SORUN SADECE İKTİDAR DEĞİL Düzen değişmeden iktidar değişimi sorunu çözmez

01 Nisan 2026 07:51
Siyaset, toplumsal ihtiyaçlardan çok iktidarın devamlılığına göre biçimlendirildi. Bunlar tartışmasız gerçekler. Peki bu tabloya rağmen iktidar neden çözülmüyor?

**

Türkiye’de siyasi tartışma çoğu zaman yanlış başlıktan açılıyor.

Kim aday olacak?

Kim kazanacak?

Kim daha sert muhalefet yapacak?

Kim kimin önünü kesecek?

Sorular bunlar.

 

Ama asıl soru başka:

Bir iktidar, bu kadar ağır ekonomik bozulmaya, bu kadar ciddi toplumsal çözülmeye rağmen nasıl ayakta kalır?

 

Bu soruya yalnızca seçim hesabıyla yanıt bulunamaz.

Çünkü iktidar, yalnızca sandık sonucu değildir.

Aynı zamanda sınıfsal bir dengedir.

Devlet içi bir yerleşimdir.

Ekonomik bir tercihtir.

Uluslararası bir işlevdir.

Medya ve sermaye desteğiyle tahkim edilmiş bir yönetim biçimidir.

Bu çerçeve görülmeden, bugünkü tablo anlaşılamaz.

Önce olgulara bakalım.

Türkiye’de yoksulluk büyüdü.

Gelir dağılımı daha da bozuldu.

Emek gelirleri zayıfladı.

Gençler gelecek duygusunu kaybetti.

Hukuk güven vermez hale geldi.

Kamusal alan aşındı.

Siyaset, toplumsal ihtiyaçlardan çok iktidarın devamlılığına göre biçimlendirildi.

Bunlar tartışmasız gerçekler.

Peki bu tabloya rağmen iktidar neden çözülmüyor?

Çünkü bu tablo herkes için aynı anlama gelmiyor.

Halk açısından başarısızlık olan şey, egemen sınıflar açısından yararlı olabilir.

Toplum açısından yıkım olan bir süreç, sermaye sınıfı açısından yeniden yapılanma fırsatı olabilir.

 

Tam burada durmak gerekir.

Eğer bir ülkede halk yoksullaşırken büyük sermaye büyüyorsa,

Eğer ücretliler kaybederken servet belli ellerde toplanıyorsa,

Eğer kamusal kaynaklar toplum yararına değil, belirli çevrelerin lehine seferber ediliyorsa, orada şu soru sorulmalıdır:

İktidar gerçekten başarısız mı, yoksa kimin için başarılı olduğuna mı bakmak gerekiyor?

AKP’nin uzun iktidarını açıklarken temel hata burada yapılıyor.

Bir kesim bunu yalnızca propaganda ile açıklıyor.

Bir kesim yalnızca devlet baskısıyla açıklıyor.

Bir kesim dış destekle açıklıyor.

Bir kesim de muhalefetin beceriksizliğiyle.

Bunların her birinde pay var.

Ama tek başına hiçbiri yeterli değil.

Asıl mesele, AKP’nin Türkiye’de kurulu ekonomik ve siyasal düzen açısından önemli işlevler görmüş olmasıdır.

Nasıl mı?

Ucuz emek düzeni sürdürüldü.

Örgütsüzlük derinleşti.

Laiklik aşındırıldı.

Kamuculuk zayıflatıldı.

Devlet kadroları dönüştürüldü.

Toplum kutuplaştırılarak yönetildi.

Dış politika ise içerideki tahkimatın bir aracı gibi kullanıldı.

 

İşte bunlar birer kaza değil, bir yönetim tekniğidir.

O nedenle AKP’yi yalnızca bir parti olarak görmek eksiktir.

Bu yapı, aynı zamanda bir sermaye yönetim modelidir.

Muhalefetin temel açmazı da burada ortaya çıkıyor.

Muhalefet iktidara itiraz ediyor, ama çoğu zaman düzenin kendisine dokunmuyor.

Yoksulluktan söz ediyor, ama yoksulluğu üreten sömürüye dayalı kapitalist ekonomi modelini yeterince hedef almıyor.

Adaletsizlikten söz ediyor, ama servet birikiminin siyasal yapıyla ilişkisini gerektiği kadar açmıyor.

Demokrasi diyor, ama demokrasinin sınıfsal temelini konuşmuyor.

Böyle olunca toplumun önüne gerçek bir yön değişikliği çıkmıyor.

Daha yumuşak bir dil çıkıyor.

Daha makul bir üslup çıkıyor.

Daha düzgün bir kadro vaadi çıkıyor.

Ama toplum şunu soruyor:

Bütün bunlar benim hayatımı gerçekten değiştirecek mi?

Bu soru yanıtsız kaldığında, iktidarın yıpranması kendiliğinden sonuç üretmiyor.

Çünkü insanlar yalnızca öfkeyle davranmaz.

Aynı zamanda korkuyla davranır.

Belirsizlikten kaçınır.

Tanıdığı düzenin kötülüğünü, tanımadığı ihtimalin riskine tercih edebilir.

 

Bu nedenle, “iktidar neden gitmiyor” sorusu yalnızca siyasal değil, toplumsal ve sınıfsal bir sorudur.

Bir başka yanlış da siyaset alanını kişilere indirgemektir.

Bir kişi gelecek ve düzeltecek.

Bir aday çıkacak ve denge değişecek.

Bir isim parlayacak ve sorun çözülecek.

Bu anlayış siyaset üretmez.

Beklenti üretir.

Toplumu özne haline getirmez.

Seyirci haline getirir.

Oysa kalıcı değişim, kişilere bağlanarak değil, toplumsal bir hat kurularak mümkündür.

Burada temel sorun açıktır:

AKP, mevcut sistem açısından işlevsel olduğu sürece, yalnızca seçim hesabıyla geriletilemez.

Çünkü sistemi sorgulamadan, kapitalist sistemin en uygun aktörünü aşmak kolay değildir.

Belki söylem değişir.

Belki yüzler değişir.

Belki ittifaklar değişir.

Ama düzen aynı kalırsa, sonuç da büyük ölçüde aynı kalır.

Türkiye’nin bugün ihtiyacı, yalnızca hükümet değişikliği değildir.

Daha derin bir siyasal hesaplaşmadır.

Emek merkezli bir programdır.

Kamusal çıkarı yeniden kuran bir yönelimdir.

Laikliği ve kamuculuğu pazarlık konusu yapmayan bir siyasal iradedir.

Ve en önemlisi, halkı bekleyen değil, harekete geçen özne haline getiren bir mücadele çizgisidir.

Sonuç olarak soru şudur:

İktidarı mı değiştirmek istiyoruz, yoksa onu üreten düzeni mi?

Bu soruya açık yanıt verilmedikçe, Türkiye daha çok seçim yaşar, daha çok isim tartışır, daha çok umut tüketir.

Ama aynı yerde döner.

Çünkü böylesi emek düşmanı iktidarları üreten sermayenin/holdinglerin düzeni yerinde duruyorsa, iktidar değişse bile sonuç değişmez...

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X