne kadın sığınağı, ne çocuk mahkemesi.

Sokak köpeğini arabaya bağlayıp sürükleyen de, kediyi tekmeleyip öldüren de, atı kırbaçla bayıltan da aynı rahatlıktan güç alıyor:

Nasıl olsa ceza falan olmaz.”

Sonra biz çıkıp, “Bu canlara bunu yapan insan olamaz” diyoruz.

Yanlış.

İşte tam da “insan” olduğu için yapıyor.

Öğrettiğimiz insanlık bu çünkü.

25 Kasım sadece kadın için değil aslında.

Şiddetin normalleştiği, cezasızlığın ödüllendirildiği, vicdanın “trend topic” olabildiği her ülkede önce kadın vuruluyor, arkasından çocuk, en savunmasız halka olarak da hayvan.

Döngü bu.

Kadına bakmayan devlet, çocuğa hiç bakmıyor.

Çocuğu görmeyen toplum, hayvana tekme atarken utanmıyor.

Sonra biz dönüp ayna yerine ekran seyrediyoruz.

25 Kasım’da ne yapacağız?

Konferans salonunda uzun ünvanlı konuşmacıları dinleyeceğiz.

Panel bitecek,çplaket verilecek, toplu fotoğraf çekilecek.

Belki kapıda “Kadına şiddete hayır” yazan broşürler dağıtılacak.

Peki. Aynı binada, aynı gün, bir kadın sessizce dilekçe vermeye kalksa, “Koruma kararı istiyorum” dese, onu kaç dakika ciddiye alacağız?

 

İşte 25 Kasım’ın gerçek ölçüsü bu:

Kürsüde kaç dakika konuştuğun değil, karakolda bir kadını kaç saniye dinlediğindir.

Şiddetle mücadele dedikleri şey, sadece afişli kampanyaysa, bu ülke daha çok “kolay ölüm ülkesi” olur.

Oysa zor olanı yapmamız gerekiyor:

– Mahkemede “haksız tahrik” masalına artık prim vermemek.

– “Bir kere tokat attı”yı “ilk uyarı” saymak.

– “Barışın, yuva yıkmayın” yerine “Önce sen hayatta kal” demek.

Ve en zoru: Kendi evimizin kapısını çalmak.

Yan daireden gelen çığlığa “bana ne” demediğimiz gün, 25 Kasım gerçekten başlar.

Peki, çocuk için 25 Kasım ne demek?

Annesi dövülürken köşede titreyen, ses çıkarırsa daha çok şiddet olacak diye susmayı öğrenen çocuk, içinden şöyle diyor:

Keşke bugün de bayram olsaydı…”

Biz ona bayramlarda şeker, 25 Kasım’da slogan veriyoruz.

O çocuğun tek istediği gece kabus görmeden uyuyabilmek, sabah okula giderken annesiyle vedalaşırken “Akşama görüşürüz” cümlesinin garanti olmasıdır.

Bugün bu ülkede, birçok çocuk için o cümle bile lüks.

Hayvanın 25 Kasım’ı yok.

Takvimi, ajandası, özel günü, basın açıklaması yok.

Onun tek gününü biz belirliyoruz: “İtlaf günü”, “toplama günü” diye.

O yüzden,

Kadına yönelik şiddete itiraz etmeden hayvan için “can dostum” demek, bir tür vicdan makyajı.

Ya hep birlikte karşı çıkacağız şiddete, ya da “kadın, çocuk, hayvan” diye ayrı başlıklar açıp topluca kendimizi kandıracağız.

 

Bugün 25 Kasım.

Belki en sahici cümle şu olmalı:

Bu ülkede kadın, çocuk ve hayvan olmak zor be gülüm…

Zor, çünkü yaşarken haklarını sürekli ispat etmek zorundalar.

Zor, çünkü öldükten sonra bile neden öldüklerini tartışıyoruz.

Zor, çünkü her yıl 25 Kasım’da başladığımız cümle hiç değişmiyor:

Yine aynı acı tablo…”

Ne yapmalı?

– Önce dilimizi değiştirmeliyiz.

Başına gelen” demeyeceğiz, “ona yapılan” diyeceğiz.

– Sonra hukuku değiştirmeliyiz.

İyi hal indirimi”ni, katili mahkemede kravat taktı diye neredeyse aklayan tutumlara yönelmeyeceğiz.

– Eğitimi değiştireceğiz.

Çocuğa “sus” demeyi değil, “hayır deme hakkın var” demeyi öğreteceğiz.

– Ve en sonunda kendimizi değiştireceğiz.

Komşu dairedeki kadının çığlığına, sokaktaki çocuğun korkulu bakışına, kaldırım kenarındaki yaralı köpeğe sırtımızı dönmeyeceğiz.

25 Kasım, takvimde sadece bir gün.

Ama bir gün gelir, biz gerçekten mücadele etmeye karar verirsek, belki bu ülkenin en büyük devrimi,çok basit cümlelerle yazılır:

Bu gece kimse ölmedi.”

Bu sabah hiçbir çocuk ağlamadı.”

Bugün hiçbir hayvan tekmelenmedi.”

İşte o zaman, senin o cümlen var ya…

 

“Bir insanca yaşatamadık…”

Belki ilk kez, mazi ekiyle değil,zumut ekiyle söylenir:

“Bir gün, mutlaka ama bir gün insanca yaşatacağız.”..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X