RECEP DURSUN 10 BAŞLIKTA ANALİZ ETTİ Bir Programın Anatomisi - 1

27 Temmuz 2026 05:40
Cumhuriyet’i yalnızca bayram günlerinde anılan bir hatıraya, Atatürk’ü yalnızca duvarlara asılan bir portreye indirgeyen anlayışın karşısına; toplumsal, ekonomik ve siyasal sonuçları olan bir Cumhuriyet düşüncesi çıkarılmaktadır. Ancak burada bir eksiklik vardır.

**

Özgür Özel öncülüğünde kurulan Yeni Parti Programı, düşünsel temelini Cumhuriyet’in kurucu felsefesine, ulusal egemenliğe, Atatürk’ün bağımsız ve demokratik Türkiye idealine dayandırmaktadır.

Emeği koruyan, adaleti ve dayanışmayı güçlendiren, insan haklarını güvenceye alan, sosyal devleti ve katılımcı demokrasiyi benimseyen “çağdaş sosyal demokrat değerler” açıkça sahiplenilmektedir.

Cumhuriyetçilik, milliyetçilik, halkçılık, devletçilik, laiklik ve devrimcilikten oluşan Altı Ok’un çağdaş demokrasi, eşitlik, yurttaşlık, kamu yararı, bağımsızlık ve bilim anlayışıyla sürdürüleceği belirtilmektedir.

Bu yönüyle programın siyasal adresi; Cumhuriyetçi, Atatürkçü, sosyal demokrat ve kamucu bir sol anlayış...

Ama adresin belli olması, evin bütün odalarının döşendiği anlamına gelmez.

1-CUMHURİYET;

Programın en güçlü bölümlerinden biri Cumhuriyet’e ilişkin yaklaşımıdır.

Cumhuriyet, yalnızca bir devlet biçimi olarak görülmemekte; egemenliğin saraydan millete geçmesi, tebaanın eşit yurttaşa dönüşmesi, aklın ve bilimin devlet yönetimine rehber olması, kadınların toplumsal yaşama eşit katılması ve bağımsızlığın halk iradesiyle tamamlanması olarak tanımlanmaktadır.

Cumhuriyet’in geçmişte tamamlanmış bir tarih değil, her kuşağın özgürlük ve eşitlikle geliştirmesi gereken canlı bir toplumsal sözleşme olduğu söylenmektedir.

Bu yaklaşım önemlidir.

Çünkü Cumhuriyet’i yalnızca bayram günlerinde anılan bir hatıraya, Atatürk’ü yalnızca duvarlara asılan bir portreye indirgeyen anlayışın karşısına; toplumsal, ekonomik ve siyasal sonuçları olan bir Cumhuriyet düşüncesi çıkarılmaktadır.

Ancak burada bir eksiklik vardır.

Program, Altı Ok’u güçlü biçimde benimsemekte; fakat Cumhuriyet Devrimi’nin somut kazanımlarını sistematik biçimde sıralamamaktadır.

Mesela; Öğretim birliği, laik hukuk, kadınların medeni ve siyasal hakları, kamu öncülüğünde sanayileşme, bağımsız eğitim, ulusal kültür politikası, köylünün yurttaşlaştırılması ve ekonomik egemenlik gibi devrimci dönüşümlerin hangi yasal ve kurumsal araçlarla yeniden güçlendirileceği daha açık yazılabilirdi.

Altı Ok’un adını anmak önemlidir.

Fakat devletçiliğin fabrikası, halkçılığın vergi sistemi, laikliğin okulu, devrimciliğin hukuk düzeni gösterilmedikçe oklar hedefini bulamaz....

2- HUKUK DEVLETİ;

Yeni Parti, tek kişide yoğunlaşmış siyasal iktidarın karşısına kuvvetler ayrılığını, güçlü parlamentoyu, bağımsız yargıyı, yerel demokrasiyi ve aktif yurttaşlığı koymaktadır.

