PARTİYİ SAVUNMAK YÖNETİCİYİ ALKIŞLAMAK DEĞİLDİR CHP, zeytin veren ölmez ağaçtır.

29 Haziran 2026 09:00
Bir de hukuk penceresinden bakmak gerekir. Parti, miras hukuku gibi babadan oğula devredilecek mülk değildir; kamu yararı taşıyan siyasal iradenin örgütlü alanıdır.

**

Kökü bu toprağın hafızasındadır. Gövdesi Sakarya’da, Dumlupınar’da, Erzurum’da, Sivas’ta pişmiştir. Dalı kırılır, budağı kesilir, üzerine kar yağar, dibine balta vurulur; ama o ağaç yine filiz verir. Çünkü bu memlekette Cumhuriyet fikri bir parti tabelasından ibaret değildir. Bir milletin, kulluktan yurttaşlığa geçerken attığı imzadır.

Bugün mesele, bir küskünlük meselesi değildir. Mesele, kişisel hesapların, koltuk , dar hizip muhasebesinin çok ötesindedir. Kalıp mücadele etmek yerine ayrı bir parti kurmayı kurtuluş sanmak, yangın yerine yeni perde asmaktır. Saray rejimi tam da bunu ister. Cumhuriyetin evini boşaltalım, anahtarı da kapının önüne bırakalım ister. Sonra da dönüp, “Bunlar değişim istiyordu, dağılmayı buldu” diye gülümser.

Oysa bu evin temelinde Anadolu ve Rumeli Müdafaai Hukuk Cemiyeti vardır. 

Halk Fırkası vardır. 

Cumhuriyet Halk Fıkrası vardır.  Cumhuriyet Halk Partisi vardır. 

Bu çizgi, yalnızca bir örgüt silsilesi değildir; bağımsızlık hukukunun, halk egemenliğinin, laik aydınlanmanın siyasi omurgasıdır.

Ümmetin yerine milleti, tebaanın yerine yurttaşı, biatin yerine aklı koyan devrimci damardır. O damarı kesmeye çalışanlar dün vardı, bugün de var. Kimi dışarıdan gelir, kimi içeriden konuşur; niyeti aynı kapıya çıkar.

Elbette içeride kavga vardır. Olmalıdır da. Demokrasi kavgasız süs bitkisi değildir. Hukuk, eleştiri, hesap sorma, itiraz, örgütlü direnç ister. Parti içindeki çürüme varsa adı konur. İşgal varsa geri alınır. Yanlış varsa düzeltilir. Delege hukukundan sandık güvenliğine, tüzükten örgüt disiplinine kadar her başlıkta söz söylenir. Ama çare kapıyı çekip çıkmak değildir. 

Çare, o kapıdan içeri daha çok emekçi, daha çok genç, daha çok kadın, daha çok yurtsever sokmaktır.

Bir de hukuk penceresinden bakmak gerekir. Parti, miras hukuku gibi babadan oğula devredilecek mülk değildir

Kamu yararı taşıyan siyasal iradenin örgütlü alanıdır. Bu alanı daraltan, üyeyi seyirciye, örgütü mühüre, kongreyi törene çeviren her anlayışa itiraz etmek meşrudur. 

Fakat meşru itirazın adresi kaçış değil, demokratik denetimdir; kapalı kapıları açmak, tutanak istemek, sandığa sahip çıkmak, mahalle mahalle çoğalmaktır.

Bazen bir partiyi savunmak, yöneticilerini alkışlamak sanılır. Değildir. Asıl savunma, partiye seçmeninin onurunu, üyesinin iradesini, kurucusunun vasiyetini hatırlatmaktır. Atatürk’ün mirası, sessiz sadakat değil, aklın cesaretidir. O cesaret bugün, en çok içerideki umutsuzluğu yenmekle başlar ve çoğalmakla sürer.

Çünkü CHP parçalanırsa yalnız CHP zayıflamaz. Cumhuriyetin kalan kurumları biraz daha yalnız kalır. Laiklik biraz daha savunmasız bırakılır.

Hukuk devleti biraz daha kâğıt üzerinde kalır. Sarayın tek adam rejimi, “Bakın, Cumhuriyetçiler kendi evini bile taşıyamıyor” diye alkış tutar.

Bize düşen, alkışı onlara bırakmamaktır. 19 Mayıs 1919’da Bandırma Vapuru’yla Samsun’a çıkan ruh, bir nostalji objesi değildir.

Duvara asılmış sararmış fotoğraf hiç değildir. O ruh, bugün de emperyalizme, işbirlikçiliğe, siyasal İslamcı tahakküme, Ortadoğululaştırma hevesine, kurumların içinin boşaltılmasına, hukukun eğilip bükülmesine karşı ayağa kalkma iradesidir. O irade, “Ben yokum” diyerek değil, “Ben buradayım” diyerek tarihe geçer.

Altı ok, rozet süsü değildir. Cumhuriyetçilik, halkçılık, milliyetçilik, laiklik, devletçilik, devrimcilik; her biri, karanlığa karşı yakılmış ayrı bir meşaledir. Bu meşaleyi taşımak için önce birbirimizi tüketmekten vazgeçmeliyiz. Fakatsız, amasız, kişisel kırgınlıkları büyütmeden; emek güçleriyle, demokrasi güçleriyle, tüm toplumsal muhalefetle yan yana gelmeliyiz. Sendikayla, köylüyle, öğrenciyle, esnafla, hukukçuyla, sanatçıyla, bilim insanıyla, yani memleketin vicdanıyla omuz omuza durmalıyız.

Birlik, susmak değildir. Dayanışma, yanlışları örtmek değildir. Mücadele, birbirine benzemek değildir. Birlikte; ortak atanı, ortak hukuku, ortak Cumhuriyeti savunurken aynı safta durabilmektir. Kimseyi geride bırakmadan, kimseyi aşağılamadan, ama kimseye de Cumhuriyeti pazarlık konusu yaptırmadan yürümektir.

Karanlık çok gürültü çıkarır. Aydınlık sessiz başlar. Önce bir mum yanar. Sonra bir pencere açılır. Sonra meydano dolar. Sonra halk, kendisine ait olanı geri alır.

CHP’yi terk etmek kolaydır. CHP’yi emekle, hukukla, örgütle, partililerle, Kuvayi Milliye ruhuyla yeniden ayağa kaldırmak zordur. Zor olan, doğru olandır.

Çünkü güneş balçıkla sıvanmaz.

Çünkü Cumhuriyet, sahipsiz değildir.

Çünkü CHP, zeytin veren ölmez ağaçtır.

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X