MEĞER EMEK KUTSAL DEĞİL, UCUZMUŞ B O Y K O T !...
**
Marketin ışıkları parlak.
Raflar düzenli.
Kasada “bip” sesi.
Poşetler doluyor.
Oysa, biz “indirim” kovalarken bir yerlerde başka bir ses var:
“İnsanca yaşamak istiyoruz.”
Depoda yankılanan.
Kamyon rampasında boğazda düğümlenen.
“İnsanca yaşayacak ücret” diye başlayan, “gözaltı” diye biten cümleler…
23 Ocak 2026’da Migros’un depo/dağıtım hattında çalışan işçilerin “yaşanabilir ücret ve güvenceli çalışma” talebiyle iş bırakma eylemine başladığı, bunun kısa sürede farklı illere yayıldığını duyuyor, görüyoruz.
Sonra şirket 27 Ocak 2026’da Kamuyu Aydınlatma Platformu’na yaptığı açıklamada, Türkiye genelinde taşeron firmalarca yönetilen 43 dağıtım merkezinde görev yapan 7 bin 875 çalışanın Migros kadrosuna geçtiğini duyurdu.
Kâğıt üzerinde önemli bir adım.
Ama aynı günlerin Türkiye’sinde “adım” yetmiyor.
Çünkü aynı hikâyede başka sayfalar var.
Şirket tarafı, eylemlerin “yasa dışı” hale geldiğini, iş güvenliğini tehdit eden davranışlar olduğunu söyleyerek 141 çalışanın iş akdinin feshedildiğini açıkladı.
İşçi tarafı ise “usulsüz fesih kodları”yla (ör. Kod 49) işten çıkarıldıklarını, “çıkarma olmayacak” denip sonra SMS’lerle fesih bildirimi geldiğini, gerekçelerin gerçeği yansıtmadığını savundu.
Ve 31 Ocak 2026…
Haberlerde, işçilerin seslerini duyurmak için Beykoz’da Tuncay Özilhan’ın evi önünde eylem yaptığı; polisin müdahalesi sonrası gözaltılar yaşandığı yer aldı (farklı kaynaklarda sayı “yaklaşık 50”den “100’e yakın”a kadar değişiyor).
Şimdi durup bir düşünelim.
Bir ülkede ekmek parası için, alınteri için, yasal/meşru taleplerle ayağa kalkana;
“kadro” cümlesinin yanına “fesih” cümlesi ekleniyorsa…
“masaya gelin” diyenin karşısına “çevik kuvvet” geliyorsa…
kasada fiş kesilirken, depoda ters kelepçe ile ekmeğini koruyan emekçiler gözaltına alınıyorsa…
O marketin ışıkları bana artık parlak görünmüyor.
Çünkü, mesele artık “fiyat” değil.
Mesele,“etiket” değil.
Mesele, “kampanya” değil.
Mesele şu:
Bu düzen kimin sırtından dönüyor?
Bu ülkede “ekmek parası” aramak ne zamandan beri “asayiş” konusu?
“Alın teri” talebi ne zamandan beri “güvenlik” başlığı?
Demek ki biz yanlış biliyoruz.
Meğer işçinin görevi sadece çalışmak değilmiş…
"sessiz" çalışmakmış.
Meğer hak aramak değilmiş…
"hak istememekmiş."
Meğer emek kutsal değilmiş…
"emek ucuzmuş."
Ben kendi adıma kararımı verdim.
Sorun çözülene, emekçiler hakkını alana, bu ülkenin en temel cümlesi olan “insanca yaşam” talebi ciddiye alınana kadar, Migros’tan alışveriş yapmıyorum.
Kimseye bağırıp çağırmaya gerek yok.
Kimseye hakaret etmeye gerek yok.
Sadece…
Sepeti bugün doldurmuyorsun.
Tüketim dediğin şey bazen “güç”tür.
Ama asıl önemlisi, bazen “vicdan”dır.
Bugün vicdanımı kasadan geçirmiyorum.
Dayanışmaya çağrım da bu kadar basit:
Sessiz, sakin, yasal ve şiddetsiz bir boykot.
Ta ki, o depolarda emeğin talepleri kabul ve itibarı iade edilene kadar!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bataklık haritada değil, akılda 02 Mart 2026 Pazartesi
- Ölenin adı değişiyor. Kazanan aynı 01 Mart 2026 Pazar
- Şiiri yaşayıp, acıyı bal eyleyen adam 28 Şubat 2026 Cumartesi
- Acısını yaşayan bizler ve coğrafyamız!... 27 Şubat 2026 Cuma
- Polyak Maden işçileri direniyor... 26 Şubat 2026 Perşembe
- Çaylarrr 25 Şubat 2026 Çarşamba
- Laikliğin yerine konan izin 24 Şubat 2026 Salı
- Dostluk 23 Şubat 2026 Pazartesi
- Savunma saat kaçta başlar?.. 19 Şubat 2026 Perşembe
- 8 Yıl 9 Ay… Bir Diploma Daha 18 Şubat 2026 Çarşamba