Güçlü Meclis’e dayalı parlamenter sisteme geçiş, hükümetin Meclis’e karşı sorumlu olması ve cumhurbaşkanlığının tarafsız, sembolik anayasal sınırlar içinde tanımlanması öngörülmektedir.

Hukukun herkes için eşit uygulanması, hiçbir makamın hukukun üzerinde olmaması, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarının eksiksiz uygulanması ve sosyal-ekonomik hakların medeni-siyasal haklarla birlikte değerlendirilmesi de programın evrensel hukuk yönünü güçlendirmektedir.

Yargı bağımsızlığı, Hâkimler ve Savcılar Kurulunun yürütme etkisinden çıkarılması, Adalet Bakanı’nın yargı kurullarında yer almaması, savunma hakkının güçlendirilmesi, çoklu baronun kaldırılması ve ceza hukukunun siyasal baskı aracı olmaktan çıkarılması vaatleri de hukuk devleti bakımından kayda değerdir.

Fakat hukuk, dilek kipinden ibaret değildir.

Yapılacaktır” demek kolaydır.

Hangi anayasa değişikliğiyle?

Hangi yasama takvimiyle?

Hangi geçiş hükümleriyle?

Hangi siyasal çoğunlukla?

Hangi kurumsal güvenceyle?

Program, yönü gösteriyor; ancak yol haritasını vermiyor.

Oysa siyasal program, yalnızca iyi niyet belgesi değil, iktidara talip olanların hukuki taahhütnamesidir.

3- EKONOMİNİN ADI;

Programın ekonomi anlayışındaki en belirleyici cümle şudur:

"Piyasa mekanizması, toplumsal ihtiyaçları ve adaleti kendiliğinden güvence altına alamaz."

Bu nedenle devletin düzenleyen, denetleyen, yatırım yapan, stratejik alanlarda öncülük eden ve yurttaşı koruyan bir aktör olması öngörülmektedir.

Ulusal planlama kapasitesinin kurulması; sanayi, tarım, enerji, teknoloji, eğitim, istihdam ve bölgesel kalkınma politikalarının birlikte planlanması savunulmaktadır.

Bu, neoliberal anlayışın reddidir.

Çünkü neoliberalizm, piyasayı toplumun üstünde; sermayenin hareket özgürlüğünü emeğin güvenliğinden önce; özelleştirmeyi kamu yararından üstün gören bir düzendir.

Yeni Parti programı ise piyasanın kendiliğinden adalet yaratacağına inanmamaktadır.

Fakat program piyasayı ortadan kaldırmayı da istememektedir.

Tam tersine, kamusal yarar anlayışının serbest girişimi dışlamadığı; adil rekabeti, üretken yatırımı, yenilikçiliği ve girişimciliği güvence altına alacağı açıkça yazılmaktadır.

Özel sektör, planlama sürecinin taraflarından biri olarak kabul edilmekte; kamu ve özel sektör yatırımlarının uyumlaştırılması öngörülmektedir.

Demek ki piyasa kapı dışarı edilmiyor.

Piyasanın boynuna kamu yararının tasması takılmak isteniyor.

Bu nedenle bu program için:

Liberal piyasa ekonomisini bütünüyle reddediyor” denilemez.

Doğru tanım şudur:

Kuralsız, denetimsiz ve sermaye egemen neoliberal piyasa düzenini reddeden; ancak özel girişimi, rekabeti ve piyasa araçlarını kamusal planlama altında sürdüren sosyal demokrat karma ekonomi.. .

Programın planlaması da sosyalist komuta ekonomisi anlamında merkezi ve emredici bir planlama değildir.

Emek örgütlerinin, üretici birliklerinin, kooperatiflerin, yerel yönetimlerin, üniversitelerin, sivil toplumun ve özel sektörün katıldığı, yönlendirici ve stratejik bir planlama modelidir.

