GERÇEK SADAKAT İLKELERE BAĞLILIKTIR Dostun gülü, yargının taşı

05 Haziran 2026 04:31
CHP seçmeni, bu ülkenin en uzun sabır sınavlarından birini vermiştir. Seçim yenilgilerini, baskıları, medya ambargolarını, yargı kuşatmalarını, belediyelere yönelik operasyonları, siyaset yasaklarını, tutuklamaları, iftiraları ve karalama kampanyalarını görmüştür.

**

Pir Sultan Abdal, darağacına yürürken taşlar yağar üstüne.

Taş, düşmandan gelince acıtır, kanatır, ezer; ama şaşırtmaz.

Çünkü düşmanın taşı, düşmanın elindedir.

O taşın nereden geldiği bellidir. Hangi öfkeyle atıldığı, hangi kinle savrulduğu bellidir.

Ama dostun attığı gül?

İşte o başka.

Şu ellerin taşı hiç bana değmez / İlle  de dostun bir tek gülü yaralar beni.”

Bugün Cumhuriyet Halk Partisi’nin içine düşürüldüğü tabloyu bundan daha iyi anlatan bir söz bulmak zor.

Çünkü ortada yalnızca bir yargı kararı yoktur; ortada emperyalizmin ve işbirlikçi siyasal aklın, hukuk eliyle yeniden biçimlendirilmesi vardır.

Yalnızca bir kurultay tartışması yoktur; ortada halkın, delegenin, örgütün ve seçmenin iradesini mahkeme eliyle silme girişimi vardır.

Ortada yalnızca bir eski genel başkan-yeni genel başkan gerilimi yoktur; ortada muhalefetin en büyük kurumsal gücünü kendi içine hapsetme operasyonu vardır.

Soru şudur:

Bir siyasi partinin kurultayı, sandıkta oluşan iradeyle mi belirlenir, yoksa iktidarın gölgesinde büyüyen yargı kararlarıyla mı?

Soru şudur:

Delegelerin seçtiği genel başkanın yerine mahkeme eliyle eski genel başkanın iadesi, hukuk mudur; yoksa siyasetin cübbe giydirilmiş hâli midir?

Soru şudur:

Yargı, parti içi demokrasiyi korumak için mi devrededir; yoksa muhalefetin damarlarına şüphe, kırgınlık ve kaos enjekte etmek için mi?

Bu soruların cevabı hukuk fakültelerinin kitaplarında değil, memleketin siyasal hafızasında yazılıdır.

Türkiye’de yargı, ne zaman siyasetin üzerine gölge gibi düşse, hukuk küçülür; siyaset kirlenir; halkın iradesi yaralanır.

Cübbenin düğmesi yoktur denir. Çünkü yargıç, kimsenin önünde iliklenmesin diye cübbe giyer. Ama cübbenin düğmesi yok diye, onun arkasına siyasi düğmeler dikilirse, adalet terazisi değil, iktidar terazisi çalışır.

CHP’ye yönelen bu müdahale, basit bir “kurultay hukuku” meselesi değil, muhalefetin ana gövdesinin içeriden çatlatılması meselesidir.

İktidarın yıllardır başaramadığı şeyi, bugün yargı kararlarının ve parti içi kırgınlıkların toplamı başarmaya aday görünmektedir: CHP’yi iki başlı, seçmeni umutsuz, örgütü kararsız, muhalefeti dağınık hâle getirmek.

Tam da bu nedenle, Kemal Kılıçdaroğlu’nun tutumu tarihsel bir önem taşımaktadır.

Kılıçdaroğlu, 13 yıl bu partinin genel başkanlığını yaptı. “Hak mücadelesi” dedi. Hak, hukuk ve adalet için kilometrelerce ve binlerce insan adalet için umutla yürüdü. Haksızlığa karşı söz kurdu. Devletin, yargının ve iktidarın baskı mekanizmalarına karşı demokrasi cephesinin içinde yer aldı.

Bu geçmiş, onu sıradan bir aktör olmaktan çıkarır; ama aynı geçmiş, ona sıradan bir suskunluk ya da kişisel hesap hakkı da tanımaz.

Bugün ondan beklenen, mahkeme kararının açtığı kapıdan içeri girmek değil; o kapının hukuk dışı ve siyaset mühendisliği kokan niteliğini teşhir etmektir.

Bugün ondan beklenen, “ben döndüm” demek değil; “partiyi yargı eliyle dizayn ettirmem” demektir.

Bugün ondan beklenen, genel merkez koridorlarında eski günlerin gölgesini aramak değil; derhâl olağanüstü kurultay çağrısı yaparak delegenin, örgütün ve seçmenin önünü açmaktır.

Zira bilinmelidir ki siyasal meşruiyet mahkeme salonunda değil, halkın ve partililerin iradesinde doğar.

Bir genel başkanın koltuğu mahkeme kararıyla geri verilebilir belki; ama liderlik, mahkeme kararıyla iade edilemez.

Liderlik, en zor anda kendi nefsini değil, kurumunu koruma erdemidir.

İşte meselenin trajik yanı da buradadır.

İktidarın taşı bellidir.

