DÖNEN KİM Dünün mağdurları günümüzün zalimleri mi?

08 Mayıs 2026 03:46
Memleketin en eski hastalığıdır bu. Gücü ele geçirince kendini haklı sanmak. Makamı alınca ahlakı da aldığını zannetmek. Sandıktan çıkınca vicdanın da kendisine zimmetlendiğini düşünmek. Oysa sandık iktidar verir, masumiyet vermez.

**

Eskiden bir parti, bir lider, bir mağduriyet hikâyesi vardı.

Bir de o hikâyeye inanan milyonlarca insan vardı.

Çünkü anlatılan şey güzeldi.

Haksızlığa karşı durulacak, mazlumun sesi olunacak, devlet kibirlenmeyecek, güç adaletin emrine verilecekti.

Herkes insanca yaşayacak, başörtülü kız üniversite kapısında ağlamayacak, gariban karakolda ezilmeyecekti.

Gazeteci düşüncesinden dolayı içeri atılmayacak, mahkeme, telefonla çalışmayacaktı.

Kul hakkı yenmeyecek, yetimin malına el uzatılmayacaktı.

Bunlar güzel söylendi.

Kalbe dokundu, vicdana değdi, millet de inandı.

 Millet saf değildi, âmâ yaralıydı.

Yaralı insan, merhemin sözünü bile sever.

Sonra ne oldu?

Merhem diye sürülen şey, zamanla tuza dönüştü.

Haksızlığa uğradığını söyleyenler, haksızlık makamına oturdu.

Dün “adalet” diyen ağızlar, bugün “bizden mi, değil mi” diye sormaya başladı.

Dün “özgürlük” diyen eller, bugün parmak salladı.

Dün “mağduruz” diyenler, bugün mağdur üretim merkezine dönüştü.

Dün vesayetten şikâyet edenler, bugün vesayetin yeni tabelasını astı.

Tabelada sadece isim değişti, ruh aynı kaldı.

Memleketin en eski hastalığıdır bu.

Gücü ele geçirince kendini haklı sanmak.

Makamı alınca ahlakı da aldığını zannetmek.

Sandıktan çıkınca vicdanın da kendisine zimmetlendiğini düşünmek.

Oysa sandık iktidar verir, masumiyet vermez.

Oy çoğunluğu verir, ahlak çoğunluğu vermez.

Devleti yönetme yetkisi verir, insanı ezme ruhsatı vermez.

Ama biz bunu anlatamadık.

Çünkü bu ülkede ilke pahalı, adamcılık bedavadır.

İlke omurga ister, adamcılık slogan ister.

İlke yalnız bırakır, adamcılık kalabalık verir.

İlke bedel ödetir, adamcılık ihale verir.

İlke sabır ister, adamcılık koltuk verir.

Bu yüzden memlekette duruşu olan adam gibi adam az yetişti.

 Bir dönem herkesin cebinde bir lider fotoğrafı vardı. Ama çoğunun cebinde ilke yoktu.

İlke olmayınca da lider nereye dönerse, kalabalık oraya döndü.

Lider dün “yanlış” dediğine bugün “doğru” dedi.

Kalabalık alkışladı.

Lider dün “zulüm” dediğine bugün “güvenlik” dedi.

Kalabalık alkışladı.

Lider dün “hak” dediğine bugün “tehdit” dedi.

Kalabalık yine alkışladı.

Çünkü, alkış ucuz, vicdan pahalıdır.

Ve pahalı olan şey bu ülkede çabuk terk edilir.

Ben hâlâ aynı yerde yani mazlumun yanında, zulmün karşısındayım.

Dün başörtülü kızın hakkını savunuyordum, bugün haksız yere işinden edilenin hakkını savunuyorum.

Dün inancından dolayı ezilene itiraz ediyordum.

Bugün düşüncesinden dolayı ezilene itiraz ediyorum.

Dün devletin kaba gücüne karşı çıkıyordum, bugün de çıkıyorum.

Dün mahkeme bağımsız olsun diyordum, bugün de diyorum.

Dün kul hakkı haramdır diyordum, bugün de diyorum.

Peki değişen kim?

Ben mi?

Yoksa dün benimle aynı cümleyi kurup bugün o cümlenin karşısına geçenler mi?

Asıl mesele de bu.

Bu ülkede insanlar fikir değiştirmeyi değil, çıkar değiştirmeyi siyaset sanıyor.

İlke değiştirmeyi olgunluk diye pazarlıyor.

Dün lanetlediği şeye bugün gerekçe bulunca adına “devlet aklı” diyor.

 Dün karşı çıktığı uygulamayı bugün kendi mahallesine yarıyorsa savununca adına “strateji” diyor.

Dün zulüm dediğine bugün sessiz kalınca adına “dava şuuru” diyor.

Hayır efendim.

Onun adı dava şuuru değil.

Onun adı mahalle konforudur.

Onun adı iktidar sarhoşluğudur.

