SANDIKTA OY, YAKADA ROZET Belediyeye Çökme Rejimine Alışmayacağız

15 Mayıs 2026 05:22
Eskiden belediye başkanları seçimle değişirdi. Şimdi belediye başkanların sabah sabah kapısı çalınıyor. Ya savcı geliyor, ya parti otobüsü. Birinde kelepçe, öbüründe ise rozet var. Kelepçeyi devlet, rozeti ise reis takıyor.

**

Memleketin yeni siyasi takvimi pazartesi operasyon, salı gözaltı, çarşamba ifade, perşembe etkin pişmanlık, cuma rozet, cumartesi demokrasi nutku ve pazar günü de milli irade.

Eskiden belediye başkanları seçimle değişirdi.

Şimdi belediye başkanların sabah sabah kapısı çalınıyor.

Ya savcı geliyor, ya parti otobüsü.

Bazen ikisi de aynı güzergâhta ilerliyor.

Birine “yolsuzluk” öbürüne “hizmet aşkı” deniyor.

Birinde kelepçe, öbüründe ise rozet var.

Kelepçeyi devlet, rozeti ise reis takıyor.

Sandık mı?

O, arada kullanılan dekor.

Antalya’da yaşananlara bakıyorsunuz.

Bir ay önce el yazısıyla “bir kuruş verdiysem şerefsizim” diyen bir belediye başkanı…

Bir süre sonra başka bir ifade düzeni içinde “oğluma gereğini yap dedim” noktasına getiriliyor.

Normal ülkede buna hukuk denmez.

Soruşturma denmez.

Adalet hiç denmez.

Buna ancak insan iradesinin mengeneye alınması dersiniz.

İnsan bazen fikrini, bazen kanaatini, bazen de partisini değiştirir.

Ama bir insanın cümlesi, bu kadar kısa zamanda, bu kadar tersine dönerse; orada sadece mürekkep kurumamıştır, orada bir şeyler yaşanmıştır.

Neyin yaşandığını bilmiyoruz.

Ama neyin yaşanmadığını biliyoruz:

Bağımsız yargı görüntüsü yaşanmamıştır.

CHP belediyelerine yapılan operasyonlar tek tek dosyalar gibi sunuluyor.

Antalya ayrı.

Ataşehir ayrı.

Gaziosmanpaşa ayrı.

Tepebaşı ayrı.

Adana ayrı.

İzmir ayrı.

Hep ayrı.

Ama nedense hepsi aynı yere çıkıyor.

CHP’nin yerel seçimlerde aldığı belediyeler.

CHP’nin iktidarın moral üstünlüğünü kırdığı şehirler.

CHP’nin “devlet benim değil, milletindir” demeye kalktığı alanlar.

Belediyeyi sadece kaldırım taşı sanan yanılır.

Belediye bütçedir.

Personeldir.

İhaledir.

Sosyal yardımdır.

Halkla temas noktasıdır.

Siyasetin kılcal damarıdır.

O yüzden belediyeye saldırı, sadece belediye başkanına saldırı değildir.

Sandığın yerelde kurduğu iktidar alanına saldırıdır.

Seçmenin “burada ben karar verdim” deme hakkına saldırıdır.

Muhalefetin nefes borusuna saldırıdır.

Saray siyaseti bunu biliyor.

Onun için önce belediyeyi kriminalize ediyor.

Sonra başkanı yalnızlaştırıyor.

Sonra kadroları korkutuyor.

Sonra seçmeni bezdiriyor.

Sonra bir bakıyorsunuz, dün “milletin tercihi” olan adam, bugün “AK Parti ailesine katıldı” diye sahneye çıkarılıyor.

Transfer meselesi de öyle ahlaki nutukla geçiştirilecek bir mesele değil.

Bir insan CHP’den seçilmişse, o mazbatayı cebine CHP seçmeninin eli koymuştur.

