Kardeşlik afişte, süreç vitrinde Çözüm süreci mi. Hesap süreci mi (1)

14 Nisan 2026 05:56
Dış destek varsa “devrim” denilen şey, destek çekilince bir sabah “güncelleme”ye dönüşüyor. Dün özerklik diye alkışlanan başlık, bugün merkezi entegrasyon diye paketleniyor. Dün kanton diye parlatılan yapı, bugün dosyadan sessizce çıkarılıyor.

**

Türkiye’de bazı kelimelerin kaderi kötüdür.

Mesela “çözüm”.

Bir söylenir, memleket umutlanır.

İki söylenir, herkes kendi manasını yükler.

Üçüncüde anlaşılıyor ki ortada çözüm mözüm yok, yalnızca birilerinin takvimi, birilerinin pazarlığı, birilerinin hesabı var.

Kürt meselesinde de yıllardır olan budur.

Adına bazen reform, bazen açılım, bazen süreç, bazen de kardeşlik dediler.

Sonra dönüp baktık ki, kardeşlik afişte, süreç vitrinde ve reform da mikrofonda kaldı.

Geriye yine eski usul devlet aklı, eski usul bölgesel hesap ve eski usul seçim matematiği kaldı.

Bu memlekette hiçbir büyük siyasi başlık, dışarıdan bağımsız okunamaz.

Hele Kürt meselesi hiç okunamaz.

Suriye yıkılırken, herkes haritaya cetvelle baktı.

İran sallanır mı diye herkes gözünü sınıra dikti.

İsrail ne yapar, Amerika kimi iter, kimi satar, kimi masaya çağırır, kimi yarı yolda bırakır; Ankara da, Kandil de, Rojava da, Tahran da buna göre pozisyon aldı.

Yani mesele bir halkın hakkı,  eşit yurttaşlığı değildi.

Mesele demokrasi hiç değildi.

Mesele, büyük oyunun kenar masasında kimin sandalye kapacağıydı.

Şimdi biraz dürüst olalım.

Suriye’de olan biten, sadece Suriye’de olmadı.

Türkiye’de de birçok ezberi dağıttı.

Yıllarca “orada yeni bir model kuruluyor” diye anlatılan yapıların ne kadarının kendi iradesiyle, ne kadarının küresel mühendislikle ayakta tutulduğu çok çıplak biçimde görüldü.

Dış destek varsa “devrim” denilen şey, destek çekilince bir sabah “güncelleme”ye dönüşüyor.

Dün özerklik diye alkışlanan başlık, bugün merkezi entegrasyon diye paketleniyor.

Dün kanton diye parlatılan yapı, bugün dosyadan sessizce çıkarılıyor.

Demek ki neymiş?

Washington’un gölgesinde yazılan anayasa, ilk güneşte solarmış.

Aynı hikâye İran başlığında da kuruldu.

Orada da bir beklenti üretildi.

Sanki rejim birkaç manevrayla çökecekmiş gibi.

Sanki bölge yeniden dizayn edilirken herkes payına düşeni alacakmış gibi.

Oysa Ortadoğu, masa başında çizilen oklarla değil, sahadaki güç dengeleriyle konuşur.

Ve bazen bir ülke, beklenenden uzun süre ayakta kaldığında, bütün ezberleri çöpe atar.

İran’ın kısa sürede dağılmayacağının anlaşılması, sadece Tahran için değil, Ankara’daki hesap kitap için de ciddi bir kırılma oldu.

Çünkü dış itki(güç) zayıflayınca, içerde kurulan hikâyenin de boyası dökülmeye başladı.

Peki o zaman şu soruları soralım:

Bu süreç gerçekten Kürtlerin hakkı için mi vardı?

Yoksa Kürtlerin bölgesel ihtimalini denetlemek için mi?

Türkiye’de ortada somut demokratik kazanım var mı?

Yok.

Ana dil meselesinde ciddi bir ilerleme var mı?

Yok.

Siyasi tutuklular konusunda esaslı bir değişim var mı?

Yok.

Kayyım düzeniyle hesaplaşma var mı?

Yok.

Demokratik vatandaşlık, eşit temsil, yerel demokrasi, hukuk güvencesi gibi başlıklarda elle tutulur bir dönüşüm var mı?

Yine yok.

Ama “süreç” var.

Nasıl güzel kelime,içi boşaltılmış ama ambalajı hâlâ parlak.