Onun adı vicdan erozyonudur.

En acısı da şudur:

Bunu bazen en çok dindarlık iddiasında olanlar yapıyor.

Diline dua alıp kalbine kin koyuyor.

Alnını secdeye koyup hakkı çiğniyor.

Kul hakkından bahsedip iftira yayıyor.

Adalet ayeti paylaşıp haksızlığı savunuyor.

Sonra da kendini “yerli ve milli” sanıyor.

Oysa insan, önce vicdanında yerli olmalı.

Önce ahlakında milli olmalı.

Önce kendi iç mahkemesinde beraat etmeli.

Allah adalet emrederken, kulun parti disiplini icat etmesi ne hazin şeydir.

Peygamber ahlakı varken, troll ahlakına razı olmak ne büyük çöküştür.

Memleketin bugün en çok ihtiyacı olan şey yeni bir slogan, yeni bir afiş, yeni bir seçim şarkısı ve yeni bir öfke de değildir.

Memleketin ihtiyacı olan şey, eski ve unutulmuş bir şeydir:

İlke.

Basit ilke.

Herkese lazım olan ilke.

Bize yapılınca zulüm dediğimiz şeye, başkasına yapılınca da zulüm diyebilmek.

 Bizim mahalleden biri çalınca da hırsız diyebilmek.

Bizim liderimiz yanlış yapınca da yanlış diyebilmek.

Bizim partimiz güç zehirlenmesi yaşayınca da itiraz edebilmek.

Bizim sevdiğimiz insan haksızsa, haklının yanında durabilmek.

İşte bütün mesele budur.

Çünkü memleket, liderlerin değil, ilkelerin omzunda yükselir.

Lider değişir, parti değişir, ittifak değişir, slogan değişir, gazete manşeti değişir, televizyon yorumcusu değişir.

Dünün kahramanı bugünün suskunu olur.

Dünün mağduru bugünün muktediri olur.

Dünün özgürlükçüsü bugünün yasakçısı olur.

Dünün itirazcısı bugünün memuru olur.

Ama ilke değişmez.

Adalet değişmez.

Vicdan değişmez.

Kul hakkı değişmez.

Zulüm değişmez.

Mazlumun kimliği değişse de mazlumluk değişmez.

Zalimin rozeti değişse de zulüm değişmez.

Bu yüzden mesele CHP’li olmak, AK Partili olmak, MHP’li olmak, sağcı olmak, solcu olmak değildir.

Mesele insan kalabilmektir.

Mesele güç karşısında eğilmemektir.

Mesele kendi mahalleni putlaştırmamaktır.

Mesele alkışın sesine kapılıp vicdanın fısıltısını boğmamaktır.

 Soruyorum:

Dün “adalet” diyen bugün adaletsizliği savunuyorsa, dönen kim?

Dün “özgürlük” diyen bugün yasaklara gerekçe üretiyorsa, dönen kim?

Dün “kul hakkı” diyen bugün susuyorsa, dönen kim?

Dün “mazlum” diye ağlayan bugün mazlumu görmüyorsa, dönen kim?

Dün “devlet zulmetmez” diyen bugün devletin sopasına şiir yazıyorsa, dönen kim?

Dönenler, hakikati liderin iki dudağına bağlayanlardır.

Dönenler, dün itiraz ettikleri düzenin bugün bekçiliğine soyunanlardır.

Dönenler, güç el değiştirince ahlakın da el değiştirdiğini sananlardır.

Herkes karşı mahallenin günahını ezbere bilir.

Kendi mahallesinin günahına ise gözlük arar.

O yüzden bize yeni bir siyaset lazım, ama tabelası yeni olan değil.

Ahlakı yeni olan.

Dili değil, kalbi değişmiş olan.

Rakibini yok etmeyi değil, hakkını teslim etmeyi bilen.

Devleti ganimet değil, emanet sayan.

İnsanı oy pusulası değil, Allah’ın kulu gören.

Gücü intikam için değil, adalet için kullanan.

Kendi yanlışına da yanlış diyebilen.

Çünkü memleketi kurtaracak şey, daha yüksek sesle bağırmak değil.

Daha dik durmaktır.

Daha çok taraf olmak değil.

Doğru tarafta kalmaktır.

Daha büyük liderler değil.

Daha sağlam ilkeler gerekir.

 Bugün bizim dileğimiz; kalabalığın alkışına değil, vicdanın terazisine mahkûm etsin.

Yanlışın sofrasında ağırlanacağımıza, doğrunun kapısında bekletsin.

Zulmün tarafında rahat ettireceğine, mazlumun yanında yorsun.

Ve bizi hiçbir zaman, hiçbir liderin, hiçbir partinin, hiçbir mahallenin, hiçbir menfaatin hatırına adaletten ayırmasın.

Çünkü insanın asıl kimliği, kime oy verdiğiyle değil;

Güç karşısında kimi savunduğuyla belli olur!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X