GODOT’YU BEKLER GİBİ BEKLEMEMELİ Çarklar, çıkarlar, çöküş ve çıkış

11 Haziran 2026 05:28
Devlet dediğiniz kurum, tarihsel bir denge ve denetleme mekanizmasıdır. Denge yoksa, denetim yoksa, devlet hızla bir zümrenin, bir grubun yahut kişiselleşmiş bir gücün "şirketine" dönüşür.

**

"Enflasyon" diyorlar adına; oysa düpedüz bir ekonomik soygunun, kılıfına uydurulmuş yasal adıdır bu.

Raflardaki etiketler her gün değişirken, değişmeyen tek şey, emeğin ve alın terinin her geçen gün biraz daha değersizleşmesidir.

Milyonlarca yurttaş ay sonunu getiremez, mutfaklardaki yangın sokaklara taşarken; dış borç sarmalında boğulan bir ülkenin kaynakları, bir avuç imtiyazlıya "özelleştirme" ve "kalkınma" maskesiyle peşkeş çekilmektedir.

Yeraltı ve yerüstü zenginliklerimiz, doymak bilmez bir kâr hırsıyla tarumar ediliyor. Sorarsanız, hamasi "dış güçler" masalları anlatılır. Oysa asıl gerçek, içerideki çarkların kimin servetini büyütmek için döndüğüdür.

Devlet dediğiniz kurum, tarihsel bir denge ve denetleme mekanizmasıdır. Denge yoksa, denetim yoksa, devlet hızla bir zümrenin, bir grubun yahut kişiselleşmiş bir gücün "şirketine" dönüşür.

Cumhuriyetin üzerine inşa edildiği yasama, yürütme ve yargıdan oluşan bu üç sacayağı kırıldığında, yargı bağımsızlığını yitirip siyasallaştığında, adalet terazisi değil, "iktidarın sopası" işlemeye başlar. Kurumların içi boşaltılır, liyakat yerini sadakate bırakır. Bürokrasinin yegâne amacı, milletin huzur ve refahını sağlamak değil; o imtiyazlı zümrenin bekasını, siyasi iklimin devamlılığını korumak olur.

Peki, hukukun askıya alındığı, Anayasal güvencelerin eridiği bu düzen en çok kimin işine yarar?

İşte tam bu noktada, o büyük resmi, "emperyalizmi" görmek zorundayız. Küresel emperyalizm, Ortadoğu'da ve Kuzey Afrika'da kendi çıkarlarını korumak, haritaları yeniden çizmek için, güçlü, bağımsız ve demokratik kurumları olan devletler istemez.

Tam aksine; hukukun işlemediği, denetimin ortadan kalktığı, gücün tek bir merkezde toplandığı, her türlü uluslararası pazarlığa ve dayatmaya açık yapıları "işbirliği" için çok daha kullanışlı bulur.

Ülkemizde Cumhuriyetin temel nitelikleri aşındırılıyorsa, bilin ki bu sadece bir iç siyaset meselesi değil; emperyalizmin o coğrafyadaki bölgesel hegemonya planlarının bir yansımasıdır.

Bu oyunun en tehlikeli perdesi ise umutsuzluğun örgütlenmesidir. Siyaset kurumu, sadece iktidarıyla değil, dizayn edilmek istenen muhalefetiyle de bu iklimin bir parçası haline getirilmeye çalışılır.

Toplumun itiraz reflekslerini kırmak, alternatif arayışlarını yok etmek için siyasi yapılar, kurumsal operasyonların, iç çekişmelerin ve şahsi hesapların içine çekilir. Hedef açıktır: Atatürk Cumhuriyeti’nin aydınlanmacı köklerinden koparılmış, kurumsal hafızasını yitirmiş bir siyaset arenası yaratmak ve topluma, "ne yaparsanız yapın, hiçbir şey değişmeyecek" çaresizliğini aşılamak...

Peki ya bundan çıkış yok mu?

Çıkış, bu karanlık tabloya bakıp karamsarlığa teslim olmakta değildir. Çıkış, o tablonun nasıl yırtılıp atılacağını bilmektedir.

Çıkış, kurtarıcı beklemekte değil; hukukun üstünlüğüne, kuvvetler ayrılığına ve Cumhuriyetin kuruluş felsefesine, yani fabrika ayarlarına sımsıkı sarılmaktadır.

Çıkış, emperyalizmin ve yerli işbirlikçilerinin dayatmalarına karşı, Mustafa Kemal Atatürk’ün "Tam Bağımsız Türkiye" şiarını lafta değil, siyasi bir program olarak eylemde savunmaktır.

Çıkış, yargının bağımsız ve tarafsız olduğu, liyakatin devlete hâkim kılındığı, kamu kaynaklarının yağmalanmadığı; üreten, hakça bölüşen, aklın ve bilimin ışığında bir eğitim sistemini yeniden kurmaktır.

Unutmayalım ki; haklı olanların suskunluğu ve yılgınlığı, haksızların en büyük cesaret kaynağıdır.

Cumhuriyet, kimsesizlerin kimsesi olmak için kuruldu.

Şimdi o Cumhuriyeti, şahsi ihtirasların, rant çarklarının ve emperyal hesapların kıskacından kurtarıp, yeniden gerçek sahiplerine, yani halka teslim etme vaktidir.

Çünkü tarihin bize öğrettiği en değişmez yasa şudur: Karanlığın en koyu olduğu an, aydınlığın en yakın olduğu zamandır.

Eylemsizliklerine yenilmiş insanların, Godot adında ne olduğu bilinmeyen bir kimse veya "şeyi" beklemelerini konu alan en önemli absürt tiyatro eserlerinden biridir.

İrlandalı yazar Samuel Barclay Beclett’in tiyatroya da uyarlanan Godot’yu beklerken adlı eseri, eylemsizliklerine yenilmiş insanların, Godot adında ne olduğu bilinmeyen bir kimse veya "şeyi" beklemelerini konu edinir.

Godot’yu bekler gibi, beklememeli.

Yeter ki pusulamız akıl, bilim ve tam bağımsızlık olsun!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X