AYNI ACININ İKİ FARKLI PERDESİ Delikanlılık filtreyle ölçülmez!..

22 Ocak 2026 07:00
78 dediğin; 70’lerin sonuna gelmiş, memleketin tansiyonu göğe vurmuşken büyümüş gençlik.Sokak, artık romantik bir “meydan” değil; pusunun, provokasyonun, linçin, çatışmanın dili.

***

Sosyal medyada bir metin dolaşıyor.

Yaşlılarla dalga geçenlere, “68–78 kuşağı” diye bir şey anlatıyor. “Siz beğeni sayarsınız, onlar gazete-kitap taşırdı” diye özetlenebilecek bir itiraz.

Metin yıllardır dönüp dolaşıp önümüze geliyor; farklı sayfalarda, farklı tarihlerde, çoğu zaman bir ünlünün adına iliştirilerek.

Şimdi…

Bir kere şu “68–78 kuşağı” ifadesinin kendisi bile memleketin halini anlatıyor.

Bizde tarih, bazen iki rakama sığdırılır.

68, 78

İki sayı.

İki ayrı dönem.

İki ayrı ruh hâli.

Ama aynı acının iki farklı perdesi.

68 dediğin; dünyada dalga dalga yayılan itirazın, bağımsızlık, eşitlik, adalet, emek ve özgürlük mücadelesinin Türkiye’deki adı.

Üniversite amfilerinde başlayan, sokakta büyüyen; bağımsızlık, adalet, emek diye yürüyen bir gençlik.

Altıncı Filo’ya karşı yapılan protestolar; “yabancı gemi” meselesinden çok, “yabancı irade” meselesiydi.

Sonra devletin “düzeni sağlama” cümleleri gelir.

12 Mart 1971 cunta muhtırası/darbesi gelir.

Ve, 6 Mayıs 1972 sabahı… Üç gencin, üç fidanın Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idamı, bir kuşağın hafızasına çakılır.

 

78 dediğin; 70’lerin sonuna gelmiş, memleketin tansiyonu göğe vurmuşken büyümüş gençlik.

Sokak, artık romantik bir “meydan” değil; pusunun, provokasyonun, linçin, çatışmanın dili.

Ve 12 Eylül 1980 askeri faşist darbesi...Bir gecede “siyaset”ten “suç” üretilen, bir ülkede “gençlik” kelimesinin bile fişlendiği zaman.

Hapishaneler, işkenceler, sürgünler; bir kuşağın omurgasına kazınır.

Ama, burada bir duralım.

Çünkü mesele, “biz delikanlıydık” masalı anlatmak değil.

O kuşakların içinde de her şey vardı:

cesaret de vardı,

saflık da…

dayanışma da vardı, hizipçilik de…

romantizm de vardı, fanatizm de…

Kimi gerçekten haksızlığa karşı yürüdü; kimi de haksızlığın aparatına dönüştürüldü.

Bugün hâlâ 78 kuşağını tartışırken “hafıza topluluğu” diye konuşuyor olmamız boşuna değil.

Peki o metnin kalbi nerede atıyor?

Şurada: Yaşla alay etmek.

Sırf saçına ak düştü diye bir insana “eskimiş” muamelesi yapmak.

Sırf genç diye bir insana “boş” muamelesi yapmak.

Bu, kuşak tartışması değil. Hafıza tartışması.

Bugün “beğeni ekonomisi” var.

Görünürlük, itibarın yerine geçiyor.

Algoritma, merakın yerine geçiyor.

Gençlerin suçu mu?

Hayır, tek başına değil. Bu düzenin dili böyle.

 

Ama şu da doğru: Eğer bir insanın bütün dünyası “kaç kişi izledi” sorusuna sıkıştıysa, bir süre sonra “kimdi onlar” sorusu da sorulmaz oluyor.

İşte tam burada, o metnin haklı olduğu yer başlıyor:

Geçmişi bilmeyen, geçmişle alay eder.

Geçmişi bilmeyen, aynı hatayı “trend” sanır.

Geçmişi bilmeyen, bedelin kimler tarafından ne ile ödendiğini anlamaz.

Fakat metnin haksız olduğu yer de var:

Gençleri toptan “cahil” diye damgalamak, yaşlıyı otomatik “bilge” ilan etmek…

Bu da tembellik.

Bu da bir tür filtre.

Kuşaklar, birbirine üstün gelmek için değil; birbirini tamamlamak için var.

O yüzden ben “kimin delikanlı” olduğuna, doğum yılına bakarak karar vermiyorum.

Delikanlılık; koltuk altındaki gazetede değil yalnız. O gazetenin içindekini tartışabilmekte.

Delikanlılık; meydanda bağırmakta değil yalnız. Yanlış yaptığında geri adım atabilmekte.

Delikanlılık; fotoğrafta çıkmakta değil. Fotoğraf bitince de aynı insan kalabilmekte.

Bugün bir yaşlıyı gördüğünde gülme.

Yarın aynaya baktığında aynı kabalığı kendine yaparsın.

Bugün bir genci gördüğünde küçümseme.

Yarın memleketin yükünü onun omzuna yüklersin.

Aradaki köprü basit:

Okumak.

Merak etmek.

Sormak.

Hatırlamak.

68’i, 78’i… rakam diye değil, insan diye anlamak.

Çünkü bazı yıllar takvimde kalmaz.

Bazı yıllar, bir ülkenin vicdanına yazılır!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X