HEDEF SEÇMENİN İRADESİ 8 Yıl 9 Ay… Bir Diploma Daha
**
Memlekette diploma çok kıymetli.
Kimi duvara asar…
Kimi çerçeveletir…
Kimi de dosyaya koyup 8 yıl 9 ay ister.
Evet evet, yanlış duymadınız:
Sekiz yıl dokuz ay.
Neredeyse bir lisans bitirirsin, üstüne bir de yüksek lisans yaparsın.
Hatta,“Türkiye’de Diplomaya Verilen Ceza: Teori ve Uygulama” tezini yazarsın...
Ama, işte memleketin akademik takvimi böyle:
Ders geçme yok…
Büt yok…
Tek seçenek var: Savcılık finali.
Üstelik iddia o ki, “SAHTE” deniyor…
Bir bakıyorsun, belgenin sahibi denilen kurum, yani İstanbul Üniversitesi, mahkemede “Sahte”yi kabul etmiyor.
Ne diyor üniversitenin avukatı?
“Davacının doğrudan bir eylemi yok.”
E peki…
Madem “doğrudan eylem yok”…
Madem “fail yok”…
Madem “somut suç yok”…
Bu 8 yıl 9 ay kime yazılıyor?
Kâğıda mı?
Mühüre mi?
Fotokopiye mi?
Okulun kantinine mi?
Yoksa… “Şu memlekette bir şeyi ‘olmuş gibi’ gösterme” alışkanlığına mı?
Çünkü, bizde bazen delil, mahkemeye girerken kapıda kimlik bırakıyor.
İçeri giren şey çoğu kez “kanaat”…
Hatta bazen “korku”…
Hatta bazen “plan”…
Bakın, “YSK” vurgusu geçiyor ya…
Asıl mesele orada.
Diploma, bir kâğıt parçası değil artık…
Diploma, seçim takvimi…
Diploma, sandığın üzerine konan bir dosya…
Diploma, “millet kimi seçebilir?” tartışmasının “hukuk” kılıfına sokulmuş hali…
Hani eskiden siyaset meydanında kavga edilirdi…
Şimdi dosya kapağında ediliyor.
Eskiden “miting” vardı…
Şimdi “iddianame” var.
Eskiden “vaat” vardı…
Şimdi “talep edilen ceza” var.
Memleketin yeni sloganı:
“Sandıkta yenemiyorsan, klasörde dene.”
Biri çıkıyor:
“Rakibim çok oy alıyor.”
Öbürü çıkıyor:
“Ne yapalım?”
Bir başkası fısıldıyor:
“Diploma…”
Kardeşim memleket bu…
Bir şey bulunur.
Bulunamazsa “bulunmuş gibi” yapılır.
Hem zaten biz “gibi” ülkesiyiz:
Hukuk devleti gibi…
Bağımsız yargı gibi…
Eşit vatandaşlık gibi…
Özgür basın gibi…
Kumpas yok gibi…
Bir de “sahte” lafı var ya…
Onu duyunca insan irkiliyor.
Çünkü “sahte” ağır kelime.
Ama ağır kelimeye ağır delil gerekir.
Delil yoksa kelime de havada kalır.
Havada kalan kelime de en çok memleketin itibarına çarpar.
Şimdi bir düşünün…
İstanbul Üniversitesi kabul ettirilemiyor…
“Doğrudan eylem yok” deniyor…
Somut suç tartışmalı…
Ama ceza istemi tavan.
Bu nasıl bir mantık?
Bu mantık, “adalet” mantığı değil; “ayar” mantığı.
“Rakibi yarıştan çıkarma” mantığı.
“Seçmeni uslandırma” mantığı.
Çünkü hedef sadece bir kişi değil…
Hedef seçmenin iradesi.
Bugün diploma…
Yarın imza…
Öbür gün mazbata…
Sonra “şu gerekçe, bu gerekçe, şu teknik ayrıntı”…
Ve en sonunda vatandaş şöyle der:
“Ben seçiyorum ama, birileri her seferinde ‘bir dakika’ diyor.”
İşte demokrasi, o “bir dakika”larla ölüyor.
Düşünün…
Seçim günü sandığa gidiyorsun.
Oy veriyorsun.
Sonra televizyonu açıyorsun.
Karşına “gelişme” çıkıyor:
“Seçmenin iradesi… dosyadaki bir evrakla geçici olarak askıya alınmıştır.”
Askıya alınan sadece aday mı?
Hayır.
Askıya alınan, vatandaşın kendisi.
Ve işte insanın içini acıtan nokta burada.
Çünkü, hukuk dediğin şey, siyasete “ayar çekmek” için kullanılınca…
Hukuk, hukuk olmaktan çıkıyor.
Bir şeye dönüşüyor:
Siyasi tahliye değil, siyasi tasfiye aracı.
Şimdi çıkıp “yargıya güvenin” diyecekler.
Elbette güvenelim.
Ama güven, “talimatla” olmaz.
Güven, delille olur.
Şeffaflıkla olur.
Tutarlılıkla olur.
Bugün bir dosyada “doğrudan eylem yok” denip…
Yarın aynı dosyada “azami ceza” isteniyorsa…
Vatandaşın aklına şu gelir:
“Bu dava gerçekten diploma davası mı…
Yoksa sandığın davası mı?”..
Ve, vatandaş o soruyu bir kez sormaya görsün…
Artık geri dönüş zor.
Çünkü seçmenin zihninde bir cümle belirir:
“Demek ki mesele benmişim.”
Evet.
Mesele sensin.
Senin oyun.
Senin tercihin.
Senin “ben kimi istersem onu seçerim” deme hakkın.
Hukuk devleti, iftirayla değil delille konuşur deniyor ya…
Doğru.
Ama bizde bazen delil konuşmaz…
Delil susturulur.
Susturulan delilin yerine de gürültü konuşur.
Sonra memleket, gürültüden adaleti duyamaz.
İşte o zaman hepimiz aynı soruyu sorarız:
Bu ülkede diploma mı büyüdü…
Yoksa dosyalar mı?
Ve asıl soru:
Sandık mı karar verecek…
Yoksa klasör mü?
Benim cevabım belli:
Bu memleketin kaderini kâğıt yığınları değil, vatandaşın vicdanı belirler.
Kumpasın da, tasfiyenin de, “gibi, gibi” demokrasinin de panzehiri budur.
Sandık...
Bir gün gelir…
Diplomayı tartışanlar da mezun olur.
Ama, o mezuniyetin adı “başarı” olmaz.
“Milletin hükmü” olur!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bataklık haritada değil, akılda 02 Mart 2026 Pazartesi
- Ölenin adı değişiyor. Kazanan aynı 01 Mart 2026 Pazar
- Şiiri yaşayıp, acıyı bal eyleyen adam 28 Şubat 2026 Cumartesi
- Acısını yaşayan bizler ve coğrafyamız!... 27 Şubat 2026 Cuma
- Polyak Maden işçileri direniyor... 26 Şubat 2026 Perşembe
- Çaylarrr 25 Şubat 2026 Çarşamba
- Laikliğin yerine konan izin 24 Şubat 2026 Salı
- Dostluk 23 Şubat 2026 Pazartesi
- Savunma saat kaçta başlar?.. 19 Şubat 2026 Perşembe
- Böyle şafak baskını mı olur? 17 Şubat 2026 Salı