GELECEĞİN ÜSTÜNE KARANLIK ÖRTÜLÜRKEN Çocukları Susturanlar, Memleketi Çürütür

20 Nisan 2026 07:14
Cumhuriyetin aklı geriye itiliyor. Soru işareti küçümseniyor. İtiraz neredeyse suç gibi gösteriliyor. Çünkü bunların korktuğu şey cehalet değil, en çok da aydınlıktan korkuyor. Soran çocuktan, sorgulayan gençten korkuyorlar.

**

Bir ülke önce toprağını değil, aklını, sonra vicdanını ve en sonunda da çocuklarını kaybeder.

Çocuklarını kaybeden bir ülke, yarınını gömmüş demektir.

Bugün bu ülkede olan tam da budur.

Eğitim çökmüyor sadece.

Gelecek çökertiliyor.

Ve hayır bu bir tesadüf veya bir kaza değil.

Bu, “aksaklık var” diye geçiştirilecek bir yönetim zaafı ise hiç değil.

Bu, tercihtir...

Çünkü olan biten şey, kötü yönetilen bir eğitim politikası değildir yalnızca.

Bu, bilinçli biçimde daraltılan bir akıldır.

Budanan bir ufuktur.

Geriye çekilen bir Cumhuriyet fikridir.

Okul yapmıyorlar artık.

Kalıp döküyorlar.

Çocuk yetiştirmiyorlar artık.

İtaat biçimlendiriyorlar.

Eğitim vermiyorlar artık.

Boyun eğen kalabalık hazırlıyorlar.

Her kötülüğün üstüne hoş bir etiket yapıştırmakta ustalar.

Adına “düzenleme” diyorlar.

Adına “yenileme” diyorlar.

Adına “değerler” diyorlar.

Ne kadar yumuşak kelimeler.

Ne kadar cilalı yalanlar.

Sanki çocuk özgürleşiyor, bilim büyüyor.

Sanki okul ufuk açıyor, çağ yakalanıyor.

Oysa gerçek apaçık:

Bilim çekiliyor.

Eleştirel düşünce seyreltiliyor.

Laiklik tırpanlanıyor.

Cumhuriyetin aklı geriye itiliyor.

Soru işareti küçümseniyor.

İtiraz neredeyse suç gibi gösteriliyor.

Çünkü bunların korktuğu şey cehalet değil, en çok  da aydınlıktan korkuyor.

Soran çocuktan, sorgulayan gençten korkuyorlar.

Neden?” diyen öğrenciden, "haklı değilsiniz” diyen yurttaştan korkuyorlar.

Çünkü, soran çocuk büyür, sorgulayan genç omurga kazanır.

Omurgalı yurttaş biat etmez.

Onların istediği nesil;

merak eden değil ezberleyen,

araştıran değil tekrarlayan,

üreten değil boyun eğen,

itiraz eden değil susan nesildir.

Bunun adı eğitim değil, akla pusu kurmaktır.

Çocuk dediğin hayatı tanır.

Dokunarak öğrenir.

Şaşırarak öğrenir.

Bozarak, yeniden kurarak öğrenir.

Ama bu düzen çocuğu öğrenmeye değil, yarışmaya zorluyor.

Daha ilkokulda kıyaslıyor, çocukken sıralıyor, daha kendi sesini bulmadan puanla tarif ediyor.

Bir çocuğun omzuna çanta asmıyor artık bu sistem.

Korku asıyor, kaygı asıyor, yetişme telaşı asıyor.

Bu çocukluğu boğmaktır.

Bir çocuk artık “Ben neye yetenekliyim?” diye sormuyor.

Kaç net yaptım?” diye soruyor.

Bir çocuk artık “Ne öğrendim?” diye düşünmüyor.

Geride mi kaldım?” diye korkuyor.

Bir çocuk artık merak etmiyor.

Çünkü bu düzende her şeye süre var, meraka yok.

Çocuklar neden mi mutsuz?”

Çünkü onları çocuk olmaktan çıkardınız.

Gençler neden mi öfkeli?”

Çünkü ruhlarını puan cetveline çevirdiniz.

Şiddet neden mi artıyor?”

Çünkü iç dünyası duyulmayan çocuk, bir gün ya içine çöker ya dışına taşar.