Yargı operasyonlarının taşı bellidir.

Saray siyasetinin taşı bellidir.

Ama dostun gülü?

Partiye yıllarını vermiş, o kürsüde adaletten söz etmiş, halkın önünde hak mücadelesi yürütmüş bir ismin, bugün yargı eliyle açılan kaos kapısından içeri girmesi, işte o gülün yarasıdır.

Taş dışarıdan gelir; gül içeriden.

Taş düşmanın elindedir; gül dostun avucunda.

Taş bedeni kanatır; gül inancı.

CHP seçmeni, bu ülkenin en uzun sabır sınavlarından birini vermiştir. Seçim yenilgilerini, baskıları, medya ambargolarını, yargı kuşatmalarını, belediyelere yönelik operasyonları, siyaset yasaklarını, tutuklamaları, iftiraları ve karalama kampanyalarını görmüştür.

Ama seçmeni en çok yoran şey, dışarıdan gelen saldırı değil; içeride bitmeyen hesaplaşma duygusudur.

Bir parti, kendi kurultayının meşruiyetini savunamazsa, ülkenin sandık güvenliğini nasıl savunacaktır?

Bir parti, kendi delegesinin iradesine sahip çıkamazsa, milletin iradesine nasıl sahip çıkacaktır?

Bir parti, yargı eliyle yapılan müdahaleye karşı tek ses olamazsa, hukuk devletini nasıl kuracaktır?

Bu sorular acıdır. Ama sorulmalıdır.

Çünkü gerçek dostluk, yarayı saklamak değil, yaranın neden açıldığını söylemektir.

Gerçek sadakat, kişilere değil ilkelere bağlılıktır.

Gerçek partililik, koltuğun kime ait olduğunu değil, iradenin kime ait olduğunu savunmaktır.

CHP’nin bugün ihtiyacı olan şey eski defterlerin intikamı değildir.

Yeni bir kurultay korkusu hiç değildir.

CHP’nin ihtiyacı, açık, meşru, hızlı ve tartışmasız bir demokratik yenilenmedir.

Kurultay sandığı kurulmalı; delege konuşmalı; örgüt karar vermeli; seçmen de artık önüne bakmalıdır.

Çünkü Türkiye’nin meselesi, bir kişinin genel başkan olup olmaması değildir.

Türkiye’nin meselesi, iktidarın karşısındaki en büyük muhalefet gücünün ayakta kalıp kalmamasıdır.

Bugün CHP’yi bölmek isteyen akıl, çok basit bir hesap yapmaktadır:

CHP mahkemeyle uğraşsın.

CHP kendi içinde kavga etsin.

CHP seçmeni umutsuzluğa düşsün.

CHP örgütü iki ayrı merkeze baksın.

CHP belediyeleri savunmaya çekilsin.

CHP meydanı boşaltsın.

Ve iktidar, yorgun bir muhalefetin dağınıklığı üzerinden kendi ömrünü uzatsın.

Bu hesap görülmeyecek kadar ince değildir.

Tersine, kaba saba bir iktidar mühendisliğidir.

Ama bu mühendisliğin başarısı, yalnızca iktidarın gücünden değil, muhalefetin basiretsizliğinden beslenir.

Dışarıdan gelen taş, içeriden gelen güle muhtaçtır. Çünkü taş tek başına duvarı yıkamaz; ama içeriden açılan çatlak, duvarı savunmasız bırakır.

Bu nedenle Kemal Kılıçdaroğlu’nun önünde iki yol vardır.

Ya mahkeme kararının gölgesinde, partinin tarihine ağır bir not olarak geçecektir.

Ya da demokratik meşruiyetin gereğini yapıp, kurultay iradesini yeniden ve derhal partinin önüne koyarak bu kaos planını boşa çıkaracaktır.

Birincisi kişisel dönüş gibi görünür; ama kurumsal çöküş doğurur.

İkincisi kişisel feragat gibi görünür; ama tarihsel saygınlık bırakır.

Siyasette bazen en büyük liderlik, koltuğa oturmak değil, koltuğun üstüne düşen gölgeyi kaldırmaktır.

Bugün mesele budur.

CHP’nin genel başkanı kim olacak sorusu, elbette önemlidir. Ama daha büyük soru şudur: CHP’nin genel başkanını kim belirleyecek?

Yargı mı?

İktidar mı?

Eski hesaplar mı?

Yoksa delege, örgüt ve halk iradesi mi?

Demokrasi dediğimiz şey, tam da bu sorunun cevabıdır.

Pir Sultan’ın deyişindeki gibi, zulmün taşı kadar dostun gülü de tarihe yazılır.

Taşı atan zaten bellidir. Ama gülü atan, kendi eline bakmalıdır.

Çünkü bazen bir gül, bir partinin kalbine saplanan en keskin hançer olur.

Bugün CHP’nin ihtiyacı olan şey gül değil, iradedir.

Yara değil, kurultaydır.

Kişisel hesap değil, demokratik meşruiyettir.

Ve en önemlisi:

Dostun gülüyle yaralanan bu parti, ancak halkın iradesiyle iyileşebilir...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X