İTTİFAK DEDİĞİN ŞEY, NİKÂH DEĞİL. Faşizme karşı sosyalistler, CHP ve işçi sınıfı!
Peki, bu otobüste sosyalistler nerede?
Kimi ayakta, kimi koridorda, kimi de arka koltukta birbirini didikliyor.
“Sen gerçek sosyalist değilsin, ben daha sosyalistim.”
Devrim yok, işçi yok, kitle yok…
Ama “en doğru çizgi” bol, “en devrimci laf” sınırsız.
İşçi sınıfı mı?
Asgari ücretle açlık sınırının arasında sıkışmış, işten atılma korkusuyla nefes alamıyor.
Sendika ağaları, patronla aynı masada poz verirken; işçi, mesai çıkışında eve ekmek derdinde.
Genel grev, genel direniş, fabrikadan meydana yürüyüş…
Bunlar şimdilik bildirilerde, afişlerde, Twitter flood’larında.
Sokakta ise parça parça direnişler, birikemeyen öfkeler var.
Ortada güçlü bir sınıf hareketi yoksa, sosyalist partiler de biraz “ordusuz general” rolünde deniyor.
Tam bu tabloda bir de CHP gerçeği var.
Bugün memlekette kitlesel politik hareket nerede?
Fabrika önünde değil, miting meydanında.
Öncüsü kim? CHP.
Eksikleri var mı? Var.
NATO’cu mu? Evet.
Batıcı mı? Evet.
Burjuva mı? Onun da tartışması yok.
Ama mesele şu:
Faşizm kapıya dayanmışsa, o kapının önünde kim duruyorsa, orası mücadelenin güncel mevzisidir.
Bugün Saray rejimi CHP’ye, DEM'e, sosyalistlere, gazetecilere, öğrencilere, kadınlara, herkese saldırıyor.
Yani demokrasi mücadelesi, bir “CHP güzellemesi” değil; toplumun en geniş kesimlerinin faşizme karşı mecburi müdafaasıdır.
Tam burada bazı sosyalist partiler, eline cetveli alıp çizgi çekiyor:
“CHP NATO’cu, Batıcı, düzen partisidir. Biz onunla aynı karede görünmeyiz.
Biz dominant olmalıyız.
Tali unsur olmayız.
Biz devrimciyiz.”
Güzel.
Kâğıt üzerinde mükemmel…
Peki, sahada kaç işçi var yanında?
Kaç üniversiteli?
Kaç gecekondu mahallesi?
Kaç fabrikada, kaç mahallede, kaç sendikada gerçek gücün var?”
Dominant olmak istiyorsan, önce ortada bir kuvvet olman gerekiyor.
İttifakları reddederek değil, mücadeleye girerek, işçi ve emekçilerin güvenini kazanarak “dominant” olursun.
Kimse kimseye, “Buyur gel, başımıza geç” demez.
Hele Türkiye siyasetinde hiç demez.
Bugün Türkiye’deki sosyalist hareketin görevi, CHP’ye yedeklenmek değil; Aksine
CHP’nin de hedefi olmayan demokrasi ufkunu genişletmek, mücadeleyi laiklik, özgürlük, eşitlik ve emekçilerin sosyal talepleriyle derinleştirmek.
Ama bunu yapmanın yolu, kenara çekilip CHP’ye sövmek değil; Aynı yönde akan demokrasi cephesine kendi rengini, kendi sözünü katmaktır.
Yani, mitingde aynı yöne yürüyüp, kürsüde farklı söz söylemektir.
İttifak dediğin şey, nikâh değil.
Program değil, ortak mücadele zemini.
Demokrasi, hak ve özgürlükler için yan yana gelirsin, sosyalizm için ayrı bayrak taşırsın.
Anlaşamadığın yerde eleştirini yapar, ama önce omzuna düşen faşizmi püskürtmek için yan yana durursun.
Bazı sosyalistlerin düştüğü hata, tam da burada.
Demokrasi mücadelesini “liberal oyun”, CHP ile paralel yürümeyi “sapma” ilan ederken, ulusalcı, sosyal-şoven çevrelerin diline, korkularına göz kırpıyor.