Çünkü bazen iktidarlar çözümü çözmek için değil, siyaseti çözmek için kullanır.

Muhalefeti bölmek için.

Toplumsal fay hatlarını kendi lehine yönetmek için.

Seçmeni blok halinde tutmak için.

Gerektiğinde umut verip, gerektiğinde korku üretip, gerektiğinde “bakın konuşuyoruz” diyerek zaman kazanmak için.

Yani burada “çözüm”, hakikatin adı değil.

Yönetim tekniğinin adı.

Bir siyasi aparat.

Bir seçim enstrümanı.

Bir denetim biçimi.

En acı tarafı ise bu u oyunda en çok kandırılanlar;

Çoğu zaman en çok umut bağlayanlar ,

Devletin taktik hamlesini tarihsel fırsat sananlar,

Bölgesel satrancı halkların lehine kurulmuş yeni bir masa zannedenler,

Ve her defasında, gerçeği görmek yerine cümlelere yatırım yapanlar oluyor.

Oysa bu coğrafyada cümle ucuzdur, manşet ucuzdur.

Zor olan, hukuk üretmek, samimiyet göstermek, risk alıp gerçek demokratik adım atmaktır.

İktidarın derdi buysa, buyursun hukuku işletsin.

Siyasi rehineleri serbest bıraksın.

Yerel iradeye saygı duysun.

Kürt meselesini güvenlik dosyası olmaktan çıkarsın.

Eşit yurttaşlığı lafla değil, yasayla kursun.

Yapabiliyor mu?

Hayır.

O halde geriye ne kalıyor?

Slogan.

Dekor.

Ve biraz da seçim hesabı.

Bugün geldiğimiz yerde “çözüm süreci bitti mi, bitmedi mi” sorusu bile biraz yanıltıcıdır.

Çünkü gerçek bir çözüm süreci hiç başlamamışsa, biten şey çözüm değil, konjonktür olur.

Dışarıdaki rüzgâr değişmiştir.

Dosyalar yeniden dizilmiştir.

Müttefikler yer değiştirmiştir.

Vaatler buharlaşmıştır.

Ama içerideki ihtiyaç sürüyordur.

Nedir o ihtiyaç?

Sandık.

İttifak.

Denge.

Kontrol.

Yani süreç, hak için değil; ihtiyaç için yaşatılır.

Tam da bu yüzden, dış şartlar bozulsa da içeride bir süre daha devam edebilir.

Çünkü adaletin değil, siyasetin oksijeniyle beslenmektedir.

Yıllardır Kürt meselesini demokratik cesaretle değil, jeopolitik fırsatçılıkla yönetenler; şimdi yine aynı meseleyi bir “istikrar aparatı” gibi kullanmak istiyor.

Daha da ironik olanı ise,bu oyunu en iyi görmesi gerekenler bile bazen oyunun parçası haline geliyor.

Sanki halk kazanıyormuş, tarih açılıyormuş ve devlet ilk kez samimiyet sınavına girmiş ve geçiyormuş gibi.

Oysa bu memlekette devlet samimiyetini basın toplantısıyla değil,cezaevinin kapısını açarak gösterir.

Mahkeme salonunda gösterir.

Kanunda gösterir.

Belediyede gösterir.

Okulda gösterir.

Vatandaşın diline, kimliğine, oyuna, iradesine davranışında gösterir.

Geri kalanı edebiyattır.

Son söz şu:

Kürt meselesi, bu ülkenin en ağır, en köklü, en yakıcı demokrasi meselesidir.

Bunu bölgesel rüzgârlara bağlayanlar da yanılır.

Sadece seçim hesabına indirenler de yanılır.

Sadece dış güç masalına sığınanlar da yanılır.

Ve sadece kelimelerle tarih yazdığını sananlar da yanılır.

Bugün alkışla yürütülen oyalama, yarın çok daha büyük bir kırılmanın adı olabilir.

O yüzden mesele şudur:

Çözüm, gerçekten çözüm olacaksa, onun adresi dış başkentler değil Ankara’dır.

Onun dili propaganda değil hukuktur.

Onun zemini taktik değil demokrasidir.

Bunun dışındaki her şey, adı ne kadar süslü olursa olsun, çözüm değil; ertelemedir.

Ve bazen bir ülkeyi en çok, çözümsüzlük değil, çözüm diye pazarlanan erteleme çürütür....

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X