Ezberleyen zihin üretmez.

Sürekli korkutulan çocuk özgürleşemez.

Sadece sınava hazırlanan genç, hayata hazırlanamaz.

Bu sistem bilgi üretmiyor.

Kaygı üretiyor.

Yorgunluk üretiyor.

Kırgınlık üretiyor.

Bazen de sessiz bir çöküş.

Bir iktidarın gerçek niyeti konuşmasında değil, bütçesinde görünür.

Çünkü söz makyaj, bütçe aynadır.

Parayı nereye ayırıyorsanız, geleceği oraya kuruyorsunuz demektir.

Bugün tablo ortada:

Okulda temizlik sorunu var.

Güvenlik sorunu var.

Öğretmen açığı var.

Kadrolar açılmıyor.

Rehber öğretmen yetersiz.

Psikolojik danışmanlık eksik.

Sınıflar kalabalık.

Öğretmen tükenmiş.

Çocuk sıkışmış.

Ama nutuk çok.

Tasarruf tavsiyesi çok.

Hamaset bol.

Bir de utanmadan gelecek dersi veriliyor.

Bir ülkede Diyanet’in bütçesiyle eğitimin hali arasındaki uçurum büyüyorsa, orada yalnız muhasebe yoktur.

Orada rejim tercihi vardır.

Orada zihniyet hüküm sürmektedir.

Bilime daha az, dogmaya daha çok.

Okula daha az, telkine daha çok.

Öğretmene daha az, itaate daha çok.

 

Neden geride kaldık biliyor musunuz?”

Çünkü aklı küçülttünüz.

Aklı küçülten hiçbir memleket büyüyemez.

Öğretmene cimri, dogmaya cömert davranan hiçbir iktidar gelecekten söz edemez.

Çünkü o, gelecek kurmuyor demektir.

Karanlık besliyordur.

Öğretmen yalnızca bir meslek mensubu değildir.

Öğretmen, bir ülkenin yarına uzanan omurgasıdır.

Onu küçültürseniz ülke küçülür.

Onu yoksullaştırırsanız toplum yoksullaşır.

Onu itibarsızlaştırırsanız bilgi itibarsızlaşır.

Bugün öğretmen yalnızdır.

Atama bekleyen yalnızdır.

Sınıfta tükenen yalnızdır.

Geçim derdinde boğulan yalnızdır.

Şiddet karşısında korunmayan yalnızdır.

Mesleğinin değeri aşındırılan yalnızdır.

Çünkü güçlü öğretmenden korkuyorlar.

Düşünce öğreten öğretmenden korkuyorlar.

Ezber yerine muhakeme kuran öğretmenden korkuyorlar.

Sistemin istediği sessizliği değil, çocuğun içindeki sesi büyüten öğretmenden korkuyorlar.

Çünkü bilirler ki :

Öğretmen güçlenirse çocuk güçlenir.

Çocuk güçlenirse toplum güçlenir.

Toplum güçlenirse korkuyla yönetmek zorlaşır.

O yüzden öğretmeni alkışla avutuyorlar.

Hakla değil.

Kadroyla değil.

Güvenceyle değil.

İtibarla değil.

Oysa saygı, nutukla verilmez.

Saygı, yaşam koşuluyla verilir.

Ücretle verilir.

Güvenceyle verilir.

Laiklik bu memlekette bir süs değildir.

Laiklik, çocuğun zihninin güvencesidir.

Okulun ortak zemin olarak kalmasının şartıdır.

Her çocuğun eşit yurttaş olarak yetişebilmesinin şartıdır.

Aklın, kanıtın, bilimin esas alınmasının şartıdır.

Bilim; şüphe etme cesareti, kanıta bağlılık ve yanılınca düzeltebilme erdemidir.

Siz laikliği kemirirseniz çocukların ortak geleceğini kemirirsiniz.

Siz bilimi küçümserseniz hurafeye kamusal alan açarsınız.

Siz okulu ideolojik tahakküm alanına çevirirseniz, memleketin yarınını zehirlersiniz.

Gazi Mustafa Kemal Atatürk,

Hayatta en hakiki mürşit ilimdir”derken duvara asılacak süslü bir cümle bırakmadı.

