BİRİ YURTTAŞ, BİRİ SINIF DİYEN Aynı çağ, iki adam, iki ekim devrimi
***
Memlekette düzen, çoğu zaman kelimelerle kurulur.
Önce bir kelime seçersin.
Sonra o kelimenin içini boşaltırsın.
Sonra üstünü parlatırsın.
Sonra da herkese zorla yedirirsin.
“Beka” dersin.
“Milli irade” dersin.
“Güvenlik” dersin.
“Değerler” dersin.
Bunlar cümle değildir; mühürdür.
Mühür vurduğun anda tartışma biter.
Hukuku eğersin…
“beka.”
Eleştiriyi susturursun… “güvenlik.”
Hakkını arayanı suçlu yaparsın…
“düzen.”
Düzen dedikleri şey, çoğu zaman yukarıdakilerin rahatıdır.
Aşağıdakilerin hayatı zaten “acil durum.”
İşte tam burada iki isim ortaya çıkınca tansiyon yükseliyor:
Atatürk.
Lenin.
Biri söylendi mi, bir kısmı “put” diyor.
Diğeri söylendi mi, bir kısmı “şeytan” diyor.
Çünkü ikisi de, farklı yollardan yürüyüp aynı masalı yırtmış adamlardır.
Masal neydi?
“Sen karışma.”
“Sen bilmezsin.”
“Senin işin sabretmek.”
“Bu memleket böyle.”
“Büyükler bilir.”
Büyükler… kim?
Parayı tutan.
Devleti tutan.
Medya düğmesini tutan.
Mahkeme koridorunu tutan.
İhaleyi tutan.
Koltukları tutan.
Yani düzeni tutan.
Lenin’in adı bunları rahatsız eder, çünkü Lenin “sınıf” der.
Sınıf dediğin şey, “kader” masalına inanmaz.
Sınıf dediğin şey, “kimin ürettiğini” sorar.
Sınıf dediğin şey, “kimin kazandığını” sorar.
Sınıf dediğin şey, “neden ben” sorar.
Atatürk’ün adı bunları rahatsız eder, çünkü Atatürk “yurttaş” der.
Yurttaş dediğin şey, “kul” olmaz.
Yurttaş dediğin şey, “hesap” sorar.
Yurttaş dediğin şey, “kural” ister.
Yurttaş dediğin şey, “hukuk” ister.
Bakın… mesele isim meselesi değil.
Mesele hatırlatma meselesi.
Lenin’in hatırlattığı şey: “Bu düzen değişebilir.”
Atatürk’ün hatırlattığı şey: “Bu ülke bağımsız olabilir.”
Birileri için en tehlikeli iki cümle bunlardır.
Çünkü “değişebilir” dediğin an, korku çatlar.
Çünkü “bağımsız olabilir” dediğin an, boyun eğme biter.
Atatürk ile Lenin’i aynı çizgiye koyamazsın. Napolyon’u da.
Lenin sadece devlet adamı, Napolyon sadece askerdi.
Atatürk her ikisi de: Önce asker, sonra devlet adamı.
Ama Atatürk ile Lenin’i aynı çağın aynı basıncında, iki farklı çıkışın simgesi olarak birlikte okuyabilirsin.
Lenin’in anahtarı sınıf kapısını açar.
Atatürk’ün anahtarı ulus kapısını.
Lenin “proleterya” der, hedefi sınıf iktidarıdır.
Atatürk “millet” der, hedefi ulusal egemenlik ve modern yurttaşlıktır.
Biri enternasyonal ufuk kurar.
Öteki ulus-devlet inşa eder.
Fark büyük.
Ama ortak zemin de var: Eski düzenin dokunulmazlığına itiraz.
Ve bu itiraz, bugün de geçerli.
Çünkü bugün de aynı düzen, aynı refleksle kendini savunuyor.
Ne diyor?
“Ben olmazsam kaos olur.”
