NE ACAYİP BİR DÜZEN Adaletin terazisi kırıldıysa, zincirin sesi büyür
**
Memlekette artık hukukun kapısında yasa yazmıyor.
Müteahhit yazıyor.
Patron yazıyor.
Şirket yazıyor.
Kar yazıyor.
Talimat yazıyor.
Adalet mi?
O, çoktan inşaattan artan molozun altına gömülmüş görünüyor.
Toprağını savunan tutuklanıyor.
Ormanını savunan tutuklanıyor.
Suyunu savunan tutuklanıyor.
Köyünü savunan tutuklanıyor.
Yetmiyor.
O tutuklamaya itiraz eden de tutuklanıyor.
Memlekette suçun tanımı değişmiş anlaşılan.
Ağacı kesmek suç değil.
Ormanı delik deşik etmek suç değil.
Toprağı şirkete peşkeş çekmek suç değil.
İnsanın geçimlik hayatını elinden almak suç değil.
Ama “itiraz ediyorum” demek suç.
“Bu memleket bizim” demek suç.
“Bu orman çocuklarımızın” demek suç.
Ne acayip bir düzen.
Bir yanda milyonluk ihaleler, öte yanda kelepçeler.
Bir yanda patronların korunan kârı, öte yanda emekçinin, köylünün, sendikacının çalınan özgürlüğü.
Bir yanda saray gibi binalar, öte yanda karakol kapılarında bekleyen analar, babalar, arkadaşlar.
Ve sonra dönüp millete “hukuk devleti” deniyor.
Hangi hukuk?
Parası olana başka, hakkını arayana başka işleyen hukuk mu?
Şirketin önünü açan, yurttaşın boğazını sıkan hukuk mu?
Ağacı değil baltayı koruyan hukuk mu?
Esra Işık tutuklanıyor.
Neden?
Toprağına sahip çıktığı için.
Başaran Aksu tutuklanıyor.
Neden?
Bu haksızlığa ses çıkardığı için.
Doğukan Akan tutuklanıyor.
Neden?
Susmadığı için.
Demek ki mesele hukuk değil.
Mesele gözdağı.
Mesele korku salmak.
Mesele ibret üretmek.
İstiyorlar ki kimse konuşmasın.
İstiyorlar ki köylü toprağını savunmasın.
İstiyorlar ki emekçi arkadaşının arkasında durmasın.
İstiyorlar ki herkes başını öne eğsin.
Ama memleket dediğin, başını öne eğenlerin değil, omuz omuza duranların omzunda yükselir.
Çünkü toprak, tapu dairesindeki bir kâğıttan ibaret değildir.
Toprak, hafızadır.
Toprak, ekmektir.
Toprak, mezardır.
Toprak, gelecektir.
Orman da öyle.
Orman sadece ağaç değildir.
Gölgemizdir.
Nefesimizdir.
Kuşun yuvasıdır.
Çocuğun yarınıdır.
Yoksulun serinliğidir.
Memleketin vicdanıdır.
Sen o vicdanı kesersen, geriye sadece beton kalır.
Beton ise ne adalet üretir ne merhamet.
Bugün yaşanan tam olarak budur.
Sermaye kollanıyor.
Emek eziliyor.
İtiraz bastırılıyor.
Dayanışma cezalandırılıyor.
Ve buna “düzen” deniyor.
Hayır.
Bu düzen değil.
Bu, gücün hukuku kendine yonttuğu karanlık bir tahakküm biçimidir.
Buna alışmak, çürümektir.
Buna susmak, ortak olmaktır.
Buna göz yummak, yarın kendi kapına gelecek haksızlığa davetiye çıkarmaktır.
O yüzden mesele yalnızca üç isim değildir.
Esra Işık’ın özgürlüğü meselesidir.
Başaran Aksu’nun özgürlüğü meselesidir.
Mehmet Türkmen’in özgürlüğü meselesidir.
Ama aynı zamanda hepimizin meselesidir.
Çünkü bugün toprağını savunanı alırlar, yarın ekmeğini savunanı alırlar.
Bugün ormanı savunanı sustururlar, yarın çocuğunun geleceğini savunanı sustururlar.
Bugün sendikacıyı hedef alırlar, yarın sıradan yurttaşı yapayalnız bırakırlar.
Baskının mantığı böyledir, adım adım gelir.
Önce “ona” gelir sanırsın.
Sonra bir bakarsın “hepimize” gelmiştir.
Bu yüzden, “hattı müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır” sözü bugün yeniden hatırlanmalıdır.
Çünkü savunulacak olan sadece bir köy değildir.
Sadece bir zeytinlik değildir.
Sadece bir orman değildir.
Sadece üç insanın özgürlüğü değildir.
Savunulacak olan memleketin kendisidir.
Hukuku savunmak gerekir.
Toprağı savunmak gerekir.
Emeği savunmak gerekir.
İnsanı savunmak gerekir.
Ve bunu yaparken korkuya teslim olmamak gerekir.
Çünkü zorbalığın ilk hedefi bedendir, ikinci hedefi sestir.
Kelepçe bileğe takılır ama asıl suskunluk vicdana geçirilmek istenir.
İşte orada durmak gerekir.
Dimdik.
Yan yana.
Omuz omuza.
Esra Işık derhal özgürlüğüne kavuşmalıdır.
Başaran Aksu derhal özgürlüğüne kavuşmalıdır.
Mehmet Türkmen derhal özgürlüğüne kavuşmalıdır.
Bu tutuklamalar hukuki değil, siyasidir.
Bu uygulamalar adil değil, ibretliktir.
Bu tablo normal değil, utanç vericidir.
Memleket; patronun kâr hırsına, müteahhidin iştahına, talimatla çalışan karanlık düzene teslim edilemez.
Toprağını savunanlar suçlu değildir.
Ormanını savunanlar suçlu değildir.
Haksızlığa itiraz edenler suçlu değildir.
Suçlu olan, memleketi yağma sofrasına çeviren anlayıştır.
Ve bilinmelidir:
Bu ülke yalnızca susanların ülkesi olmayacak.
Bu topraklar yalnızca talimat alanların toprağı olmayacak.
Bu memleket, bir avuç çıkar sahibinin değil, alın teriyle yaşayan, ağacına sarılan, toprağına sahip çıkan milyonların memleketidir.
Adalet bir gün gerçekten temel olacaksa, o temel müteahhidin betonu ile değil; halkın vicdanı, dayanışması ve direnciyle atılacaktır...
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- 30 Ağustos: Zaferin tapusu 30 Ağustos 2026 Pazar
- Kömür karası, adaletin aynası 29 Ağustos 2026 Cumartesi
- Efsaneler de takvime yenilir 26 Ağustos 2026 Çarşamba
- Paşa paşa yatmak boyun eğmemektir 25 Ağustos 2026 Salı
- Hukukun sustuğu yerde barış mı dediniz 07 Ağustos 2026 Cuma
- Yanlışın alkışçıları 31 Temmuz 2026 Cuma
- Yeni Parti: Bir Programın Anatomisi - 2 28 Temmuz 2026 Salı
- Bir Programın Anatomisi - 1 27 Temmuz 2026 Pazartesi
- Korkunun iktidarı, umudun halkı 23 Temmuz 2026 Perşembe
- Petrol aktı, fatura halka kaldı 17 Temmuz 2026 Cuma