O insan ertesi gün AKP’ye geçiyorsa, sadece parti değiştirmiş olmaz, oy emanetini bozdurmuş olur.

Seçmen ona “git, saraya katıl” diye oy vermemiştir.

Seçmen ona “bana rağmen pazarlık yap” diye oy vermemiştir.

Seçmen ona “benim irademi rozet törenine götür” diye oy vermemiştir.

Buna siyaset bilimi dilinde transfer denebilir.

Halk dilinde ise adı daha basittir:

Emanete i h a n e t...

Bu ihanetin pazarı neden mi açık?

Çünkü siyaset ilkeden kopmuşsa, rozet metalaşır.

Çünkü belediye başkanlığı hizmet makamı olmaktan çıkıp ikbal makamına dönüşmüşse, parti tabelası kiralık dükkân tabelasına benzer.

Çünkü halk kendi oyuna sahip çıkmazsa, onun oyunu başkası ceketinin yakasına takar.

Bugün yaşanan budur.

Milli irade dedikleri şey, artık sandıktan çıkan oy değil; rozet takan el olmuş.

Bu tablo sadece CHP’nin meselesi değildir.

CHP’nin sorunu vardır, evet.

Aday belirlemede merkeziyetçilik.

Yerelde rant ilişkilerine açık kapılar.

Halk denetimi zayıflığı.

Parti içi kariyerizmin siyasetin önüne geçmesi.

Belediye yönetimlerinde şeffaflığın çoğu zaman slogan düzeyinde kalması.

Emekçi halkla kurulan ilişkinin seçim dönemine sıkışması.

Bunların hepsi gerçektir.

Ama iktidarın yaptığı şey bu sorunları temizlemek değildir.

İktidar yolsuzlukla mücadele etmiyor.

Yolsuzluk iddiasını siyasi kepçeye çeviriyor.

Temizlik yapmıyor.

Muhalefetin kazandığı belediyelere çöküyor.

Çünkü gerçekten yolsuzlukla mücadele eden iktidar, önce kendi belediyelerine, kendi ihalelerine, vakıflarına bakar, müteahhitlerine, kendi zenginleşme mucizelerine bakar.

Peki bakıyor mu?

Bakmıyor...

Sadece muhalefetin kapısını çalıyor.

Demek ki mesele temizlik değil.

Mesele  t a h k i m a t.

Bu arada memleketin gerçek gündemi ne?

Açlık sınırı 35 bin liraya dayanmış.

Yoksulluk sınırı 113 bin liraya yaklaşmış.

Geniş tanımlı işsiz sayısı 13 milyona merdiven dayamış.

Sigortalı çalışan sayısı altı ayda bir milyondan fazla gerilemiş.

İşçiler iş cinayetlerinde ölüyor.

Gençler geleceksizlikte boğuluyor.

Kadınlar hem evde hem işte hem sokakta baskı altında yaşıyor.

Emekliler pazarda etiket okuyup eve eli boş dönüyor.

Ama televizyon ne gösteriyor?

Rozet.

Millet ne konuşsun isteniyor?

Kim kime geçti?

Kim itirafçı oldu?

Kim ifadede ne dedi?

Kim hangi otobüse bindi?

Kim hangi genel merkeze çanta taşıdı?

Ekmeğin hesabı kaybolsun diye, gündeme kelepçe takıyorlar.

Yoksulluğun üstüne operasyon örtüsü çekiyorlar.

Açlık sınırı konuşulmasın diye, rozet töreni düzenliyorlar.

Peki CHP ne yapmalı?

Önce şunu anlamalı:

Bu saldırı sadece basın açıklamasıyla püskürtülmez.

Sadece Meclis konuşmasıyla püskürtülmez.

Sadece miting takvimiyle püskürtülmez.

Sadece “hukuk devletine dönelim” temennisiyle hiç püskürtülmez.

Çünkü karşısındaki yapı hukuk devleti gibi davranmıyor.

