HARİTAYI ÇİZEN BOP'ÇULAR, Acısını yaşayan bizler ve coğrafyamız!...

27 Şubat 2026 02:14
Emperyalistler her zaman tankla gelmezler. Her zaman postalla gelmezler. Bazen yardım cümlesiyle gelirler. Bazen reform vaadiyle gelirler. Bazen insan hakları diye konuşurlar, geride insansızlaşmış şehirler bırakırlar. Bazen barış derler, geride kardeş kavgası bırakırlar. Bazen düzen derler, geride uzun yıllar sürecek düzensizlik bırakırlar.

**

Bu coğrafyaya yıllardır aynı yöntemle geliyorlar.

Önce güzel bir isim buluyorlar.

Sonra süslü bir kavram üretiyorlar.

Arkasına demokrasi koyuyorlar.

Özgürlük koyuyorlar.

İstikrar koyuyorlar.

Barış koyuyorlar.

Sonra dönüp bakıyorsun…

Şehir yanmış.

Sınır delinmiş.

Devlet yorulmuş.

Toplum gerilmiş.

Milletin içine de ağır bir huzursuzluk çökmüş.

Biz bu oyunu yeni görmüyoruz.

Adına Büyük Ortadoğu Projesi dersin, başka bir şey dersin, hiç fark etmez.

Bu memleket artık isimlere bakmıyor. Sonuca bakıyor.

Çünkü bu topraklarda büyük lafların ardından küçük mutluluklar gelmedi. Büyük bedeller geldi.

Onlar masa kurdu, biz yük taşıdık.

Onlar harita açtı, biz sınır bekledik.

Onlar rapor yazdı, biz göçün baskısını yaşadık.

Onlar enerji hattı konuştu, biz mutfakta yangın söndürdük.

Onlar güvenlik mimarisi dedi, biz mahallede huzurun nasıl inceldiğini gördük.

İşte Türkiye’nin hikâyesi budur.

Bazı ülkeler coğrafyaya uzaktan bakar.

Türkiye coğrafyanın içinde yaşar.

Haritanın kenarında oturan bir ülke değiliz.

Haritanın tam ortasında, her sarsıntıyı ilk hisseden ülkeyiz.

Irak dağıldığında dalga bize vurdu.

Suriye parçalandığında yük bizim omzumuza bindi.

Sınırın ötesinde kurulan her kirli hesap, sınırın berisinde bu milletin hayatına yeni bir ağırlık olarak çöktü.

Sonra çıktılar, bütün bunlara kibar bir isim taktılar: jeopolitik.

Milletin küçülen sofrasına jeopolitik dediler.

Kiraya yetişemeyen adama jeopolitik dediler.

Gencin bavula umut yüklemesine jeopolitik dediler.

Şehrin taşıyamadığı kalabalığa, mahallenin bozulan dengesine, insanın içine çöken sessiz kaygıya jeopolitik dediler.

Hayır.

Bunun adı memleket meselesidir.

Çünkü vatan dediğin şey sadece toprak değildir.

Sadece haritadaki çizgi değildir.

Vatan; insanın evine huzurla dönebilmesidir.

Çocuğuna korkmadan gelecek hayali kurabilmesidir.

Mahallesinde tedirginlik değil aidiyet hissedebilmesidir.

Sabah uyandığında yeni bir kriz duymadan yaşayabilmesidir.

Aynı sokakta yaşayan insanların birbirine yabancılaşmadan bakabilmesidir.

Sen bunları zedelersen, sadece ekonomiyi bozmuş olmazsın.

Sadece güvenliği sarsmış olmazsın.

Bir milletin ruhuna dokunmuş olursun.

Büyük projelerin en tehlikeli yanı da budur zaten.

Emperyalistler her zaman tankla gelmezler.

Her zaman postalla gelmezler.

Bazen yardım cümlesiyle gelirler.

Bazen reform vaadiyle gelirler.

Bazen insan hakları diye konuşurlar, geride insansızlaşmış şehirler bırakırlar.

Bazen barış derler, geride kardeş kavgası bırakırlar.