Bu çizgi, cumhuriyeti kuranların bile gerisine düşmektir;çünkü onların hiç değilse “halkı birleştirelim” diye bir derdi vardı.
Bugün Türkiye’deki sosyalist hareketin önünde iki yol var:
Ya “en saf biziz” diyerek kenarda durup, faşizmle demokrasi arasındaki büyük kavganın seyircisi olacak…
Ya da işçi sınıfının gerçek zayıflığını, kendi güçsüzlüğünü dürüstçe görüp,işçilerin, emekçilerin, gençlerin, kadınların yer aldığı geniş demokrasi cephesine kendi rengini taşıyacak.
Birinci yol rahat.
İkincisi zahmetli.
Ama bir gerçek var:
İşçi sınıfı, faşizme karşı, demokrasi ve özgürlükler için mücadele etmeden,
bedel ödemeden, sınıf bilincini büyütmeden,
ne sosyalizm gelir, ne komünizm.
Kısacası…
Bu memlekette faşizm otobüsü hızlanırken,
sosyalistlerin görevi, şoföre uzaktan laf atmak değil,
otobüsü durdurmak için kapıya yüklenenlerle omuz omuza vermek,ve o kavganın içinden çıkacak yeni yol ayrımında, işçi sınıfına kendi istikametini gösterebilecek bir güç hâline gelmektir.
Yoksa her şey sadece şu soruda kalır:
“Yoldaş, senin kaç askerin var?”...
10 KASIM!..
Sabah erkenden kalktıktan sonra, traş olup en temiz elbiselerimi giyeceğim.
Yeni boyanmış ayakkabılarımı giyip, gittikçe artan saygı, minnet ve özlemle varlığımı borçlu olduğum "O " büyük insanın huzuruna çıkacağım.
İşbirlikçi, teslimiyetçi ihanet şebekelerinin yardımı ile namusumuz olan vatan topraklarını işgalci emperyalist askerlerin postalları altında ezilmekten kurtarıp, onurlu bağımsız devlet kuran;
Devrimleri ile laik, sosyal bir hukuk devletinin temellerini atıp, özgür, üreten, huzurlu ve mutlu bireylerden oluşan çağdaş toplum yaratma hedeflerini koyan;
Emperyalist sömürgecilere karşı verdiği savaş ile tüm mazlum milletlerin umudu, kahramanı olan;
Fikri hür, vicdanı hür ve irfanı hür nesiller yaratma ideali olan;
"O" en büyük devrimcinin önünde saygı ile eğileceğim.
Ve "O" na emanetine sahip çıkamadığım için mahçup ve üzgün olduğumu söyleyeceğim.
Saygı, özlem, minnet ve rahmetle anıyorum!.. (2017)
- Toplam 1 yorum
Erdoan 19:36 - 12 Kasım 2025
Sosyalizmin adına yada devrimciler adına konuşamazsın öyle bir ehliyetin yok işçi sınıfı adına hiç yok! chp cilik yapmak istiyorsan git yap sosyalislere ayar vermek sana mı düştü. Chp içinde vekil pazarlığı yapmak zor yol ama bağımsız bir sosyalist hat yaratmaya çalışmak kolaycilik öylemi işine bak.
YAZARIN DİĞER YAZILARI
- Yağmur duasına bütçe, bilime kuraklık 25 Nisan 2026 Cumartesi
- Güçlü lider masalı, monarşi tavsiyesi 24 Nisan 2026 Cuma
- Sandıkta yenemeyenin, yargı eliyle CHP’yi bölme operasyonu... 23 Nisan 2026 Perşembe
- Memleketin pası. Halkın teri. Devletin suskunluğu 22 Nisan 2026 Çarşamba
- Çocukları Susturanlar, Memleketi Çürütür 20 Nisan 2026 Pazartesi
- Mesele kelime değil. Zihniyet 17 Nisan 2026 Cuma
- Mecburi üyelik 16 Nisan 2026 Perşembe
- Urgan Gitti, Kurucu İrade Geldi: Bahçeli 15 Nisan 2026 Çarşamba
- Çözüm süreci mi. Hesap süreci mi (1) 14 Nisan 2026 Salı
- Adaletin terazisi kırıldıysa, zincirin sesi büyür 13 Nisan 2026 Pazartesi