O halde savunma da seçim akşamı balkon konuşması kıvamında olamaz.

CHP, belediyelerini halkın denetimine açmalı.

Bütün ihaleleri, bütün harcamaları, bütün şirket ilişkilerini, bütün imar kararlarını kamuya görünür kılmalı.

Biz temiziz” demek yetmez.

Temizliğin belgesi halkın önüne konmalı.

Her belediyede halk meclisleri kurulmalı.

Mahalle komiteleri kurulmalı.

Sendikalar, meslek odaları, barolar, demokratik kitle örgütleri sürece katılmalı.

Belediye başkanı tek adamlaşmamalı.

Çünkü tek adamlaşan muhalefet, tek adam rejimine karşı güven veremez.

CHP, transferlere karşı açık siyasi taahhüt almalı.

Seçilen kişi, seçildiği partiden ayrılırsa istifa edip halka dönmeyi kabul etmeli.

Yani istifa edip yeniden seçime gitmeli.

Asıl mesele ise, CHP bu saldırıyı yalnızca “bize operasyon çekiliyor” diye anlatırsa eksik anlatır.

Çünkü halkın derdi sadece CHP’nin belediyelerine yapılan operasyonlar değildir.

Halkın derdi kira.

Mutfak.

İşsizlik.

Borç.

Güvencesizlik.

Çocuğunun geleceği.

Emekli maaşı.

Kadının yaşam hakkı.

Gencin pasaport hayali.

İşçinin mezarı.

CHP, demokrasi savunusunu ekmek savunusuyla birleştirmedikçe geniş halk kitlelerini kalıcı biçimde ayağa kaldıramaz.

Demokrasi, yalnızca belediye başkanların koltuğu değildir.

Demokrasi, işçinin sendika hakkıdır.

Köylünün toprağıdır.

Öğrencinin kampüsüdür.

Kadının sokağıdır.

Gazetecinin kalemidir.

Avukatın cübbesidir.

Emeklinin pazardaki filesidir.

İktidar, muhalefeti mahkeme koridorunda yormak istiyor.

Belediyeleri soruşturma dosyasında boğmak istiyor.

Seçmeni “bunlar da aynı” duygusuna mahkûm etmek istiyor.

Muhalif siyasetçiye iki yol göstermek istiyor:

Ya sus.

Ya geç...

Susarsa makbul muhalif.

Geçerse milli ve yerli.

Direnirse sanık.

İşte kurulan düzen budur.

Bu düzende demokrasi, vitrindeki kristal bardak gibidir.

Her konuşmada parlatılır.

Her operasyonda kırılır.

O yüzden mesele sadece CHP’nin kendini koruması değildir.

Mesele halk iradesinin kendini korumasıdır.

Mesele emeğin, ekmeğin, özgürlüğün kendini korumasıdır.

 Bunun yolu da bellidir.

Korkuya karşı açıklık.

Transfer pazarına karşı siyasi ahlak.

Operasyon siyasetine karşı kitlesel dayanışma.

Yoksulluğa karşı emek programı.

Tek adam rejimine karşı örgütlü halk gücü.

Yoksa daha çok rozet töreni izleriz.

Daha çok “hizmet için geçtim” cümlesi duyarız.

Daha çok “etkin pişmanlık” ifadesi okuruz.

Daha çok belediye kapısında polis, parti binasında alkış görürüz.

En büyük tehlike operasyon değildir.

Alışmaktır.

Çünkü zulüm, önce korkuyla gelir.

Sonra gündem olur.

Sonra rutin olur.

Sonra normalleşir.

Ve bir ülke, adaletsizliğe alıştığı gün yenilir.

Bugün görev basittir:

Alışmamak.

Susmamak.

Sandığa, ekmeğe, emeğe ve haysiyete hep birlikte sahip çıkmak.

Rozet onların olabilir, âmâ irade halkındır!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X