KARDA BORANDA, DİRENİYORLAR Bu memleketin gerçeği depodan çıkar!..

27 Ocak 2026 06:05
Çayırova’nın Şekerpınar Mahallesi’nde depo işçisi; 2021 yılında, karda boranda direnmiş, Haluk Levent’in elinden baklava yemiş, şarkıyla türküyle halayla DGD-SEN’i örgütlemiştir.

***

Migros’a girince “düzen” görüyorsun.

Raflar muntazam.

Etiketler parlak.

Kampanyalar şık.

Sanki memlekette her şey yolunda.

Oysa memleketin gerçeği, rafın arkasında.

Depoda.

Soğukta.

Gece vardiyasında.

Paletin altında.

Hız baskısının içinde.

Ve şimdi o depo konuşuyor.

Migros depo işçisi diyor ki:

Yeter.”

Ne istiyor?

Şatafat değil.

Lütuf değil.

PR cümlesi değil.

Net yüzde 50 zam diyor.

Promosyonu eksiksiz öde diyor.

Vergi yükü ücretimi kemirmesin diyor.

Ayrımsız-şartsız kadro; tüm taşeronlara diyor.

Ve hepsinin üstüne tek şart koyuyor: Yazılı protokol.

Bakın, “yazılı”.

Bu kelime, Türkiye’nin kısa özeti.

Çünkü bu ülkede “söz” çoktur.

Gereği yapılacak” çoktur.

İyileştirme” çoktur.

Çalışıyoruz” çoktur.

Ama işçinin cebinde sonuç yoktur.

Zam “açıklanır”, enflasyon “uygular”.

Ücret artar, vergi dilimi yakalar.

Maaş yükselir, market fişi daha hızlı yükselir.

 Sonra bize “sabır” anlatırlar.

Sabır kimden istenir?

Depodakinden.

Tasarruf kimden istenir?

Depodakinden.

Fedakârlık kimden istenir?

Depodakinden.

Patrondan “fedakârlık” istenmez; ona “teşvik” verilir.

İşçiden “fedakârlık” istenir; ona “şükür” öğretilir.

Buna “ekonomi” derler.

Buna “normal” derler.

Depo işçisi de diyor ki:

Normaliniz buysa, biz normal olmayacağız.”

Taşeron dediğin şey sadece bordro değil.

Bir disiplin mekanizmasıdır.

Aynı işi yaparsın, farklı hakka mahkûm edilirsin.

Aynı riski alırsın, aynı güvenceyi alamazsın.

Aynı depoda çalışırsın, aynı masaya oturamazsın.

Bugün taşerona “geçici” dersin, yarın itiraza “lüks” dersin.

İşçi geçici hissederse susar.

Susarsa düzen rahat eder.

Migros depo işçisinin direnişi tam bu yüzden önemlidir:

Susmuyor.

Bir de şu işkolu meselesi var.

Memleketin en “sofistike” hilelerinden biri.

Depoda çalışan depo işçisi, ama kâğıtta başka bir işkolunda.

Niye?

Çünkü işkolu demek;

hangi sendika demek, hangi sözleşme demek, hangi hak demek.

İşçi bunu görüyor.

Ve açık söylüyor:

Beni depodan say.”

“Temsilimi sulandırma.”

“Seçtiğim iradeyi dolandırma.”

Bu talep “politik” mi?

Elbette politik.

Türkiye’de emek meselesi, siyasetin göbeğidir.

Çünkü emekçinin hakkı güçlenirse, korku düzeni zayıflar.

Şirket “taşeronu bitiriyoruz” diyormuş.

Güzel.

Ama işçi de diyor ki:

Söz istemiyoruz.”

Çünkü bu ülkede “söz”, çoğu zaman sadece zaman kazanmaktır.

Oyalamaktır.

Yumuşatmaktır.

Dağıtmaktır.

İşçi bu kez “yazılı protokol” diyor.

Bu, çok basit bir medeni standarttır:

Kim, ne zaman, hangi şartla kadroya geçecek?

Ücret nasıl belirlenecek?

Promosyon nasıl ödenecek?

Vergi meselesi nasıl çözülecek?

İşkolu oyunu bitecek mi, bitmeyecek mi?

Yazın.

İmzalayın.

Bitirin.

Kurumsallık, basın bülteniyle olmaz.

Kurumsallık, bağlayıcılıkla olur.

Şimdi birileri çıkıp diyecek:

“Eylem ekonomiye zarar.”

Hangi ekonomi?

Depocunun sofrasını küçültüp, etiketleri büyüten ekonomi mi?

Promosyonu bile tartışma konusu yapıp, “değerler” anlatan ekonomi mi?

 Aynı işi yapana “taşeron” deyip, sonra “aile” diyen ekonomi mi?

Depo işçisi şunu hatırlatıyor:

Bu ülkeyi ayakta tutan raf değil, emektir.

Raf parlayabilir.

Ama depo karanlıksa…

o parlaklık sahnedir.

Migros depo işçilerinin talebi net:

İnsanca ücret.

Eşit hak.

Yazılı güvence.

Kadro.

Bu direniş, yalnız Migros’un değil; bu memleketin vicdan testidir!..

Migros işçisi 1990’larda çok daha zor koşullarda, Şişli’de direnmiştir. Sendikalı olma hakkını edinmiştir. Mağazalarında Tez Koop-İş, örgütlüdür.

Çayırova’nın Şekerpınar Mahallesi’nde depo işçisi; 2021 yılında, karda boranda direnmiş, Haluk Levent’in elinden baklava yemiş, şarkıyla türküyle halayla DGD-SEN’i örgütlemiştir.

Yine kazanacaktır, yine kazanacaktır.

Selam olsun, hepsine…

Direnen Migros depo işçilerine selam olsun!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X