ÜÇ FİDAN Bir Halkın Hafızasında Solmayan Gül
**
Bazı geceler sabaha çıkmaz. Bazı ölümler toprağa değil, halkın vicdanına gömülür.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan’ın idam edilişinin üzerinden bugün 54 yıl geçti. Onlar, 6 Mayıs 1972’de Ulucanlar Cezaevi’nde darağacına çıkarıldılar; ama o darağacı yalnızca üç gencin bedenini aldı, düşüncelerini alamadı.
Çünkü düşünce, ipte boğulmaz. Çünkü bağımsızlık isteği, mahkeme kararıyla susturulamaz.
Çünkü halkların hafızasında bazı isimler vardır: Ne resmi mühürle silinir, ne yasakla unutturulur, ne de korkuyla karartılır.
Deniz, Yusuf ve Hüseyin…Onlar bu ülkenin uzak köylerinden, yoksul mahallelerinden, üniversite anfilerinden, meydanlarından yükselen bir itirazın adlarıydı.
Emperyalizme karşı tam bağımsızlığı, sömürüye karşı eşitliği, baskıya karşı özgürlüğü savundular.
Onların derdi ikbal değildi; koltuk değildi; servet değildi. Onların derdi memleketti. Memleketin dağları, ovaları, madenleri, fabrikaları, tarlaları, okulları, çocuklarıydı.
Onlar Mustafa Kemal’in “tam bağımsızlık” ülküsünü yalnızca tarih kitaplarında kalan bir cümle olarak değil, halkın ekmeğine, emeğine, onuruna değen canlı bir görev olarak gördüler.
Cumhuriyetin yarım bırakılmış aydınlanma yürüyüşünü, halkçı ve bağımsızlıkçı bir çizgide tamamlamak istediler.
Bu yüzden sevdiler onları yoksullar.
Bu yüzden korktu onlardan karanlık.
Bu yüzden üç genç bedene kurulan darağacı, aslında bir halkın geleceğine kurulmuştu.
Erdal Öz’ün “Gülünün Solduğu Akşam” kitabında hissedilen o ağır tanıklık duygusu, yalnızca üç insanın son saatlerini değil, bir ülkenin vicdan muhasebesini anlatır.
Mamak’ın soğuk duvarlarından, cezaevi avlularından, son mektuplardan ve yarım kalmış cümlelerden bize kalan şey, sadece acı değildir; aynı zamanda sorumluluktur.
Nihat Behram’ın "Darağacında Üç Fidan" kitabında ise ölüm karanlığının içinden süzülen bir hakikat vardır: İktidarlar geçer, kararlar eskir, mahkeme zabıtları sararır; ama halkın yüreğine düşen isimler solmaz.
Onları idama götürenler, bir kuşağın cesaretini kıracaklarını sandılar, yanıldılar.
Onları susturacaklarını sandılar, yanıldılar.
Onları bu milletin hafızasından söküp atacaklarını sandılar, bir kez daha yanıldılar.
Çünkü Deniz hâlâ bir öğrencinin pankartında yürür.
Yusuf hâlâ bir işçinin nasırlı avucunda yaşar.
Hüseyin hâlâ bir köylünün adalet özleminde konuşur.
Onlar, darağacına üç kişi çıktılar; ama arkalarında binlerce soru bıraktılar:
Bu ülke kimin?
Bu kaynaklar kimin?
Bu emek kimin?
Bu gelecek kimin?
Ve en önemlisi: Bir ülkenin gençleri neden bağımsızlık istedikleri için ölümle cezalandırılır?
İşte 6 Mayıs, yalnızca bir matem günü değil, aynı zamanda bir hesap sorma günüdür.
Bir ülkenin adalet terazisinin nasıl eğildiğini, siyasetin yargı eliyle nasıl can aldığını, gençliğin nasıl korkutulmak istendiğini hatırlama günüdür.
Ama 6 Mayıs aynı zamanda umuttur.
Çünkü üç fidanı toprağa verdiler; ama orman büyüdü.
Bugün onların adını anmak, yalnızca geçmişe ağıt yakmak değildir.
Onların adını anmak; bağımsızlığı savunmak, halkçılığı savunmak, laik ve demokratik Cumhuriyeti savunmak, emeğin hakkını savunmak, bu ülkenin çocuklarının geleceğini savunmaktır.
Onları anmak, kuru bir nostalji değil; diri bir vicdan görevidir.
Deniz Gezmiş, Yusuf Aslan ve Hüseyin İnan…Bedenleriniz kara toprağın bağrında olabilir.Ama adlarınız bu halkın hafızasında, alnı açık birer cümle gibi duruyor.
Sizi bu hayattan koparanlar, sizi susturamadı.
Sizi yargılayanlar, tarihin yargısından kurtulamadı.
Sizi darağacına gönderenler, halkın vicdanında beraat edemedi.
54 yıl geçti, gül hâlâ solgun, yara hâlâ açık, ama umut hâlâ ayakta.
Ve bu ülkenin çocukları, bir gün mutlaka, sizin düşlediğiniz gibi; özgür, eşit, bağımsız, demokratik ve aydınlık bir Türkiye’de yaşayacak.
Deniz’e, Yusuf’a, Hüseyin’e saygıyla…
Üç fidana, üç devrimci yüreğe selam olsun!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Adaletin Susturulduğu Dava: Casusluk 14 Mayıs 2026 Perşembe
- Adalet En Çok İşçi Sınıfını İlgilendirir 13 Mayıs 2026 Çarşamba
- Affedilmeyen zafer 12 Mayıs 2026 Salı
- Karanlığa Küfredeceğine Bir Mum Yak 11 Mayıs 2026 Pazartesi
- Dünün mağdurları günümüzün zalimleri mi? 08 Mayıs 2026 Cuma
- Terzi Fikri’nin Makası 07 Mayıs 2026 Perşembe
- Hayatın mahkemesinde Sosyalizm 05 Mayıs 2026 Salı
- Anketlerde Değişim, Sandıkta Güven Aranır 04 Mayıs 2026 Pazartesi
- 1 Mayıs 01 Mayıs 2026 Cuma
- Eksik, yaralı ama geliyor 30 Nisan 2026 Perşembe