Bazen düzen derler, geride uzun yıllar sürecek düzensizlik bırakırlar.

Ve insanı en çok yoran da budur.

Çünkü bu memleket sadece sınır baskısı yaşamıyor.

Aynı zamanda ekonomi baskısı yaşıyor.

Demografi baskısı yaşıyor.

Toplumsal denge baskısı yaşıyor.

Sürekli belirsizlik baskısı yaşıyor.

Her gün yeni bir gerilim ihtimaliyle yaşama baskısı yaşıyor.

 

Bir süre sonra insanın yalnız cebi yorulmuyor.

İnancı yoruluyor. Tahammülü yoruluyor. Geleceğe bakışı yoruluyor. “Biz” duygusu yoruluyor.

İşte asıl tehlike burada başlıyor.

Bir ülke bazen toprağını kaybetmeden de zayıflar.

Huzurunu kaybederek zayıflar.

Güvenini kaybederek zayıflar.

Adalet duygusunu aşındırarak zayıflar.

Vatandaşının devlete, komşusuna, yarına olan inancını incelterek zayıflar.

İnsanlar aynı bayrağın altında yaşayıp birbirinden kuşku duymaya başlarsa, orada sadece dış politika sorunu yoktur.

Orada memleketin iç direnci yaralanmıştır.

İşte Türkiye’nin önündeki asıl mesele budur:

Sadece sınırı korumak değil, içerideki bağı korumak.

Sadece devleti ayakta tutmak değil, vatandaşın devlete güvenini ayakta tutmak.

Sadece güvenliği sağlamak değil, adalet duygusunu, kardeşliği, ortak aidiyeti diri tutmak.

Çünkü dışarıdan kurulan her planın en sevdiği toplum, içeride birbirine güvenmeyen toplumdur.

İnsanlar aynı acıya birlikte üzülmeyi unutur, aynı sevinci paylaşamaz, aynı vatan kelimesine farklı korkular yüklemeye başlarsa; dışarıdaki masa zaten amacına yaklaşmış demektir.

O yüzden mesele yalnızca Ortadoğu değildir.

Mesele yalnızca bir proje değildir.

Mesele, Türkiye’ye yıllardır biçilen roldür.

Sen tampon ol.

Sen bekçi ol.

Sen taşıyıcı ol.

Sen göğüsle.

Sen göçü kaldır.

Sen ekonomik faturayı öde.

Sen toplumsal gerilimi yaşa.

Ama sözü başkası söylesin.

Olmaz.

Bu memleket buna razı gelmez.

Çünkü bu topraklar laboratuvar değildir.

Bu millet denek değildir.

Bu devlet, büyük güçlerin sıkıldıkça üzerinde kalem oynatacağı bir taslak değildir.

Burası bizim evimizdir.

Evin duvarı uzaktan cetvelle ölçülmez.

Evin sofrası başkasının çıkarına göre kurulmaz.

Evin çocuğu başkasının stratejisine kurban edilmez.

Evin yarını, petrol hesabına, vekâlet savaşına, masa başı kibrine teslim edilmez.

Türkiye başkasının senaryosunda figüran olacak ülke değildir.

Kendi aklıyla yol çizecek ülkedir.

Kendi menfaatini savunacak ülkedir.

Kendi vatandaşının huzurunu, güvenini ve yarınını her hesabın üstünde tutacak ülkedir.

Çünkü vatan dediğin şey, üzerinde konuşulan toprak değildir.

Vatan dediğin şey, uğruna susulmayan topraktır.

Bu millet bazen sabreder.

Bazen bekler.

Bazen içine atar.

Ama unutmaz.

Masada cetvel tutanlar unutur.

Rapor yazanlar unutur.

Harita çizenler unutur.

Bu toprak unutmaz.

Bir gün o projeler eskir.

O başlıklar silinir.

O masalar dağılır.

O haritalar yeniden değişir.

Geriye yine memleket kalır.

Ve tarih, en sonunda projeyi yazanları değil; bedel öderken bile vatanı ayakta tutanları yazar!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X