YÖNTEM KİRLİYSE, AMAÇ BEYAZ GÖRÜNMEZ. Arınma mı dediniz

10 Haziran 2026 04:29
Madem ahlak konuşulacak, konuşalım. Kim, hangi adaylığı örgüte sormadan belirledi? Kim, hangi yerel hesabı “parti dengesi” diye örttü? Kim, hangi yanlışta sustu, hangi doğruyu geç söyledi? Bu sorular dünkü yöneticilere de sorulur.

**

Siyasette bazı kelimeler vardır; söylendiği anda temizlenmez, kirlenir. “Arınma” da onlardan biridir.

Çünkü arınma, kürsüden okunan ahlak duası değil, aynanın karşısında verilen hesap cümlesidir.

Önceki genel başkan Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’ye arınma çağrısı yapıyor. Kulağa iyi geliyor.

Kim temiz siyasete karşı çıkar?

Kim haramın, rantın, belediye saltanatının, akraba kayırmacılığının, delege mühendisliğinin savunucusu olmak ister?

 Elbette CHP de bu ülkenin üstüne çöken çürümeden azade değildir.

Bu düzen, yalnız iktidar partisini kirletmedi; ihaleye, makama, adaylığa, çevreye, menfaate dokunan herkesi sınadı.

Kimi geçti, kimi kaldı.

Kimi sustu, kimi konuştu. Kimi ilkeyi savundu, kimi ilkeyi uygun fiyata elden çıkardı.

Fakat soru şudur: Arınmayı kim isteyecek?

Sandıktan çıkan mı, sandığa gitmeden mahkeme kapısında bekleyen mi?

Delegenin kararını kabul eden mi, delegenin kararını ihtiyati tedbirin gölgesine bırakan mı?

Yenilgiden sonra örgüte dönüp “beni yeniden tartın” diyen mi, yoksa hukuk dosyasını siyasal kaldıraç yapan mı?

Hukuk, partiyi yıkamak için kullanılan deterjan değildir. Düşük sıcaklıkta bile bembeyaz beyazlar dediğin de deterjan markasının PR yaratıcılığındaki reklam sloganından ibaret.

Hukuk, siyasetin meşru zeminini korur; fakat siyasetin yerine geçerse, adalet terazisi olmaktan çıkar, kapı maymuncuğuna dönüşür.

Bir partide kirlenme varsa, yolu bellidir:

Üyeye gitmek, önseçim yapmak,  aday belirlemeyi merkez masasından örgüt denetimine almak, belediye hesaplarını açmak, masumiyet karinesini korumak, yargılamayı linç malzemesi yapmamaktır.

Arınma budur, yoksa mahkeme kararını cebine koyup, “ben sizi temizlemeye geldim” demek, yangın yerine kolonya dökmektir.

Kokusu keskin olur, ama evi kurtarmaz.

Asıl ahlaki temerrüt de burada başlar.

Dün bu partiyi yönetenlerin, bugün bütün kirlenmeyi başkalarının hanesine yazması kolaydır.

Oysa siyaset hafızasız değildir.

Ekmeleddin kararı da bu hafızadadır.

Yenikapı fotoğrafı da. Mühürsüz oy gecesi de.

Altılı Masa’nın Cumhuriyetçi seçmene yutturulmaya çalışılan sağ restorasyon reçetesi de.

Helalleşme adı altında Cumhuriyet tarihine mahcubiyet dili bulaştıran cümleler de.

Bunların hepsi ayrı ayrı tartışılır.

Ama tartışmayı yapacak merci mahkeme kalemi değil, parti kurultayıdır.

Arınma, geçmişi silmek değil, geçmişe bakabilme cesaretidir.

Madem ahlak konuşulacak, konuşalım.

Kim, hangi adaylığı örgüte sormadan belirledi?

Kim, hangi yerel hesabı “parti dengesi” diye örttü?

Kim, hangi yanlışta sustu, hangi doğruyu geç söyledi?

Bu sorular yalnız bugünün yöneticilerine değil, dünkü yöneticilere de sorulur.

Çünkü ahlak tek taraflı tebligat değildir; iadeli taahhütlüdür, döner dolaşır gönderene gelir.

Çünkü CHP kişilerin mülkü değildir.

Ne eski genel başkanın tapusudur, ne yeni genel başkanın afişidir.

CHP, Cumhuriyet’in kurucu siyasal mirasıdır.

Bu mirasın arınma yeri de polis barikatı değil, sandıktır.

Sandık korkulacak bir sandık değilse, herkes çıkar, aday olur, konuşur, hesap verir. Delege karar verir. Üye izler. Halk hükmünü sonra seçimde verir.

Arınma isteyen önce yöntemini temizler.

Yöntem kirliyse, amaç beyaz görünmez.

Çünkü demokrasi, iyi niyet beyanlarıyla değil, usulle yaşar.

Usul yoksa, ilke nutku sahne ışığıdır. Işık kapanınca geriye ikbal kalır.

Temizlik, ışığı yakmaktır. Kim dosyadan, kim sandıktan, kim örgütten, kim halktan yana duruyorsa çıksın ortaya.

Arınma böyle başlar: kapıyı polisle değil, oyla açarak; sözü tehditle değil, hesapla kurarak.

Ve önce kendi omurgasının tebligatını da alarak, elbette.

Bugün CHP’nin ihtiyacı yeni bir ahlak polisi değil, yeni bir Cumhuriyetçi cesarettir.

Bu cesaret, yargı vesayetine de lider vesayetine de hizip vesayetine de karşı durmalıdır.

Arınma, birilerini partiden kovmak değil; partiyi korkudan, biatten, merkez yoklamasından, çıkar ağlarından ve mahkeme gölgesinden kurtarmaktır.

Gerisi mi?

Gerisi butlan değil, mutlak bahanedir...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X