Bu, planlı ekonomidir.

Ama piyasanın kaldırıldığı bir ekonomi değildir.

4-EMEK;

Programın en açık sol karakteri emek bölümünde görülmektedir.

Emek, “piyasanın insafına bırakılacak bir meta” olarak değil, insan onurunun ve toplumsal refahın temeli olarak tanımlanmaktadır.

Asgari ücretin insanca yaşam sağlayacak düzeyde belirlenmesi, sendikal örgütlenmenin güçlendirilmesi, toplu sözleşme ve grev hakkı üzerindeki engellerin kaldırılması, kayıt dışı ve güvencesiz çalışmayla mücadele edilmesi ve taşeron sisteminin bütünüyle kaldırılması vaat edilmektedir.

Bu hükümler Yeni Parti'nin tarafsız değil, emeğin yanında bir parti olduğunu göstermektedir.

Sermaye ile emek arasında “hakemlik” görüntüsü altında güçlüden yana duran klasik merkez siyasetin ötesine geçmektedir.

Programın başlangıcındaki sınıfsal anlatım da dikkat çekicidir.

Bir yanda ülkenin zenginliğini ve devlet gücünü elinde toplayan küçük bir azınlık; diğer yanda emeğiyle ülkeyi ayakta tutan milyonlar olduğu söylenmektedir.

Toplumun büyük çoğunluğunun üretmesine rağmen küçük bir azınlığın zenginleştiği belirtilmektedir.

Bu dil, sosyal demokrat olduğu kadar halkçı ve sınıfsal bir dildir.

Ancak emek programı daha ileri taşınabilirdi.

Sendikal barajların nasıl kaldırılacağı, kamu çalışanlarının grev hakkı, işyerinde çalışanların yönetime katılması, toplu sözleşme kapsamının genişletilmesi, haftalık çalışma süresinin azaltılması, kıdem tazminatının güvence altına alınması, platform çalışanlarının ve ev emekçilerinin statüsü gibi konular ayrıntılandırılmamıştır.

Emekten yana olmak yalnızca asgari ücreti artırmak değildir.

Emekten yana olmak, işçinin üretim sürecinde söz sahibi olmasıdır.

İşçinin yalnızca ücretini değil, söz hakkını da büyütmektir.

5-BÜTÇE VE VERGİ;

Program, maliye politikasını yalnız bütçe dengesi sağlama aracı olarak değil; kalkınmanın finansmanı, gelir adaleti ve sosyal devletin güçlendirilmesi amacıyla kullanmayı öngörmektedir.

Bütçenin Meclis’te yapılması, yurttaşların bütçe süreçlerine katılması, kamu harcamalarında şeffaflık ve hesap verebilirlik sağlanması, israf ve şatafatın sona erdirilmesi, dolaylı vergilerin kademeli azaltılması ve sosyal harcamaların artırılması vaat edilmektedir.

Enflasyonla mücadelede maliyetin emekçilere, emeklilere ve dar gelirlilere yüklenmeyeceği de belirtilmektedir.

Bunlar sosyal adalet bakımından doğru hedeflerdir.

Çünkü vergi yalnızca mali bir araç değildir.

Vergi, devletin kimin yanında durduğunu gösteren siyasal bir terazidir.

Ekmekten, sudan, elektrikten alınan vergi büyürken; servetten, ranttan ve olağanüstü kazançtan alınan vergi küçülüyorsa o devletin bütçesi halkın bütçesi değildir.

Fakat programın burada önemli bir açığı vardır.

Dolaylı vergilerin azaltılacağı söylenmekte; ancak bunun hangi gelirlerle telafi edileceği açıklanmamaktadır.

Açık bir servet vergisi, güçlü bir miras vergisi, rant ve değer artış kazançlarının vergilendirilmesi, finansal gelirlerin ücret gelirleri karşısındaki ayrıcalıklarının kaldırılması ya da somut biçimde artan oranlı bir vergi tarifesi ortaya konulmamaktadır.