Bir milletin pusulasını çizdi.

Şimdi o pusulayı kırıp çocuklara yön vermeye kalkıyorlar.

Pusulası kırılan gemi limana gitmez.

Kayalığa gider.

 

Bir çocuk sustuğunda, ortada sadece sessizlik olmaz.

Orada korku vardır.

Orada kırgınlık vardır.

Orada değersizlik duygusu vardır.

Bazen öfke vardır.

Bazen vazgeçiş.

Bugün çocuklarımızın bir bölümü yalnızca eğitim krizinin değil; ruhsal sıkışmanın, umutsuzluğun ve şiddetin kıyısında büyüyor.

Ve buna rağmen hâlâ mesele sadece sınav başarısıymış gibi davranılıyor.

Hayır.

Bir çocuk içine kapanıyorsa, bu sadece bireysel mesele değildir.

Bir genç geleceğini burada göremiyorsa, bu sadece ekonomik mesele değildir.

Bir öğrenci öfkeye sürükleniyorsa, bu sadece aile meselesi değildir.

Bunların hepsi, sahipsiz bırakılan okulun sonucudur.

Bunların hepsi, yetersiz rehberlik sisteminin sonucudur.

Bunların hepsi, çocuğun ruhunu görmeyen kamusal körlüğün sonucudur.

Okul sadece bilgi verilen yer değildir.

Okul, çocuğun dünyayla ilk adil karşılaşmasıdır.

Orada eşitlik görmezse, adalete inanmaz.

Orada güven görmezse, hayata güvenmez.

Orada söz hakkı bulmazsa, ya susar ya patlar.

Kimse bu tabloyu kader diye anlatmasın,memleket isterse bunu düzeltir.

Hem de açık ve somut adımlarla düzeltir.

Eğitime gerçek bütçe ayrılır.

Öğretmen atamaları ihtiyaç kadar yapılır.

Kadrolu, güvenceli istihdam sağlanır.

Okullarda temizlik ve güvenlik kalıcı personelle çözülür.

Rehber öğretmen ve psikolojik danışman kapasitesi artırılır.

Müfredat ideolojik müdahalelerden arındırılır.

Laik ve bilimsel eğitim yeniden tartışılmaz ilke haline getirilir.

Sınav merkezli boğucu sistem yerine; düşünmeyi, üretmeyi, araştırmayı, sanatı ve bilimi merkeze alan bir model kurulur.

Yani mesele imkânsızlık değildir, niyettir.

Betona, şatafata, propagandaya ve sadakate para bulunuyor.

Ama konu çocuk olunca hesap başlıyor.

Konu öğretmen olunca tasarruf nutku çekiliyor.

Konu okul olunca imkânlar sınırlı deniyor.

Bu artık beceriksizlik değil.

Bu, geleceği gözden çıkarmaktır.

Bu memleket çocuklarını kaybetmeye mecbur değil.

Öğretmenini ezmeye mecbur değil.

Okullarını çürütmeye mecbur değil.

Laik ve bilimsel eğitimi budamaya mecbur değil.

Karanlığı normal saymaya hiç mecbur değil.

Çünkü mesele yalnız eğitim değildir.

Mesele doğrudan memleketin yarınıdır.

Ve yarın, nutukla kurulmaz.

Yarın;

bütçeyle kurulur,

öğretmenle kurulur,

bilimle kurulur,

laiklikle kurulur,

çocukla kurulur,

vicdanla kurulur.

Bugün ihtiyaç olan şey süslü cümle değil, açık iradedir:

Eğitime bütçe.

Öğretmene kadro.

Okula temizlik ve güvenlik.

Çocuğa rehberlik.

Müfredata bilim.

Topluma laiklik.

Geleceğe vicdan.

Bunun dışındaki her söz boştur.

Ve unutulmasın:

Çocuk susarsa, memleket çürür.

Öğretmen yalnız kalırsa, karanlık büyür.

Bilim geri çekilirse, cehalet iktidar olur.

Bu ülkeye ne mi oldu?”

Çocukların sesini kıstınız.

Öğretmenin elini zayıflattınız.

Okulun ışığını söndürdünüz.

Bir memleket daha nasıl yıkılsın?..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X