Bu kelimeyi en çok kim sever biliyor musunuz?
Hayatı düzen içinde olan.
Asgari ücretle yaşayanın hayatı zaten kaos.
Kirasını denkleştiremeyenin ayı zaten kaos.
Güvencesiz çalışanın yarını zaten kaos.
Hastane kuyruğunda bekleyenin günü zaten kaos.
Gençliğin “yarın” dediği şey zaten sis.
Ama yukarıdakinin kaos dediği şey başka:
İnsanların “neden” diye sorması.
O yüzden “neden” diye soranla kavga ederler.
Yaftalarlar.
“Marjinal.”
“Provokatör.”
“Vatan haini.”
“Terör.”
Etiket makinesi hiç durmaz.
Etiket çoğaldıkça, hukuk azalır.
Hukuk azaldıkça, etiket çoğalır.
Kısır döngü budur.
Şimdi işin en acı tarafına gelelim:
Bu iki ismi de aynı yöntemle etkisizleştirmeye çalışırlar.
Atatürk’ü vitrinde severler.
Fotoğrafını severler.
Sözünü süs diye kullanırlar.
Ama Atatürk’ün yurttaş talebini sevmezler.
Lenin’i karikatürde severler.
Sloganda severler.
Korkuluk olarak kullanırlar.
Ama Lenin’in “sınıf” sorusunu sevmezler.
Çünkü ikisi de bir şeyi bozuyor:
Kulluk konforunu.
Kul, rahat bir yönetim biçimidir.
Kul, soru sormaz.
Kul, hesap istemez.
Kul, “nasip” der, biter.
Yurttaş ise tehlikelidir.
Sınıf bilinci ise tehlikelidir.
Tehlike kime?
Halkın kendine değil.
Koltuklara.
O yüzden bu memlekette kavga, aslında tek bir cümlede düğümlenir:
Kul musun, yurttaş mı?
Bu soruyu sorduğun an, “düzen” sesini yükseltir.
Çünkü cevap, düzenin kaderini belirler.
Atatürk’ün mirasının bugüne bakan yanı şudur:
Bağımsızlık yalnızca sınır değil, zihindir.
Yurttaşlık yalnızca kimlik değil, haysiyettir.
Laiklik yalnızca inanç meselesi değil, hukukun nefesidir.
Lenin’in mirasının bugüne bakan yanı şudur:
Ekmek bir lütuf değil, haktır.
Çalışan sadece çarkın dişi değildir.
Üreten, yöneten hakkında söz sahibidir.
Onur ve ekmek…
Bu ikisini küçümseyen bir düzen, uzun yaşayamaz.
Ama giderken de bağırır.
Giderken de etiket yapıştırır.
Giderken de korku satar.
Çünkü bilir:
İnsan bir kere yurttaş olduğunu hatırladı mı…
İnsan bir kere “ben de varım” dedi mi…
O etiketler tutmaz.
O masallar yürümez.
O düzen, eski düzen olur.
Ve tarihte “eski düzen”in adı bellidir:
Geçmiş!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Unutmadık unutturmayız 24 Ocak 2026 Cumartesi
- Delikanlılık filtreyle ölçülmez!.. 22 Ocak 2026 Perşembe
- Suriye'de neler oluyor 21 Ocak 2026 Çarşamba
- Hrant, güvercinin kalbi 20 Ocak 2026 Salı
- İran!.. 19 Ocak 2026 Pazartesi
- Silivri'nin dili, şüphe!.. 17 Ocak 2026 Cumartesi
- İmamoğlu ve Diploma Davası!.. 16 Ocak 2026 Cuma
- Adalet ölürse!.. 15 Ocak 2026 Perşembe
- Korku düzeni: Filler ve insanlar! 14 Ocak 2026 Çarşamba
- Biraz Daha!.. Tolstoy'un Pahom'u... 13 Ocak 2026 Salı