KURALLARA DAYALI DÜZENİN SONU, Emperyalizmin vahşeti

12 Mart 2026 02:42
İşin en ironik tarafı ise eskiden utanırlardı. Bir mahkeme görüntüsü verirdi. Bir iç isyan hikâyesi yazardı. Bir “yerel aktör” bulurdu. Şimdi ona da gerek duymuyorlar. Çünkü güç sarhoşluğu böyle bir şeydir.

**

Dünya yıllarca bir masala inandırıldı.

Adına “kurallara dayalı düzen” dediler.

Hesapta kurallar vardı.

Ama herkes için değildi.

Hukuk vardı.

Ama güçlüler için değil.

Egemenlik vardı.

Ama küçük devletlere kadar.

Demokrasi vardı.

Ama petrol kuyularına kadar.

Sonrası?

Sonrası füze.

Sonrası ambargo.

Sonrası işgal.

Sonrası suikast.

Dünya siyasetinin büyük tiyatrosu buydu.

Sahnenin ortasında Amerika.

Yanında İsrail.

Dekorda Birleşmiş Milletler.

Arka planda petrol şirketleri.

Fondaki müzik: özgürlük.

Ne kadar zarif bir sahne.

Önce bir ülkeyi “tehdit” ilan et.

Sonra liderini “diktatör” yap.

Ardından halkını “kurtarma operasyonu” başlat.

Bombala.

Yık.

Parçala.

Sonra da buna “barış” de.

Irak’ta böyle oldu.

Libya’da böyle oldu.

Suriye’de böyle oldu.

Şimdi İran üzerinden yeni bir perde açılıyor.

Aslında mesele çok eski.

1648’de Avrupa savaşlardan yorulunca bir karar aldı.

Devletlerin egemenliği dokunulmazdır dediler.

Sınırlar ihlal edilemez dediler.

İçişlerine karışılmaz dediler.

Buna "Westphalia(Vestfalya) " düzeni dediler.

Yüzyıllarca uluslararası sistem bunun üstüne kuruldu.

Sonra Amerika çıktı sahneye.

Önce bu düzenin bekçisi gibi konuştu.

Sonra yavaş yavaş kazmasını vurdu.

1991 Irak.

2003 Irak işgali.

2011 Libya.

Suriye iç savaşı.

Venezuela operasyonları.

Şimdi İran.

Her adım aynı mesajı verdi.

Kurallar sizin için.”

Bizim için değil.

Çünkü imparatorlukların tek hukuku vardır:

Güç...

Bu yüzden bugün olan biteni sadece bir suikast diye okumak eksik kalır.

Bu bir siyasi mesajdır.

Şunu söylüyorlar:

Masada konuşuyor olsanız bile vurabiliriz.

Müzakere sürüyor olsa bile öldürebiliriz.

Devlet başkanı olmanız bile sizi korumaz.

Bu cümle dünyada büyük bir şey kırar.

Diplomasi kırılır.

Söz kırılır.

Güven kırılır.

Çünkü eğer masa başındaki adam öldürülebiliyorsa artık hiçbir masa güvenli değildir.

O zaman küçük devlet ne düşünür?

Demek ki hukuk yok, silah lazım.”

Bölgesel güç ne düşünür?

Demek ki müzakere yetmez, caydırıcılık lazım.”

Halklar ne düşünür?

Demek ki demokrasi nutukları füze menziline kadar.”

Sonra dönüp, “neden dünya daha istikrarsız oluyor?” diye soruyıruz.

Çünkü siz devlet yıkıyorsunuz.

Çünkü siz yalnız şehirleri değil, dengeleri de parçaladınız.

Irak’ı yıktınız.

Libya’yı kabile savaşına bıraktınız.

Suriye’yi vekâlet savaşlarının laboratuvarına çevirdiniz.

Sonra dönüp “istikrar getirdik” diyorsunuz.

Bu bir doktorun hastayı öldürüp “ateşini düşürdüm” demesine benziyor.

Ama işin en ironik tarafı ise eskiden utanırlardı.

Bir mahkeme görüntüsü verirdi.

Bir iç isyan hikâyesi yazardı.

Bir “yerel aktör” bulurdu.

Şimdi ona da gerek duymuyorlar.

Çünkü güç sarhoşluğu böyle bir şeydir.

Önce vicdanı öldürür.

Sonra dili bozar.

Sonra cinayeti başarı diye anlatmaya başlar.

Bugün olan tam olarak budur.

Artık suikast jeopolitik hamle diye anlatılıyor.

Devlet yıkımı bölgesel düzen diye pazarlanıyor.

Bombalar insan hakları operasyonu oluyor.

İnsan bazen kelimelere üzülüyor.

Barış” kelimesine.

Hukuk” kelimesine.

Düzen” kelimesine.

Ama Washington üzülmüyor.

Tel Aviv üzülmüyor.

Onların sözlüğünde yeni bir kelime var:

Hegemonya.

Hegemonya zayıfladıkça panik artar.

Panik arttıkça hukuk azalır.

Hukuk azalınca güç konuşur.

Güç konuşunca dünya daha tehlikeli olur.

Bugün yaşadığımız şey tam olarak bu.

Dünya bir eşikte.

Savaşların birbirine bağlandığı bir eşik.

Ukrayna’da savaş.

Ortadoğu’da genişleyen çatışma.

Asya’da gerilim.

Latin Amerika’da baskı.

Hepsi birbirine bağlı.

Hepsinin arkasında aynı soru var:

Enerji yollarını kim kontrol edecek?

Çünkü jeopolitiğin gerçek dini budur.

Petrol.

Doğalgaz.

Ticaret yolları.

Boğazlar.

Haritalar.

Ve bu haritaların üstünde yaşayan milyonlarca insan.

Bütün mesele bu.

Ama tarih bazen zalim bir ironiyle yazar.

Dünyaya hukuk dersi verenler, hukukun mezar kazıcısı olur.

Dünyaya demokrasi vaazı verenler, halk iradesinin celladı olur.

Dünyaya medeniyet satanlar, geride harabeler bırakır.

Bugün gördüğümüz şey bir düzenin zaferi değil.

Bir düzenin çöküşüdür.

Kurallara dayalı düzen” denilen şey belki de ilk kez bu kadar çıplak görünüyor.

Kurallar yok.

Sadece güç var.

Ve kelimelerin öldüğü yerde tarihin en tehlikeli dönemleri tam da böyle başlar!..

YAZARIN DİĞER YAZILARI

Yazarın tüm yazıları
X