KİMİN EMRİYDİ. KİM GÖZ YUMDU? Deniz saklar ama yok etmez: Onbeş’liler
***
Karadeniz…
Hırçın deniz derler.
Dalgası serttir, rüzgârı inatçıdır, hafızası derindir.
Bizim hafızamız ise sığ.
Kıyıya vuranı bile unuturuz.
10 Eylül 1920'de Türkiye Komünist Fırkası kuruluyor.
Daha Cumhuriyet yok.
Daha “resmî tarih” yok.
Daha “sakın konuşma” refleksi yok.
Ama korku var.
Mustafa Suphi ve yoldaşları, Anadolu’daki ulusal kurtuluş mücadelesine katılmak için yola çıkıyorlar.
İddiaları net: Memleket kurtulsun.
Yoksul kurtulsun.
Emeğiyle yaşayan kurtulsun.
“Onbeşler” deniyor.
Çünkü on beş kişi, on beş hayat…
Karadeniz on beş kere açıyor göğsünü.
On beş kere örtüyor.
Ne demek bu?
Şu demek:
Bu memlekette bazen sadece insanları öldürmezler…
Hatıralarını da, isimlerini de sorularını da boğarlar.
Çünkü soru tehlikelidir.
Kimin emriydi?
Kim göz yumdu?
Kim “oh” dedi?
Kim “sus” dedi?
Kim “böyle olması gerekiyordu” dedi?
Cevapların çoğu yok.
Ama yokluk da bir cevaptır.
En azından şunu söyler: “Konuşma.”
Bizde konuşmamak bir gelenektir.
Konuşan “vatan haini” olur.
Konuşan “provokatör” olur.
Konuşan “dış güçlerin maşası” olur.
Konuşan “komünist” olur.
Konuşan “terörist” olur.
Etiket bolluğu memleketin en bereketli mahsulüdür.
Mustafa Suphi ve yoldaşlarına da etiket yapıştırdılar.
Sonra etiketi denize attılar.
Arkadan da “konu kapanmıştır” dediler.
Oysa konunun kapanması için adalet gerekir.
Konunun kapanması için hakikat gerekir.
Konunun kapanması için devletin gözüyle değil, vicdanın gözüyle bakmak gerekir.
Biz ne yaptık?
Hatırlamamakta anlaştık.
Zaten bizde anmalar da garip…
Birilerini anarsın, “bugüne bak” derler.
Bugüne bakarsın, “siyaset yapma” derler.
Hiç mi konuşmayalım?
Bakın,10 Eylül 1920 partinin kuruluşu.
Kurtuluş Savaş'ına destek için Ardından Anadolu’ya yolculuk.
Ve Karadeniz’de bir son.
Bu kadar basit bir kronoloji bile, bir ülkenin ruhunu anlatmaya yeter.
Çünkü mesele sadece “komünist” meselesi değil.
Mesele sadece “sol” meselesi değil.
Mesele sadece “tarih” meselesi değil.
Mesele şu:
Bu memlekette farklı düşünene, “gel konuşalım” demek yerine,“git kaybol” demeyi seçen bir damar var.
Ve o damar, dönem değiştiriyor, isim değiştiriyor, slogan değiştiriyor, ama huy değiştirmiyor.
Bugün “linç” dediğimiz şeyin, dün adı “hizaya getirmek”ti.
Bugün “algı” dediğimiz şeyin, dün adı “kara propaganda”ydı.
Bugün “trol” dediğimiz şeyin, dün adı “tetikçi kalem”di.
Araçlar değişiyor.
Refleks değişmiyor.
Ve o refleksin en sevdiği yer Karadeniz gibi…
Derin ve karanlık.
“Nasıl olsa görülmez.”
Görülür.
Tarih görür.
Vicdan görür.
Bir de en fenası: torunların gözleri görür.
Çünkü torunlar sorar:
“Dedeme, ne oldu orada?”
“Bu on beş kişi niye öldü?”
“Bir ülke kendi evlatlarını niye denize gömer?”
O zaman ne diyeceksiniz?
“Bilmiyorum” mu?
Bilmiyorsan araştırırsın.
Araştırmıyorsan…
İşte o zaman mesele “bilmemek” değil, “bilmek istememek” olur.
Bir de şu cümle var:
“Suphiler mücadelemizde yaşamaya devam ediyor.”
Bu cümle bir slogan değil aslında.
Bir hafıza cümlesi.
Şunu söylüyor:
Siz insanı öldürdünüz…
Ama fikri öldüremediniz.
Siz bedeni denize attınız…
Ama soruyu denize atamadınız.
Çünkü, soru gecikir ama kıyıya vurur.
Bugün memleketin her meselesinde aynı şey var:
Hafızasızlık.
Kısa devreli vicdan.
Kendine gelince “hak”, başkasına gelince “sus”.
İşte “Onbeşler”i konuşmak bu yüzden önemli.
Kimlik için değil.
Parti için değil.
Slogan için değil.
Bir ülke, geçmişteki karanlık sayfalarıyla yüzleşmezse…
O sayfalar gelecekte tekrar yazılır.
Aynı mürekkeple.
Sadece başlık değişir.
Karadeniz…
On beş kere açtı göğsünü.
On beş kere örttü.
Ve biz…
Yüz yıldır aynı kıyıda dolaşıyoruz.
Kıyıda dolaşırken denize
bakıp şunu unutmamak lazım:
Deniz bir şeyi saklar…
Ama tamamen yok etmez.
Bir gün, bir dalga…
Bir isim getirir.
Bir fotoğraf getirir.
Bir hikâye getirir.
O gün geldiğinde “demek böyle olmuş” demeyelim diye…
Bugün hatırlıyoruz.
Bugün soruyoruz.
Bugün, Karadeniz’in üstünü örttüğünü…
Vicdanımızın üstünü örtmesine izin vermiyoruz!..
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Bataklık haritada değil, akılda 02 Mart 2026 Pazartesi
- Ölenin adı değişiyor. Kazanan aynı 01 Mart 2026 Pazar
- Şiiri yaşayıp, acıyı bal eyleyen adam 28 Şubat 2026 Cumartesi
- Acısını yaşayan bizler ve coğrafyamız!... 27 Şubat 2026 Cuma
- Polyak Maden işçileri direniyor... 26 Şubat 2026 Perşembe
- Çaylarrr 25 Şubat 2026 Çarşamba
- Laikliğin yerine konan izin 24 Şubat 2026 Salı
- Dostluk 23 Şubat 2026 Pazartesi
- Savunma saat kaçta başlar?.. 19 Şubat 2026 Perşembe
- 8 Yıl 9 Ay… Bir Diploma Daha 18 Şubat 2026 Çarşamba