Üstelik temel vatandaşlık geliri, kamusal bakım hizmetleri, konut, eğitim, sağlık ve sosyal güvenlik alanlarında geniş çaplı vaatler bulunmaktadır.

Sosyal politikanın lütuf değil hak olduğu söylenmekte ve her yurttaşa insanca yaşam koşullarını sağlayacak temel vatandaşlık geliri öngörülmektedir.

Peki bu büyük sosyal dönüşüm hangi bütçeyle finanse edilecektir?

Programın şiiri vardır.

Ama henüz yeterli mali cetveli yoktur.

Hak sadece vaat etmek değerlidir.

Kaynağı gösterilmeyen hak, seçim meydanında alkış; bütçe görüşmesinde açık verir.

6-ÜRETİM, SANAYİ VE TARIM:

Yeni Parti, paylaşılacak bir zenginlik yaratmadan yalnızca bölüşüm siyaseti yapmayı reddetmektedir.

Yüksek katma değerli üretim, yerli tedarik zincirleri, teknolojik bağımsızlık, bölgesel sanayi yatırımları, kamu alımlarının stratejik hedeflere göre düzenlenmesi ve Ar-Ge politikaları savunulmaktadır.

Devletçilik anlayışı gereğince devletin yüksek gelirli ve güvenceli iş alanları yaratmayı stratejik hedef olarak benimseyeceği ifade edilmektedir.

Tarımın yalnızca ekonomik bir faaliyet değil; gıda güvenliği ve ulusal bağımsızlık meselesi olduğu kabul edilmekte, planlı üretim, stratejik ürün haritaları, küçük üreticinin desteklenmesi ve kooperatifçiliğin yaygınlaştırılması öngörülmektedir.

Bu anlayış, 1930’ların devletçiliğinin aynen tekrarı değildir.

Yeni bir kalkınmacı devlet arayışıdır.

Devlet fabrikayı tek başına kuran aktör olmaktan çok; yatırım yapan, yönlendiren, teşvik eden, kamu alımlarıyla sektör yaratan, teknolojik dönüşümü planlayan ve özel yatırımı ulusal hedeflere bağlayan aktör olarak düşünülmektedir.

Enerjide dışa bağımlılığın azaltılması, kamu enerji şirketlerinin verimlilik ve kamu yararı temelinde yeniden yapılandırılması, kritik madenlerde ulusal kapasitenin geliştirilmesi de kamucu ve bağımsızlıkçı yönü güçlendirmektedir.

Ormanların kamu varlığı sayılması, ulaşım ve internet erişiminin kamusal hak olarak ele alınması ve kamu zararına yol açan garantili kamu-özel işbirliği modellerinin terk edileceğinin belirtilmesi de aynı çizginin devamıdır.

Ancak yine bir soru karşımıza çıkmaktadır:

Devlet yatırım yapacak, ama hangi alanlarda doğrudan üretici olacaktır?

Hangi stratejik sektörlerde kamu mülkiyeti esas alınacaktır?

Özelleştirilmiş hangi kuruluşlar yeniden kamunun olacaktır?

Yeni KİT’ler kurulacak mıdır?

Program, devletçiliği savunuyor; fakat devletçiliğin mülkiyet haritasını çizmiyor.

Kamuculuk vardır.

Fakat kapsamlı bir kamulaştırma ya da yeniden kamulaştırma programı yoktur.

Bu nedenle partiye kamucu denilebilir; fakat piyasa dışı, bütün stratejik üretimi kamu mülkiyetine geçirmek isteyen bir parti denilemez.

YARIN

7-Sosyal demokrasi ve evrensel değerler;

8-Anti-emperyalizm ve tam bağımsızlık sınavı;

9-Partinin gerçek siyasal kimliği;

10-Programın tamamlanması gereken beş büyük eksiği;

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X